Güncellemeler Yorum Kafalar linki üzerinde devam ediyor.
Oluşturulma 03.02.2017
Bu sayfada şahit olduğum işlerle ilgili rasgele
seçimlerle çok detaya inmeden kritikler vereceğim. Yer yer gömüp yer yer
yücelteceğim daha gerçek bir alan olacak. Ben daha çok şöyle de demiş
olabilirim tabi “Şu köşeye çörekleneyim de azcık gebeş gebeş üfüreyim”.
(Şu yandaki sayılar da 10 üzerinden puanım,
yanında bir de « varsa asla kaçırmayın.)
Pencere (10.10.16,
İzmir Tepekule Kültür ve Kongre Merkezi)
8.5«
Kış uykusundaki o bitmesini asla
istemediğiniz ikili gerilimi bir kez daha hissedeceksiniz. Mükemmel flu
çizgilere ve impresyonist blurluğunda duygulara arsız bir iştahla yumuluyorsunuz.
Beni benden aldı. Enfes bir metin ve oyunculuk. İzlediğim yer de güzeldi. Çok
mutlu ayrıldım. Bunun dışında Esra Bezen Bilgin’in ne kadar cılız
öfkelendiğini, sesinin bedenini de nasıl sınırladığını, Haluk Bilginer’in nasıl
üzülemediğini ve Kürşat Demir’in sahnede olduğuna nasıl mutlu olduğunu
görebilirsiniz. Çocuğun gözünün içi gülüyor resmen, yerler lan seni.
Al Di Meola (15.11.16,
İstanbul Zorlu Performans Sanatları Merkezi)
3
Azcık daha ders alması lazım. Yani Al Di
Meola abi en nihayetinde, kesin gidelim dedik… Bak sinirlendim. Sen kim
olduğunun farkında mısın be adam? Git onca güzel iş çıkar, Paco De Lucia’larla
çalış sonra gel buraya, cacık. Tuşesi bok gibi. Onlarca fonksiyon var arada,
ona rağmen cart curt sesler dolu. Akış yok. Ebelenirim diye sahaya inmiyor adam.
Ortalama bir davulcu eşliğinde ortalama ortalama takıldılar durdular. Düğün,
nişan ve yemeklerinize çağırabilirsiniz. Başta izlediğimiz yer aşırı kötüydü.
Üçüncü balkondan abinin sadece tepesini görebildik ilk yarı. Sonra kaçak göçek
alt kata indik. Dedik acaba yerimizden dolayı mı kötü geliyor bize. Yok,
aşağıdan da kötü adam. İkinci yarının ortasında dayanamadık çıktık. Eve gittik
spotify’dan açtık kendisini de azcık yatıştık. Baya mutsuz etti. Hadi yine
etiketine üç verdim ama asla gitmeyin. Ayrıca artık penayı da bırakmalısın Al
Di’cim. Yaşın kaç başın kaç oldu. Lütfen yani.
Güncelleme 04.02.2017
Balkanlardan Gelen Soğuk Hava Dalgası (24.01.17, İstanbul Pera Müzesi)
7.5«
İşte size uyumsuzluğun, kargaşanın, fraksiyonların,
olacak ama bir türlü olamayanların mükemmelliği. Tembellikten doğan, seri
üretimin hissizliğinden uzak coğrafyaların güzel bir derlemesi. Mladen
Miljanovic At The Edge ve Praise of Laziness, Vadim Fishkin Sugar Twins ve
Adrian Paci Piktori’yi not ettirmiş bana. Hadi iyi eğlenceler.
Ben Geldim
Gidiyorum (2011, Metin Akdemir)
8
Ayrıntılara odaklanan güzel bir kurgu. İstanbul karmaşasına
işlemiş canlı motifleri konu alıyor. Şu linkten ulaşabilirsiniz. Çok
güzel bir fish eye kullanımı var, yer yer bireyleri ve enstrumanlarını fondan
güzel ayırmış. Belgesel izler bir uzaklık yerine içeriden biri gibi hissettiren
yakın çekimler amaca çok uygun ve hikayeyi tamamlıyor. Yorgancıyım! Niyazi
Aydemir ve Ben geldim gidiyorum! İsmet Gündoğdu 40’ta da karşımıza çıkıyor. Onu
da hemen bunun altına yazayım da hikaye tamamlansın hatta.
40 (2009, Emre Şahin)
7.5
Kısık Ateşte 15 Dakika, Anlat İstanbul gibi bireyleri bir
araya toplayan İstanbul’un kesişen hikayelerinin filmi. Fakat daha derli toplu,
bütüncül bir metin. Ayrıca çok daha güzel bir anlatısı var. Ben Geldim Gidiyorum’daki
Niyazi Aydemir’i şuranın devamında, İsmet
Gündoğdu’yu da şuranın devamında arka
planda görebilirsiniz. Zamanında internette araştırıp bir bağlantı
bulamamıştım. Rassal olarak denk gelmesi de ilginç.
Oliver’s Cinema,
Act 2 (2015, Eric Vloeimans)
8.5«
Şuradan ulaşabilirsiniz. Harry
Bo, Fun in the Sun ve Romeo & Juliet’i hele asla atlamayın. Eric amca Tuur
Florizoone ve Jörg Brinkmann ile birlikte yaptığı bu albümün şuradan ulaşabileceğiniz kapağı
daha güzel Act 1 niteliğindeki ilkini de 2013’de çıkardı. Ona da bakın, hatta
Aladdin’i dinlemeden geçmeyin onda da. Aladdin’i dinledikten sonra Act 2’deki
Valse Au Chocolat’a geri dönün, yer yer arkada Aladdin’i duyacaksınız.
Güncelleme 12.02.2017
Moby Dick – Beyaz
Balina (13.01.17, Ankara Akün Sahnesi)
2
Çok kötü lan. Leş bir anlatıcılık, kötü nesne
kullanımları, her ayrıntıyı bir de lafla anlatmaya çalışan bir yaklaşım. Yani ellerinde
bu kadar imkan olup da nasıl bu kadar kötü işler çıkarıyorlar hayret. Utansınlar.
Bu oyundan hemen önce de yine DT Ankara’nın Yeraltından Notlar’ına gitmiştim. O
da anlatıcı oyunu olarak kurgulanmıştı, o da berbattı. Neyse dayanamadım
yarısında çıktım oyunun. İyi bir anlatıcılık istiyorsanız Sali’yi dinleyin. Onu
da bunun hemen altına yazıyorum.
Çalgıcı Gülali Masalı (28.01.17, Ankara Yol Atölye)
9«
Naif ve yaratıcı. Bir zaman önce ODTÜ Tiyatro
Festivali’nde de izlemiştim. O zamanlar da çok güzeldi. Şimdi süper olmuş. Mükemmel
anlatıcılık. Sali pür dikkat dinlettiriyor. Uygar’la çok tatlı bir ikililer.
Kaçırmayın.
Black Coal, Thin
Ice (2014, Yi’nan Diao)
8.5«
Leziz. Her uzak doğu filmi gibi başta “yahu bu, bu değil
miydi, e bu da bu, hepsini aynı oyuncuya oynatmışlar lan, bu kadar mı bütçesiz
bu film” oldum ama zamanla oturdu. Meğer yine onların hepsi farklıymış. Son
dönemin trendlerinden, şehir hayatında yalnızlaşan insan bla blası. Ama baya
iyi bir bla bla. Cennet kadar sıkmayan bir anlatısı var. Film biraz televizyon
için yapılmış sanki. Nesneler hep çok büyük gelmişti perdede. Sonu çok güzel.
Patlayan havai fişekler eşliğinde bir kutlama havası, olayların çözüldüğüne küçük
bir işaret ama bir yandan da yeni bir karmaşanın da başlangıcı.
Hissedeceksiniz.
Joko’nun Doğum
Günü (28.01.17, Ankara İrfan Şahinbaş CS.)
6.5
Yer kalmıyormuş. Açıldığı gibi tükeniyormuş biletler diye
gittik sabahın köründe bilet aldık bu oyuna. Almasak da olurmuş. Meh. İlk
yarısı Santiago Grasso’nun El Empleo’suydu resmen. Güzel kurgulanmış yerleri de
vardı tabi şimdi çok da gömmeyeyim o kadar da kötü değil. Ama body percussion
yaptıkları yerler falan hani böyle çeşitlenecekmiş de oyun tam olamamış gibi.
İkinci yarı kıyasla daha güzeldi, ama hikaye bir anda kopup çok başka bir
bahçede oynamaya başlayıp akşam ezanından bile sonrasına kaldı. Keşke azıcık
daha tatlı geçişler olsaymış.
Devam Zorunluluğu (2016, Erdal Ozan Metin)
8«
Youtube’da vardı eskiden ama kaldırmışlar. Önce Yağmur
Özbasmacı Mermer’in anlatısına sonra Erdal Ozan Metin’in metnine hayran bırakan
bir kısa. Kamera azıcık daha iyi olabilirmiş, fakat bütçe yoktur sanıyorum ki.
Sabit ve tek kameraydı diye hatırlıyorum. Bulursanız bir yerlerden kaçırmayın.
Dance of the
Invisible Dervishes (01.08.13, Ankara Cer
Modern)
9.5«
Dhafer Youssef’un ekibini bulduğunu düşündüğüm
konser. Taksim Trio’dan tuş gezgini Hüsnü Şenlendirici ve yüzüksüz kanuni Aytaç
Doğan ikilisiyle oluşturduğu inanılmaz sentez dünyalı davulcu Chander Sardjoe
ve basta Audun Erlien’in konstrüksiyonunda yükseliyor. Dhafer Youssef’u birkaç
kere daha dinledim fakat bu kadar zevk aldığım başka projesi yok. Aynı yıl
turnenin İstanbul’daki ayağından küçük bir kesite şuradan ulaşabilirsiniz. Etkinlikte gördüğüm tek sıkıntı Cer Modern. Kendisi
Mükemmel etkinlikleri leş etmekte usta. Yine naylon sandalyelerle, kötü yönetim
ve yerleşimle yakışanı yapmış. Gerçi etkinlik de Altus Organizasyon tarafından
gerçekleştirilmişti, leşlik paylaşımları kendi aralarında nasıldır bilmiyorum.
Ama denk gelirseniz sağda solda ne olursa olsun kaçırmayın.
Komik Olan Ben Değilim, Cem İşçiler (05.02.16, Ankara Moral Sahne)
7
Sıfır beklentiyle gittim. Meğer tanınan
biriymiş de haberim bile yokmuş. Samimiyetine hayran kaldım Cem İşçiler’in.
Sanki öylesine evin salonunda sohbet çeviriyormuşçasına yumuşak bir
interaktifliği var gösterinin. Kasmayan, hadi şimdi güleceğiz, çok eğlenmeliyiz
yaklaşımından uzak, pamuk gibi bir güldürü.
Güncelleme 19.02.2017
Düğümlere Üfleyen Kadınlar (18.01.16, Ankara Ruhi Bey Sahnesi)
8«
Gidin de bir Başak Vural seyredin.
İnanılmaz. Oyuncu olsam kendisiyle oynamak istemem. Beste Tunçay’ı bir hafta
kadar öncesinde Apaçi Gızlar’la Mek’an Sahne’de izlediğimde ne kadar güzel
oynuyor demiştim. Bu oyundan sonra fikrim değişti resmen. Başak abla herkesi
siliyor sahneden. Tabi Apaçi Gızlar’daki performans da Şamil Yılmaz’ın
oyuncuları daha serbest bırakan yaklaşımının bir yanılsaması olabilir. Mükemmel
bir Ece Temelkuran uyarlaması. Bir tane daha var, aklıma geldi, onu da bunun altına
yazayım.
Bütün Kadınların Kafası Karışıktır (26.10.2016, İzmir Tepekule Kültür ve Kongre
Merkezi)
8.5«
Zaten ekip yıldızlar geçidi. Bir kere
Şebnem Sönmez var, Zeynep Kankonde var, Kadir Çermik var. Öte yandan bir de bu
ekibe yaslanmış başrol oyuncumuz Deniz Çakır var. Yine bir Ece Temelkuran
uyarlaması, yine leziz. Oyunun ayrıca şöyle küçük de bir hikayesi oldu benim
için. Oyun sonrasında Sıla’yla konuşup gaza gelip Ece Temelkuran’a mail attım.
Asistanını tanıdığımı öğrendim. Sağolsun beni filtreledi. Profesyonel hayatın
azcık daha gevşemesi lazım. Kalp Yasemin, öpçük.
Dilek Türkan
(15.11.2014, Ankara Meb Şura Salonu)
3
Nasıl olur da çok kere hem detone hem
sürtone olabilir. Zaten nasıl olur da bir kere de çalınmadı. Yoksa çalındı mı,
hatırlamıyorum. Gömeceğim ya, nereden tutacağımı şaşırdım, bir dakika,
toparlanayım.
Şaka gibiydi Dilek abla. Enstrümanlar da
ön plana geçip ipleri ele hiç almadı, zaten kötü de tonlanmışlardı. O kadar
sanatçısınız, bir solo, bir atak. Akın gidin bir ya. Keyifsiz, sevimsiz bir konserdi.
Zihnimdeki İncesaz yıkıldı.
Eskiden, yani ben çok ufakken, o zamanlar İstanbul’a
Dair serisinin Üç’ü yeni çıkmıştı. Arabada sürekli Bayram’ı açtırırdım. Aman
allahım nasıl tatlı bir şey o. Perküsyonların düzenlemeyi nereye taşıdığını
görün. Mükemmel zil kullanımı, parmak, üçgen ve tef. Gitti hepsi işte. Dilek
Türkan deyince aklıma geldi. Şunun altına da onu yazayım.
Renaud Garcia – Fons & Derya Türkan “ Silk Moon” (07.03.16, Ankara Ankara Palas)
7
Birlikte çıkardıkları Silk Moon albümünün
konseriydi. Klasik kemençe üstadımızı aslında hiç sevmem. Ağır, yavaş, esnetir
yani beni. Tutmuş bir gamı yukardan aşağıya düşe düşe dümdüz çalıyor gibi
hissettiriyor bana. Bir yerden sonra kendisini dinlemeyi bırakır zihnim. Ama
Garcia Fons’a hayranım. Çok tatlı esleri, güzel bir agresifliği var. Değişik
bir birliktelik olmuş. Aradaki keskin farkı yine Silk Moon albümünden, şuradan ulaşabileceğiniz, Bosphorus Nostalgia’da görebilirsiniz zaten. İlk yarı
Derya sonra Renaud. Konserde sadece ikisi vardı, altyapı elektronik olarak
dahil edilmiş. Bir orkestrayla, daha güzel bir yerde olsaydı konser ve tabi ki
Silk Moon albümüyle kısıtlı kalmayan, daha çok Garcia Fons dinleyebileceğimiz
bir etkinlikle daha mutlu olabilirdim.
Mediterranees – A
Mediterranean Jurney (Pt.1) (2016, Renaud Garcia – Fons)
9.5«
Şuradan ulaşabilirsiniz. Mükemmel
aranjman. Ayrıca çok tatlı tonlar var albümde. Kayıtlar nerede alınmış
bilmiyorum ama yumuşacık midler duyuyorsunuz. Frequency domainde sesler nispeten
dar bir aralığa toplanmış olmasına rağmen her ayrıntı hissediliyor, enstrümanlar
birbirinden güzel ayrışmış. Çok doğal, tellere çarpan eller, yaylar geliyor
kulağa. Fortaleza, Medi Trra, Il Confino, Romsarom ve Dalmatia’yı asla
atlamayın. Bir de bunun part 2’si var. Tat vermiyor pek. Ona da şuradan ulaşabilirsiniz.
İsterseniz bir bakın da yani çok lüzumlu değil. Pt.2’deki Poussiere de Ksar’da Pt.1’in
kralı Fortaleza’yı duyabilirsiniz. Pt.2 ayrıca Marmara ve Villes Blanches ile
kendisini paraphrase eder halde. Ortalama bir albüm işte.
Güncelleme 02.03.2017
A Reborn Journey (16.04.2014,
Ankara If Performance Hall)
8.5«
2011 yılı projesi A Reborn Journey konseriydi. Muhteşemdi.
Sanatçılar güzel, albüm de süperdir zaten, onu da ayrıca yazmıyorum şuradan ulaşabilirsiniz. Quantumising
Myself, Robotech, It’s up to You, Stand, bunları atlamayın. Volkan Öktem’in
elinin değdiği işler güzel oluyor hep. Konseri Abdurrahman Tarikçi’yle yan yana
izlemiştik. Onu da çok severim, fakat o kadar aleladeydi ki bir gidip fotoğraf
çektirmek, imza almak gibi triplere giremedim. İnsan azcık ünlü gibi davranır.
Hoş geldin Boyacı
(23.02.2017, Ankara ODTÜ KKM)
1
Rezil.
Çok da Fifi (24.02.2017, Ankara Route)
5
İlk defa bir kadın stand-up’ı izledim. 7 kişilerdi. Özgürleşen
kadınlar, fakat Recep İvedik’e kadar çıkabilmişler. Daha çok açık mikrofon
tadındaydı etkinlik. Uzun süre komik olabilecek kadar hikayesi olmayanların
15’er dakikalarla oluşturdukları 2 saatlik bir gösteriydi. Fakat işin kötüsü
kısa komik de olamadılar. Anlatılar hep birbirinden kopuk, hikayeler bütünleşmiyor,
‘aa bak bir de şu vardı’ esleriyle birbirine bağlanmış sıralı şakalar. Sanki açmışlar
da facebook’tan arka arkaya komik gönderileri okuyorlarmış gibi bir havaya
giriyorsunuz haliyle. Hande Yögen’i ayrı tutuyorum. Onun hikayeleri daha derli
topluydu. Tamam çok abartmayayım, etkinlikte
birkaç kere de güldüm aslında itiraf ediyorum. Yani yapacak işiniz yoksa gidin
yine.
Holy Motors (2012, Leos Carax)
10«
Ne kadar yüksek bir toplumda olursanız
olun ağlamaya devam edeceksiniz. Gelişmenin savaş açtığı yoksulluğu görmeye her
zaman ihtiyacınız olacak. Alt kültür görülen, kurtulunmaya çalışılan ne varsa hissetmelisiniz.
Gerekirse sahte oyunlarla, oyuncularla. Nüfuzlu dilenci Oscar’ın yapılanmayı
ayakta tutan performanslarına bakın. Gerçeklik algısıyla oynayan, süper bir
film. En gerçek olduğunu düşündüğünüz anda bile içinizi gıdıklayan acabalar mükemmel
kapılar açıyor filmde. Olağan dışının sıradanlaştırılmasına yönelik bazı bazı
tepkiler almış film. Ben söyleyeyim, öyle değil. Çok güzel bir sistem kritiği.
Ayrıca yeraltından çıkan, toplum cinsellik algısı ve cinsiyet rollerine bir
kara çelenk bırakan şu linkteki Oscar’ı da Tokyo! filminde bu sefer yargılanırken bulabilirsiniz. Onun da linki şurada. Çok şey
var. İzleyin, yazmayacağım.
Güncelleme 13.03.2017
You, the Living (2007,
Roy Andersson)
10.5«
Songs From the Second Floor (2000), You
the Living (2007) ve A Pigeon Sat on a Branch (2014) filmlerinden oluşan
mükemmel bir triloji. Perdedeki tonlar ve mekân kurguları çok güzel. Sahneler Edward
Hopper’in tuvaline çok çok benziyor. Örneğin trilojinin ilk filminden silent
song sahnesindeki şu mekan Nighthawks’ın içeriden görünüşü gibi. Tamam,
pek de değil, fakat şimdi tam bulamadım, ama seriyi izlediğinizde hak
vereceğinize eminim. Ayrıca film inanılmaz ötesi bir gerçekliğe sahip. Mükemmel
insan çözümlemeleriyle dolu. Davranışlar, vücutlar, mekanlar, aşklar hep
kusurlu. Mükemmellik ve kusursuzluk ilişkisinde çok tatlı bir noktada kalıyor. Saat
olarak da sakin bir yaşamdan pek de uzakta akmıyor seri. Koşuşturma durumu hiç
yok. Bu sayede de izleyiciye vakit tanıyan bir hal almış. Her sahne ayrı bir
tatta. Kaçırmayın.<
Ambrogio Sparagna (06.03.2017,
Ankara Meb Şura Salonu)
7.5
Güzel bir ekip, çok tatlı düzenlemeleri
var. Yeri gelmişken Stories adlı dünyalar tatlışı derleme albümlerini de şuradan paylaşayım, ayrıca yazmayacağım. Stüdyo kayıtlarına vermedikleri önem konserde
de kendini göstermiş. Ses masası azcık sorunluydu. Abi vokalde pek iyi değil
ayrıca. Salon da pek dolu değildi. İlk yarı kulaklarımız aynı ritmi duymaktan
azcık sağır olduysa da ekip çok daha fazlasını hak ediyor. Denk gelirseniz bu ekibi
kaçırmayın.
Souad Massi (07.03.2017,
Ankara Meb Şura Salonu)
2
Aman allahım leşler leşi. Sahnede akor
basan bir ergen izledik resmen. Darbuka ve ud eşliğinde sahne aldı. Fakat
onlarda da sıfır çeşit. Yok nüanslı dümdüz bir konser izledik. Gürültülü
barlardan ötesini hak etmiyor.
Yemen Blues (10.03.2017,
Ankara Meb Şura Salonu)
7
Vokal Ravid Kahalani’nin kıyafetine
bayıldım bayıldım. Ekibi aslında pek sevmem, pek de dinlemem. Bildiğim bir iki
parçası vardır, ama mükemmel bir enerji vardı sahnede, memnun ayrıldım. Ravid
hiç yaratıcı bir vokal değil, altyapılar da bitmez tükenmez dolaplara yaslıyor
kendisini. Yani ekip öyle mükemmel falan değil ama güzel eğlendirdi. Davulda Itamar
Doari ve perküsyonda Rony Iwryn’ın karşılıklı performansının inanılmaz tat
verdiğini ayrıca eklemeliyim. Tabi keşke şuradaki gibi daha geniş bir ekiple çıksalardı. Ama gidin
gidin tutar bu.
Kibarlık Budalası (09.08.2016,
İzmir Suat Taşer)
1
İzlediğim en kötü oyunlara net girer. Haldun
Dormen’e de en kötü diksiyon ödülünü veriyorum. Her şeyi birbirine ulayan ne söylediği
belli olmayan bir oyuncu. Ekibin geri kalanı da yoldan çevrilmiş gibi. Pek
alakaları yok kanımca. Ayrıca metin de çöp. Elle tutulur hiçbir yanı yoktu.
İnanılmazdı yani. Suat Taşer de hiç sevmediğim bir sahnedir. Aşırı keyifsizdi.
Güncelleme
27.04.2017
Human (Yann
Arthus-Bertrand)
9.5«
Daimi olarak inip çıkan bir anlatı. Önce küçülüp gerçek
hikayeler anlatan gerçek suratlardaki evrensel değerleri dinliyorsunuz. Aşktan,
savaştan bahseden yüzleri sizi büyüten tanrısal bakıştaki kamera takip ediyor
ve bu şekilde büyüyüp küçülmeye devam ediyorsunuz. Normalde Yann abiyi pek
sevmem. Ufuk çizgisi görmeliyim gibi bir kaygım yok ama işleri bana hep fazla
yukarıdan gelmiştir. Fakat bu işinde insanları hikayeye dahil eden tatlı bir
yükseklikte kamerası. Lütfen şu fragmana bir bakın, vücudunuzun karıncalandığını
hissedeceksiniz. Tamamına şuradan ulaşabilirsiniz. Beni çok
üzüyor. 15 dakikadan kısa parçalar halinde seyredebiliyorum. Bir tane daha
bırakıyorum bunun altına.
Baraka (1992, Ron Fricke)
9.5«
Yukarıda yazdığım Human’ın aksine hiç konuşmayan bir
film. Ben burada oturmuş ne yapıyorum dedirten başka bir anlatı. Fragmanına şuradan ulaşabilirsiniz.
Tango+
9.5«
Yanlış hatırlamıyorsam ilk olarak daha Mozarthaus’un yeni
açıldığı, gittiğimizde burayı nereden buldunuz dedikleri bir zamanlarda
izlemiştim. İnanılmaz bir akustik performanstı. Çok güzel bir Piazzolla
gecesiydi. Yaklaşık bir ay kadar sonra kendilerini bir de her iyi işi
boktanlaştırmakta üzerlerine olmayan CerModern’de izledim. Yemek müziği grubu
haline getirilmişlerdi. Geçenlerde de KKM’ye geldiler. Şunu söyleyebilirim ki akustik
dinleyin. Yoksa sesler çok kötü. Çok güzel düzenlemeler ziyan oluyor. Ekibin
birazcık elektronik tarafa da yatırım yapması lazım. Ayrıca genelde pozitif
tepkiler alan vokal abla bize biraz itici geldi.
Güncelleme 24.05.2017
Jostojoo/ Forever Seeking (2007, Mamak Khadem)
7.5«
Mamak Khadem’in açık ara en iyi albümü. Klarnet düzenlemeleri
ile ön plana çıkıyor. Özellikle albüme adını veren Jostojoo’yu ve Baz Amadam’ı
dinlemeden geçmeyin. Bu albümün dışında ayrıca A Window to Color albümünden düşük
frekanslarla salınan A Call to Beginning’i ve The Road’un en iyisi A Thousand
Strings’e de bir bakın.
Ayrılık (30.04.2017,
Ankara ODTÜ KKM)
1
Basit
komedi. Ucuz, rezil. Neden bir oyunun etki yerine tepki yaratmayı tercih etmesi
gerektiğini kafanıza kafanıza vuruyor.
Gemeinschaft (2011,
Özlem Akın)
8.5«
Şuradan ulaşabilirsiniz. Ödüllü
bir kafka stop motion kısası. Hiç gidemesem de Özlem’in adını İzmir Kukla
Festivallerinin programında görüyordum bir dönem. Denk gelse tekrar keşke.
İşlerine şuradan bakabilirsiniz. Gayet
güzel bratz kafalı upuzun Alberto Giacometti bebekleri var.
Anatolian Alchemy (2012, Arifa)
9«
Mükemmel albüm. Maktub, Kids Play, Dahab, Red Ink… Hepsi çok güzel. Afro
anatolian percussiondaki abiye de bir bakın.
Sen Balık Değilsin ki (Çok önceleri, Ankara ODTÜ)
10«
Çıplak ayaklar kumpanyası denince akla ilk gelen isim
Mihran Tomasyan’ın über performansı. Sürekli yeni nesneler ve kurgularla oyun
durmak bilmiyor. Tatlı bir bakalım ne olacak merakı var hep. Her yere
çekilebilecek, sözsüz anlatan dolaplarla dolu. Açıklamayı izleyiciye bırakıp
aradan sıvışan modern bir kaygı(sızlık). Oyunda kullanılan nesnelere bayıldım.
Manuel yaratılar gibisi yok yeminle. Şuradan Oktay Rıfat’ın ilgili şiirini de içeren bir parçasına
ulaşabilirsiniz. Gevende’nin aynı isimli albümü geldi aklıma şimdi bir de onu
yazayım bunun altına.
Sen Balık
Değilsin ki (2011, Gevende)
9.5«
Sound paintingçi abilerin en iyi albümü. Mükemmel
düzenlemelerine ek bir de herhangi bir dilce sözleriyle kalbimi kazanan dada
grup. Birkaç kere canlı dinleme fırsatım oldu kendilerini. Her gördüğümde de bir
öncesinden daha kötülerdi. En son dinlediğimde -ki birkaç yıl önce yine bu-
ekibe hiç yakıştıramadığım elektronik altyapı için biri daha eklenmişti.
Kesinlikle ritmi bozduğunu düşünüyorum. Ayrıca o güzel düzenlemeleri dinleyip
sonra sahnede sigara içen itici tavırlarda bir trompetçi görmek gibi şeyler de pek
hoş değil. Sonra hiç albüm yapmadılar. Ve bir anda Alman expresyonist Limbo’nun
Türkiye uyarlaması Monochroma’nın soundtracklarında gördük kendilerini. Oyuna
detaylı bakmadım ama karanlık sinematik atmosferine çok yakıştığına eminim.
Sonra yine yıllar geçti ve bu sene Kırınardı adında bir stüdyo çalışması daha
çıkardılar. Hangi stüdyoyla çalıştılarsa bıraksınlar. Mat sesli, enstrumanların
birbirine karıştığı bir albüm. Düzenlemeleri de sevmedim. Vesselam gevende çok
umut vadediyordun ama…
Basit Bir Ev Kazası (16.10.2012, Ankara ODTÜ KKM)
8.5«
Günay Karacaoğlu gerçekten inanılmaz biri. Asla sahte durmayan ve düşmeyen bir
performans. Bir an aksamadı.
Güncelleme 05.07.2017
Alyuvar
Bir ara Alman- Türk bir grup vardı. İyi olacak gibilerdi. N’oldu sonra
onlara?
Çimidi (10.06.2017, Ankara Yol Atölye)
9.5«
Sali’nin yarattığı suni mutlu dünyalara bayılıyorum.
Oyunun kurgusu kötü oyunculukları yutuyor. Hareket tiyatrosu gibisi yok. Çok az
sahne aldılar bu oyunla. Keşke oynamaya devam etseler. Sonlara doğru artık oyun
kendisine bir mutlu son seçmeli, hadi biraz sakinleşelim ve mesajımızı verelim
kaygısını keskin bir geçişle hissediyorsunuz. Oyun çocuk oyunu en nihayetinde.
Gri bir noktada bırakıp çocukları mal etmenin lüzumu da yok. Net bir iyi-kötü,
mutlu-mutsuz çizgisiyle fena da bitmemiş.
Boş sahne olarak sahnedeler. Orada azcık kafam karıştı. Keza boş sahne
bitti gitti yahu. Bir sorayım o olayı bakayım neymiş.
Sordum, onlar da çok bilmiyor. Devamı gibi de, değil gibi de imiş. Neyse.
Mek’an Sahne
Mek’an (aslında daha doğrusu Şamil) oyuncuları çok
serbest bırakan bir sahne, haliyle genelde oyunculuklar hakkında yapılan yorumlar
havada kalıyor kanımca. Nihayetinde aslında kimse pek de ‘oyamıyor’. Fakat Ahmet
mükemmel oyuncu, Şamil’in metinlerine de inanılmaz gidiyor. Gerçi iyiden iyiye hissizleştim
Şamil metinlerine de. Bir zamandır takip
etmiyorum. Sahneyi kapatmış Farabi’de çıkıyorlardı en son. Ahmet de İstanbul’da
artık galiba. Büyülü Fener’de Abluka’yı izlerken gördüm yüzünü en son. Güzeldir
ama seyrek seyrek izleyin. Genel olarak metinlerde hep bir toplum tarafından
dışlanan sevgi ve oyunun sonunda seyirciyi naif bir sahiplenmeye yönelten akış
var. Şarkılar üzerinden bir motivasyon görülüyor anlatılarda. Oyuncular çok
fazla şarkı söylüyor. Azcık azcık bahsedeceğim gittiklerimden, fakat baya zaman
geçti üzerinden umarım doğrultabilirim.
Artık Hiçbi'Şii
Eskisi Gibi Olmayacak! Sil Gözyaşlarını! (Avzer)
10«
ODTÜ Tiyatro Festivallerinin birinde henüz
prömiyeri yeni yapılmışken izlemiştim. İkinci gösterimi falandı sanıyorum. Mekan’ın
en iyi oyunu bence. Gezi direnişini bir Ankara apaçisi gözünden anlatıyor oyun.
Sıra dışı konusu ve anlatımı ile en tepeye koyuyorum. Kendine hayran bırakan
bir hikayecilik. Sandalyeden bir kere bile kalkmadan bir oyun boyu anlatıya
kitleniyorsunuz. Mimarlık sahnesinin fiziki olarak bu duruşa imkan tanımasının
da yardımıyla samimiyetin hat safhada olduğu bir işti diyebilirim. Baya oturup
size hayatını anlatan birisini dinliyorsunuz.
Apaçi Kadınlar
8.5«
Yine ikinci veya üçüncü gösterimlerinden
birinde denk geldim bu oyuna da. Kim bunlar ve neredeler diye başlıyor oyun.
Buzlu camın ardından karar vermeye çalışmanın tatlı bir güzelliği var. Fakat oyun
bir yerden sonra sadece şarkı oluyor. Repçi atışması seyreder oluyorsunuz
dümdüz. Baya keyifler kaçmıştı. Küçük de bir ekleme oyundan sonraki söyleşide
Şamil apaçilerle ilgili bir belgesel çekmek istiyorum gibi bir şeyler
söylemişti. Avzer’de de bu tutkusunu gösteriyor keza
Kadınlar Aşklar
Şarkılar
8
Genel kanıda ise sahnenin en beğenilen oyunu
bu. Ben pek şeyetmemiştim. Kulaklarınızda “Hayat kadere inat seni sil baştan
yaşayacağım” çala çala çıkıyorsunuz oyundan.
Bernarda Alba’nın
Evi
7«
Tek başına sahnede. Karakter geçişleriyle dolu, Ahmet’in oyunculuğunun en
iyi görüldüğü oyun olduğunu düşünüyorum.
Tevafuk
8.5«
Bilkent’ten Efe ile birlikte oynuyorlar. Efe de iyi oyuncudur aslında ama
Ahmet yutuyor resmen Efe’yi.
Seher ile Ali
7
“Tevafuk bir daha” dediğim oyun. Nesnelerin
aynı olması bir yana metin kurgusu, yükselişleri de çok benziyor. Gidip gelen
gerilim akışları aynı diye kalmış aklımda.
Othello! Bir
İntikam Provası
5
En sevmediğim
oyunları. Ne kötü bişidir o öyle aman yarebbim.
Güncelleme 05.10.2017
Elif Çağlar (09.03.2016, Ankara ODTÜ Mimarlık Amfisi)
8
Mikemmel şirin bir ekip. Güler yüzleri ve rahat tavırları çok hoş
hissettiriyor. Klavye ve davulda Ediz Hafızoğlu çok tatmin etmişti. Elif
çağları çok sevecek gibi olmuştum bir aralar. Hafif Batı Müziği albümünün ilk
çıktığı zamanlardı. Teselli ve Sen Ne Sanmıştın’ına hastaydım özellikle. Ama
sonra pek saramadı. Rap yaptığı tatsız armonilerde birkaç vokaline denk geldim
sonra bıraktım. Belki zamanla tekrar karşılaşırız. Yine de sahnesi başarılı,
gidilir.
Kimbra
6
Yitti gitti. Wows
albümü kadarmış. Nerde şimdi, sesi kesildi. Yazık. Halbuki ilk çıkış yaptığı
Sing Sing stüdyosu performansları ne de güzeldi.
Le Trio Joubran (27.05.2015, Ankara ODTÜ KKM)
8
Herhalde dünyanın başka bir yerinde bu kadar ilgi görmemişlerdir. Yersiz
bir alkış kıyamet geçti konser. Başta bir ekip de malladı zaten alla allaaa
oldular. Joubran’ı dinleyin ama gerçekten yarım seslerle dolu çok güzel
gerginlikler var parçalarında. Bir de asıl bunların hiçbir yerde olmayan bir parçası
vardı ya. Dur bakayım bulacağım adını.
Abbas Kiarostami (24.01.2016, Ankara CerModern)
1
Sergi kapsamında söyleşiye gelmişmiş. Bu adam tam bir ergen. Yeni yeni bir
şeyleri keşfetmeye başlamış. ‘Kar neden beyaz hiçbir zaman anlayamadım ben,
zaten beyaz nedir ki?’ gibi herhalde havalı durduğunu düşündüğü boş söylemlere
girişti. Bir ara salon saçmalıklara kahkahayı basıp cezalandırası oldu ama abi
pek anlayamadı olayı. Belki dedik sonrası çok iyi olur ama dayanamadık çıktık.
Bir de tıklım tepiş salon görseniz. Kapıların dışında hiç görmeyen ve duymayan
ama yine de bekleyen bir güruh vardı. Popüler kültürün overrated kişilerinden
olmuş Abbas abi. Filmleri falan iyidir diyorlar ama kendisini bu elim olaydan
sonra listenin en dibine atıyorum. Hayatımda yapacak başka hiçbir şey
kalmadığında belki bakarım.
Sondan Sonra (24.10.2011,..,11.01.2016 Ankara ODTÜ KKM)
3
O kadar siliyorum ki zihnimden 3 kere birer yıl arayla bilet aldım bu oyuna.
Dümdüz bir oyun, entrik unsuru olmayan standartlar ötesi, tahmin edilebilir bir
hikaye. Oyuncuların posil ve tochkaları çok sahte, hayır oyun da ciddi hareket
istiyor, neden seçtinizse bu oyunu, hiç sizlik değil, bırakın. Şu Emre Kınay’ı zaten
sevmem. Sonda bir Ahu Türkpençe’nin tiratı var aklımda kalan oyuna kıyasla iyi
(meh) denebilecek, o kadar. O son sahnede de zaten Ahu’nun suratına kamera
tutup büyük perdeye yansıtıyorlar. Bakın bakın jestlere burası güzel diyor
dekor size. Ucuz.
Lobster (2015, Yorgos Lanthimos)
9«
Ankara’ya vizyondan önce festival kapsamında gelmişti. Şimdi çok yanlış
olmasın ama sanıyorum film ekimiydi. Kızılay Laterna Magica’dan büyülenerek
çıkmıştık.
About Elly (2009, Asghar Farhadi)
9«
Yukarıda Lobster’dan bahsedince gözümün önüne hafif kumlu, sanki düşük
asayla çekilmiş gibi kareler, oradan da bu film geldi. İyi, yönetmen iyi baya.
Güzel işler çıkarıyor. Net bir çizgisi var. Film inanılmaz doğal. Tüm
oyuncularla birlikte yaşıyorsunuz hikayeyi ve tamamına siz de hakim
olamıyorsunuz. Tanıklığınızın bir başlangıç ve bitişi var. Başları anne babamın
fotoğraf albümüne bakıyorum gibiydi, şu bahsettiğim görsel ve şarkılı türkülü şımarık
albüm mutluluğundan olsa gerek. Kırılıma kadar çok fazla müzik vardı, ahanda melodram
mı geliyor dedirtiyor ama kırılımdan sonra sadece mutlu topluluk görüntüsü
vermek için konulduğunu düşündürtüyor. Gerçekten çok gerildim boğulma
sahnesine. Return gibi ölmeyi olağan ve bir anda gösteren filmlerin aksine
kendini yerden yere vuran bir film. Daha bizden. Doğu kültürü işte. Bir de çok
doğal yalanlar, küçük etik hesaplaşmalar var. Hatta çok fazla yalan var. Zaten
bir rivayete göre About Elly değil de About a Lie imiş. Elly’nin ayılamadığı
eşi olan abi (artık o da yalan değilse yani) çok güzel oynuyor yumruk attığı sahnenin
olduğu sekansta. Bu film türkiyede çok tutar. Tutmalı. Sabah programı gibi
mübarek. Ayrıca çok güzel bitiyor yani daha iyi olamazdı herhalde.
Alpay Erdem (27.10.2015, Ankara IF Performance Hall)
9«
Dergideki yazılarını, şu bisikletle yaptığı programı hiç sevmezdim; ama canlı
çok hoşuma gitti. Sakin ve tepkilerin oluşmasını bekleyen bir yavaşlığı var.
Çok güzel yakalıyor.
Fatima Spar & The Freedom Fries
10«
Fatima Spar değil de The Freedom Fries çok iyi. Hatta keşke önde başka bir
ses olsa. Hiç sevmediğim bir ses rengi, zayıf, cılız. Durduk yerde hadi gel
gidelim diyen bir arkadaşla Ankara IF’de bir kere canlı dinlemiştim. Zirzop’da
Trust’da mükemmeller mükemmeli albümler.
La Juan D’arienzo(29.09.2015 meb)
8«
Çok güzeldi.
turkishcine.ma
Site baya eski ama kimse bilmiyor. Bir yazayım dedim. Imdb’nin Türk Sineması
için olanı gibi. Ayastefanos’taki Rus Abidesi’nin yıkılışından günümüze tüm
künyelemeler var. Bu siteye yapan abiyi sürekli Goethe Institut’de görüyorum.
Zaten siteden de tee yıllar yıllar önce kendisinin yine Goethe’de yaptığı çok
güzel bir sunuma katılmamla haberdar oldum. Aynı gün Türk Sinemasının Görsel
Hafızası çalışmasının da sunumu yapılmıştı Boğaziçi Üniversitesinden bir abla
ile, o da çok güzeldi. Bir denk gelinse de şöyle sohbet muhabbet…
Yorumlar
Yorum Gönder