Bu eski mahallemizden küçük bir hikaye. Anlatmaya Ahmet Dayı'yla başlayacağım.
Ahmet Dayı bilmem kaç yılında bilmem nerede doğmuş. ''Ben zaten haliyle hatırlamıyorum, hatırlayanların da hepsi öldü.'' diyor kendisi.
3 yaşından beri aynı mahallede yaşıyor. Doğduğundan beri de aynı apartmanda. Belediye Ahmet Dayı 3 yaşındayken mahallenin ismini değiştirince bir anda bu mahallenin Ahmet Dayı'sı oluvermiş Ahmet Dayı. O günden beri baktı beğenmedi birşeyleri ''Ben sürgün yemiş adamım.'' ya da ''Ben başka mahalleden bir gurbetçiyim.'' oluveriyor aynı apartmandaki Ahmet Dayı.
Hatırımda ömür boyu unutamayacağım bir anı var Ahmet Dayı'nın vesile olduğu.
Bir gün anahtarlarını içeride unutan Ahmet Dayı yan komşudan çilingiri arıyor. Daha doğrusu meyhaneyi. Her akşam olduğu gibi o akşam da çilingir kendi sofrasında yiyor yemeğini.
Çilingir dediğimde öyle aklınızda bir dükkan olarak canlanmasın. Mahalle insanı samimiyetinde bir müessese. Çilingir abi diyelim. Adını hatırlamıyorum. Hiç öğrenmemiş de olabiliriz mahlledeki akran grubu olarak.
Çilingir abi sallana sallana alıyor takım taklavatı dükkandan, gidiyor Ahmet Dayı'nın evine. Alkolün verdiği tereddütten olsa gerek önce bir olmayan kapıyı açmaya çalışıyor. Çünkü emin kendisinden. Orada bir kapı var ve kendisi çok içti. Sonra...
Hikayenin o akşamki kalan kısmı yan komşu Melahat Abla'yı ayıltmaya gelen ambulansla son buluyor.
Ahmet Dayı'nın beklemekten sıkılıp kırdığı, artık olmayan kapıyı açmaya çalışan ve haliyle beceremeyen çilingir abi durumu meslek profesyonelliğine yediremeyip o akşamki görevini karşı kapıda tamamlamaya karar vermiş. Sonuçta bir kapı açmak için orada. Melahat Abla tıkırtıya uyanıp bayıldığında çilingir abi dış kapıyı halletmiş, anahtarsız yatak odası kapını açmakla meşgulmüş.
Vesselam kendi evine hırsız gibi giren çilingir abi karısını bayıltıp günü noktalıyor.
Olayın ertesi günü annem beni Ahmet Dayı'ya, kendisiden iki gün önce aldığımız musluk anahtarını geri vermeye yolladı. Hayatımdaki en önemli hadiselerdendir. Sigortasız çocuk işçi olarak işe başladım o gün Ahmet Dayı'nın kapısında.
Ben ne bileyim çocuk aklımla. ''Mukayyet ol eve.'' deyip elime para sıkıştırınca Ahmet Dayı'nın bir önceki gece kırdığı kapı oluverdim. Üstelik mesayi saatlerim belli deil.
Arada acıkınca Ahmet Dayı'nın verdiği 2 paradan 1'ini de yemek yiyene kadar benim yerime kapı olsun diye arkadaşım Mustafa'ya kaptırdım. Ama o Mustafa ne anlar kapı olmaktan. Döndüğümde bütün mahheden arkadaşlarım içeride oynuyorlardu. ''Kırıldım ben, Osman geldi tekmeledi, kırdı beni.'' diyor bir de kapçık. Görev bilinciyle hemen attım hepsini dışarı. Çünkü kapı olmak bunu gerektirir.
Annemler o gece beni çok aramışlar. Bense Ahmet Dayı'yı bekledim kapısında. Karşı komşu Melahat Abla olsa farkederdi beni. Ama yoktu işte...
Ahmet Dayı da yoktu. Bir ben vardım. Evet. Çelik gibi sağlam otomatik kapı ben.
Ahmet Dayı sabaha karşı gelmiş o akşam. Çilingir abi olayları anlatmış Ahmet Dayı'ya sofrasında.
Melahat Abla hiç gelmedi. O zamandır çilingir abi anahtarsız açıyor kapıyı. Son gördüğü gün gibi Melahat Abla'yı.
Ahmet Dayı evi kışa kadar kapısız ve en önemlisi bensiz kullandı. Yeni kapı takıldıktan 3 sene sonra Ahmet Dayı mahallemin Ahmet Dayı'sı olmayı bıraktı. İsim değişikliği değil bu sefer. Biz taşındık.
Ahmet Dayı da 4 sene önce mahhaleden ayrılmış. Benden 7 yıl sonra... Giderken de not bırakmış. Öyle duygulu dokunaklı bir şey değil hani. Kopartıldığı 4 ortalı çizgili defterin yanına bırakılan kağıtta tek cümle varmış. ''CIA peşimde, gitmem lazım.''
Gitti mi desem geldi mi desem bilemedim. Ahmet Dayı ikinciye taşındı ve şu an bizim mahllede. CIA'den çok kaçamamış. Ama artık daha güvende olduğunu düşünüyor.
3 yaşından beri aynı mahallede yaşıyor. Doğduğundan beri de aynı apartmanda. Belediye Ahmet Dayı 3 yaşındayken mahallenin ismini değiştirince bir anda bu mahallenin Ahmet Dayı'sı oluvermiş Ahmet Dayı. O günden beri baktı beğenmedi birşeyleri ''Ben sürgün yemiş adamım.'' ya da ''Ben başka mahalleden bir gurbetçiyim.'' oluveriyor aynı apartmandaki Ahmet Dayı.
Hatırımda ömür boyu unutamayacağım bir anı var Ahmet Dayı'nın vesile olduğu.
Bir gün anahtarlarını içeride unutan Ahmet Dayı yan komşudan çilingiri arıyor. Daha doğrusu meyhaneyi. Her akşam olduğu gibi o akşam da çilingir kendi sofrasında yiyor yemeğini.
Çilingir dediğimde öyle aklınızda bir dükkan olarak canlanmasın. Mahalle insanı samimiyetinde bir müessese. Çilingir abi diyelim. Adını hatırlamıyorum. Hiç öğrenmemiş de olabiliriz mahlledeki akran grubu olarak.
Çilingir abi sallana sallana alıyor takım taklavatı dükkandan, gidiyor Ahmet Dayı'nın evine. Alkolün verdiği tereddütten olsa gerek önce bir olmayan kapıyı açmaya çalışıyor. Çünkü emin kendisinden. Orada bir kapı var ve kendisi çok içti. Sonra...
Hikayenin o akşamki kalan kısmı yan komşu Melahat Abla'yı ayıltmaya gelen ambulansla son buluyor.
Ahmet Dayı'nın beklemekten sıkılıp kırdığı, artık olmayan kapıyı açmaya çalışan ve haliyle beceremeyen çilingir abi durumu meslek profesyonelliğine yediremeyip o akşamki görevini karşı kapıda tamamlamaya karar vermiş. Sonuçta bir kapı açmak için orada. Melahat Abla tıkırtıya uyanıp bayıldığında çilingir abi dış kapıyı halletmiş, anahtarsız yatak odası kapını açmakla meşgulmüş.
Vesselam kendi evine hırsız gibi giren çilingir abi karısını bayıltıp günü noktalıyor.
Olayın ertesi günü annem beni Ahmet Dayı'ya, kendisiden iki gün önce aldığımız musluk anahtarını geri vermeye yolladı. Hayatımdaki en önemli hadiselerdendir. Sigortasız çocuk işçi olarak işe başladım o gün Ahmet Dayı'nın kapısında.
Ben ne bileyim çocuk aklımla. ''Mukayyet ol eve.'' deyip elime para sıkıştırınca Ahmet Dayı'nın bir önceki gece kırdığı kapı oluverdim. Üstelik mesayi saatlerim belli deil.
Arada acıkınca Ahmet Dayı'nın verdiği 2 paradan 1'ini de yemek yiyene kadar benim yerime kapı olsun diye arkadaşım Mustafa'ya kaptırdım. Ama o Mustafa ne anlar kapı olmaktan. Döndüğümde bütün mahheden arkadaşlarım içeride oynuyorlardu. ''Kırıldım ben, Osman geldi tekmeledi, kırdı beni.'' diyor bir de kapçık. Görev bilinciyle hemen attım hepsini dışarı. Çünkü kapı olmak bunu gerektirir.
Annemler o gece beni çok aramışlar. Bense Ahmet Dayı'yı bekledim kapısında. Karşı komşu Melahat Abla olsa farkederdi beni. Ama yoktu işte...
Ahmet Dayı da yoktu. Bir ben vardım. Evet. Çelik gibi sağlam otomatik kapı ben.
Ahmet Dayı sabaha karşı gelmiş o akşam. Çilingir abi olayları anlatmış Ahmet Dayı'ya sofrasında.
Melahat Abla hiç gelmedi. O zamandır çilingir abi anahtarsız açıyor kapıyı. Son gördüğü gün gibi Melahat Abla'yı.
Ahmet Dayı evi kışa kadar kapısız ve en önemlisi bensiz kullandı. Yeni kapı takıldıktan 3 sene sonra Ahmet Dayı mahallemin Ahmet Dayı'sı olmayı bıraktı. İsim değişikliği değil bu sefer. Biz taşındık.
Ahmet Dayı da 4 sene önce mahhaleden ayrılmış. Benden 7 yıl sonra... Giderken de not bırakmış. Öyle duygulu dokunaklı bir şey değil hani. Kopartıldığı 4 ortalı çizgili defterin yanına bırakılan kağıtta tek cümle varmış. ''CIA peşimde, gitmem lazım.''
Gitti mi desem geldi mi desem bilemedim. Ahmet Dayı ikinciye taşındı ve şu an bizim mahllede. CIA'den çok kaçamamış. Ama artık daha güvende olduğunu düşünüyor.
Yorumlar
Yorum Gönder