Ana içeriğe atla

Kol Saati

Şu her gün aynı metroyu kullanıp bir ev kutusundan diğer bir iş kutusuna kendisini en hızlı kutuyla taşıttıran adamın bunu sürekli, yılmadan, her allahın günü yapmasını sağlayan şey nedir veya sabahın altısında kendisinden büyük çantasıyla okula giden şu çocuğun motivasyonu ne olabilir? Kim bu kadar büyük yalanlar atıp bu kadar büyük kitleleri kandırabilir?

Nokia 6600’ın yeni toplumsal sınıflar yarattığı dönemlerdi. Teleteks son demlerinde dolar kuru ve hava durumlarıyla ekranlara tutunmaya çalışırken ben de mavi ışıklı saatimle sınıftaki hesap makinalı yeni modeller arasında var olma savaşı veriyordum.

İşleyiş gereği parmak kaldırdım. Kalemimi açmak için çöp kovasına gitmek istediğimi bildirdim. Sağ olsun bu sefer izin verdi. En son çişim var dediğimde baya huysuzlanmıştı. Ayağa kalktım. Hazır saatim oturanların göz hizasına gelmişken mavi ışığını çakıp çöp kovasına doğru yöneldim. Tam o anda Alp de yanıma geldi. Modulor tipsizliğinde bir çocuk. Görseniz, sürekli de boş muhabbet yapar. Fakat kolundaki yeni saatiyle sınıfımızın yükselen değerlerinden kendisi. Hiç beceremediği matematikte notları nasılsa birden tavan yaptı. Bazen gidip hocaya söyleyesi oluyorum ‘Hoca hoca aç gözlerini, abaküs devri bitti, kolundakiyle yapıyor ne yapıyorsa’ diye ama bu yaşlarda ispiyoncu olarak etiketlenmek yetişkinlikte ciddi sosyal problemlere sebebiyet verebildiğinden susuyorum. Yok yere çocukluk travması edinmeye de gerek yok şimdi. Bak işte yine saçma sapan dört işlem yapmaya başladı yanımda. Gösterecek ya saatinin marifetlerini. Önce tuşlara basıyor, sonra bir an durup çok ciddi ekrana bakıyor ve hmm diyerek kafasını sallıyor. Her saçma sapan bir dört işlem sonucu ekranda görüldüğünde bir şaşırma ve akabinde onaylama ilişiyor suratına. Sanki çok lazımmış gibi on üç çarpı kırk sekizin sonucunu bilmek.

Tam bu noktada, sırf Alp’i daha fazla gömebilmeye zemin hazırlamak adına konuyla alakasız bazı noktalara değinmek istiyorum. Alp aslında bizden iki yaş büyük. Babası sokak mafyası. Kebapçı zincirleri var. Her gün Alp’in üzerinden ailedeki bu Herman Nitsch iğrençliğindeki yoğun et zenginliğini koklayabilirsiniz. Baba varlığını öne sürerek okumanın yersiz olduğuna kanaat getirip iki sene yollamamış Alp’i okula. Şimdi Alp haliyle sınıfımızın en büyüğü. Ve bilirsiniz ki bir iki yaş büyük olmak bu yaş grubunda çok büyük olmaktır. Alp patron, Alp kral. Babasından gelen geleneği yaş farkının da yardımıyla sürdürüyor kendisi sınıfta. Kendisi de okul mafyası. Bazen babası acaba tüm bu okula geç yollamaları falan düşünerek mi yaptı diyorum. Yani mafya yetiştirmek için. Hani kebapçı zincirlerine.

Okulda hesap makinalı saati olan insan sayısı giderek artıyor, ben ve benim gibiler de giderek silikleşiyordu. Üstüne bir de bu saatleri olanlar benim gibi düz saatlilerin kabul edilmediği samimiyet ortamları oluşturmaya başlamıştı. Çöküşümüz artan bir ivmeyle ilerliyor, gruplaşmalar dört işlemden hiç anlamayanların şafağına işaret ediyordu. En belalı grup da Alp’in olduğuydu. Okuldaki Little Albert’lere istediğini yaptırabileceği bir örgüt kurmasına çanak tuttu şu saat olayı. Tüm okul yönetiminin gözünden kaçan bu kast oluşumuna artık müdahale etmenin zamanı geldi diye düşündüm. Planım basit. Hesap makinalarının yanlış çalıştığına insanları ikna edeceğim. Zaten çakmıyorlar, bir şekilde iki artı ikinin beş olduğunu yedirebilirim.

On iki çarpı on ikinin yüz kırk beş olduğunu sağda solda söylemeye başladım. Sinsice yaklaşıp “Ya geçen gün duydum bunların on ikiler çarpımı biraz yanlışmış, mesela on iki çarpı on ikiyi yüz kırk dört falan hesaplıyormuş” diyorum. Hemen hesaplayıp “Harbiden ya öyle hesaplıyor kaç ki normalde” diyorlar. “Valla yüz kırk beş yapıyor hesaplayın isterseniz” deyip uzaklaşıyorum. Sonra biraz uzakta kendime hakim bir yer bulup içlerine ektiğim şüphe tohumlarının yeşerişini izliyorum. Saatini yere fırlatan bile gördüm. Aman dedim süper, bitti bu iş. Ne de olsa bir hesap makinalı saat bulduğum anda davamı anında satabilecek genişlikteydim. Ortalık dağılınca gittim hemen, ama saat kırılmıştı. Ah şu zengin çocukları. Sizin yüzünüzden şimdi on iki çarpı on ikiyi yüz kırk beş sanan bir nesil yetişecek. Onlardan olamayınca ben de matematikte bilgime olan güvenleri saat sistemini bozmak pahasına harcamaya, sağda solda çarçur etmeye devam ettim. Ne de olsa ben yüz kırk beş diyorsam o kesinlikle yüz kırk beşti. Hesaplayanını hiç görmemiştim.


Ertesi gün mahallenin delisi oldum. Herkes evde annesine babasına sormuş, zaten sonucun yüz kırk dört olduğuna inandırılmış, güvendirilmiş. Benim sistem çöktü haliyle. Lanet olası yaşlılar. Haklı olduğunuzu sanıyorsunuz değil mi. Büyüdüğümüzde nasıl bir sistemi beslediğinizi anlayacaksınız. Çocuklarınız yetkinliklerin değil de ambalajların oyuncağı olduğunda yüz kırk beş olsaymış keşke on iki çarpı on iki diyeceksiniz. Ya da belki diyemeyeceksiniz, çoktan ölmüş olursunuz belki metrolardaki çocuklarınızla aynı yılda. Toplanır gelir tüm genç ölünüzün arkadaşları ölünüzün üzerine toprak atmaya. Genç ölünüz kısa bir ağlar, saatine bakar. Önce şaşırır sonra onaylar. Sonra toplantısına yetişmek için araba kutusuna biner ve gider.

Yorumlar