Keşke ağaçlar sıcakkanlı olsaydı, o zaman kışın da ormanlarda sevişebilirdik diye düşünürken apartmanımızın altına bütün sevimsiz söylemlerin bağırıla çağırıla tükenmek bilmez tekrarlarla savurulduğu bir kıraathane açıldı. Berberian Sound Studio’daki perde konumlandırmasından bahsettiğimiz sırada kapı önünden ayakkabılarım çalındı. Edward Hopper’in tuvalinin Roy Andersson’un gümüş perdesine ne kadar benzediğini düşünürken otopark mafyası kavgası izlemekteydim. Saman yerine çilekle beslenen ineklerden milkshakeler sağıldığı bir dünya isterken çok kullanılmış vileda suyuna batırılıp çıkarılıyordum. Vapura bindim. Geç kalacağım çoktan belli. Yine de geç kalmakla kalmamak arasındaki farkın takip eden aylardaki işsizlik oranlarına etki edebileceği bu kritik toplantı için standartların üzerinde bir rahatlığa sahibim. Vapurun içi hınca hınç dolu, ayakta durmaya bile yer yok. Sadece şu ayaktakilerle Marc Andre Robinson ve Doris Salcedo’nun tüm sandalyelerini kapatabilirsiniz. Dışarı çık...