Ana içeriğe atla

Sıkıntı

Dört kere, ufak bir işim var, açıklamasıyla küçük odaya gidip geldi. Kurumuş gözyaşlarından birbirine yapışmış kirpiklerini ve silmeyi unuttuğu süzülmeye devam eden boynundaki tek damlayı kimse fark etmemişti. Belli ki gizlemeye çalıştığı bir şeyler vardı, fakat bence çok amatördü. Yine de saklamaya çalıştıkları konusunda kendisine yardım ve yataklık etmekten çekinmedim. Ses çıkarmadan herkesin gitmesini bekledim.

Şimdi n’oldu desem inat eder anlatmaz. Kahve koydum. Bir bir döküldü. Anlatısı ve kahramanları değişmiş, belki daha önce yüzlerce kere yine aynı sütlü, şekersiz kahvesinin kokusu eşliğinde dinlediğim, sözde farklı bir vaz geçmeyi daha raporlamaya başladı. Emin olun her şeyden sıkılmak için yaşıyoruz. Bir gün tadına baktığımız hayatı da kakalayıp kenara atacağız. İnsan için ölümsüzlüğü ister derler, ölümsüz bir insan için 120 sene ömür biçiyorum, fazlası yok. Kapanışı her zamanki gibi anlatı boyu hıncından unuttuğu fakat sonunda inandırıcılığını arttırmak için tekrar başvuracağı yeni bir gözyaşı damlasıyla yapacaktı. Her defasında finalde aynı standardı tutturuyor olması artık bende büyük bir hissizlik yaratmaya başlamıştı. Planlanmış olduğuna emindim. Sondaki gözyaşları herhangi bir duygu taşımıyor, haklılığın bir göstergesi, bir kanıtı olarak bilinçli bir kullanıma alet edilip hüznü kirletiyorlardı. Ama bu seferki farklı oldu, ilk defa yalnızlığı hissetti, gördüm.

Kasvetli durumlardaki teselli söylemlerinde çok kötüyümdür, ama o an o konuşmayı yapmak zorundaydım. Bu yüzden içeriden kendisine bir de çikolata getirdim. Böylelikle dikkatini dağıtıp beni dinlemesini engellemeyi planlıyordum. Hem kahvenin yanına çikolata da iyi giderdi. Ama olmadı, en kötüsü oldu. Pür dikkat beni dinlemeye başladı. Üstelik dudağına bulaşan çikolata lekeleri dikkatimi iyice dağıtmaya başlamıştı. Zaten ne söylediğini bilmeyen ben, dudaklarının erotizmine kapılmış düpedüz saçmalıyordum. Hemen duruma el attım. Bir şeyler mi içsek dedim. Olur dedi. İçerden bu sefer de malibu getirdim. Flu bilinçlerde beceremediğim tesellilerin gideri olabilirdi. Fakat kendimin de içtiğini unutmuşum. Benim padişahım onun vezirine denkti ama ben de vezire düşmüştüm. Tabiki bir müdahale daha yaptım. Çay koydum. Sonra meyve kestik, kek yedik, şarap peynir yaptık…

Konuşmaya vakit kalmadı, mis gibi bir güzel mideler de bozuldu. Şimdi o tuvalette, çıkınca da ben gireceğim. Konu dağıldı. Artık derin varoluşsal sorunlar bir kenara daha önemli dertlerimiz var. En nihayetinde kötü bir konuşmacı olmadım. Evet bir şeyler düzelmedi ama fark etmez, nasıl olsa zamanla bu ruh durumundan da sıkılacak. 

Yorumlar