Ana içeriğe atla

Unutkanlık

Tatillere çıkarken aksatmadan laptop şarj aletimi unuturum. Her nereye gidersem gideyim şarj aletim arkamdan kargoyla gelir. Birlikte yolculuk yapmışlığımız çok azdır. Giderken unuturum, bir de yetmezmiş gibi dönerken unuturum. Zaten ben genel olarak unuturum. Bankamatikler önce para sonra kart veriyorken kartımı unuturdum. Şimdi bankamatikler millet kartını unutmasın diye önce kartı vermeye başladı, ben de parayı unutur oldum. Gerçi en son tatile çıkarken sağ olsun arkadaşım hatırlattı yine de şarj aletini unutmadım. Fakat bu sefer de laptopu unutmuşum. Elimde bir top kabloyla kalakaldım otel odasında.

Tüm bu unutmalarımın tap yaptığı bir zamanda arkadaşlarla tatile çıkmıştık. Daha turumuzun yarısındayken dişlerimden biri ağrımaya başladı. Normalde çok dayanıklıyımdır. Tek başımayken hele kahraman kesilirim. Ama bir şekilde topluluk içerisinde bana alan açılırsa affetmem. Canım çok kıymetli oluverir, anında sızlanmaya başlarım. Hatta sızlanmaya bayılırım. Hele ki inlemek beni mükemmel rahatlatır. Hatta yeterince inlemenin insanı iyileştireceğine inanırım. Hastanelere işte tam da bu yüzden ayrı küçük inleme odaları yapılmalı. Sonra neden kansere çare yok. Olmaz tabi. İnletmiyorsunuz ki insanları ağız tadıyla.

Çok sızlanmaya başlamıştım. En sonunda sen git şu dişini bir dolgulat dediler. Tek başıma yapamam dedim. Bir de Emre’yi verdiler yanıma. İnlemek açık alanda yapılmaması gereken bir aktivitedir. İnsanların yüzüne karşı inleyemezsiniz, inlememelisiniz. Bulaşır, yayılır. Sonra herkes inlemeye başlar, keyfiniz kaçar. Keza herkesin inlediği bir ortamda sadece kendi iniltinize tahammülünüz vardır. Kimse başkasının inlemesini çekmek istemez.

İki saatlik yolun sonunda doktora vardığımızda Emre de inlemeye başlamıştı. Artık konuşmuyorduk. Birbirimize gıcık oluyorduk. Doktor hastanın kim olduğunu sordu. Açıktan açığa iniltilerinin sahte olduğunu söyleyerek Emre’yi doktora kötüledim. İçeri geçtim. Beyaz, her yeri ayarlanabilen o koltuğa dümdüz uzandım. Zaten inlemek konusunda olanca şımartıldığım bir andı. Doktor koltuğunda da çizgimi bozmadım. Doktor her uyuşturucu iğne sonrasında sorduğunda, evet ne yazık ki hala hissediyorum, dedim. Ağzımı toplayıp da cevap veremeyeceğim noktaya kadar iğne vurulmaya devam ettim. İyiden iyiye anesteziden sol kolumu dahi hissetmez olmuştum. Koltuktan kalktığımda kafam çok iyiydi. Doktordan yolluk anestezi isteyip çok eğlendiğimi hatırlıyorum. Doktor eğlenmedi. Hemen arkasındaki aynada anesteziden peynir gibi erimiş mimik yapmaktan aciz suratımı gördüm. O an için doktorun bu tutumunu söylemlerime değil de mimiklerime bağlamak daha motive edici geldi. Ah bir gülebilseydim belki o da gülerdi, diye düşündüm ve siz geceleri anestezi takılıyor musunuz keh keh keh, diye ekledim. Yardımcısı kapıdan çıkana kadar arkamdan beni minik minik itekledi. Kovuldum demek istemiyorum, çok minikti.

Arkadaşlarımın yanına geri döndüm. Emre nerede diye sordular. Emre’yi dişçide unutmuştum. Şaşırmadılar. Fakat, bu kadar üzülme, n’olacak kendi gelir nasıl olsa gibi teselli söylemleri gelmeyi başladı peş peşe. O pis inleyici gram umurumda değildi. Ama anesteziden sarka sarka iki gözümün altına aç parantez ekleyen mutsuz suratım sosyal ilişkilerimi bozmaya başlamıştı. Ben kahkahalarla gülüyordum, onlar hıçkıra hıçkıra ağlıyorum sanıyorlardı.

Bir gün boyunca suratım benden ayrı dertsiz bir efkar yaşadı. Omzuma kollar atılıp ‘neyin var’ ile gıybetler alınmaya çalışıldı, oturduğumuz kafe benden çay parası almadı, akşam bira isteğim halde rakı geldi. Hiçbir zaman da mutsuz değildim. Suratım ne yapmaya çalışırsam çalışayım hep aynıydı ve durum iyiden iyiye canımı sıkmaya başlamıştı. Çok da kötülemeyeyim şimdi gece insanların sermayelerini biranın yanında tükettiği leblebi çipli pokeri sayesinde kazandım. Not edilsin poker face dişçi anestezisidir. Sermayem çoktu, çok leblebi yedim, ertesi gün hiç kabız olmayacakmışçasına yedim, sanki hiç kaybetmeyecekmişçesine yedim. Durmadan kazanıyor ve durmadan maddi varlığımı bira eşliğinde tüketiyordum. Ertesi gün kabızdım. Suratım nihayetinde duygu durumunu bulmuştu.
İkinci gün suratımı az buçuk hissedebiliyordum. Fakat zaten suratım kabız mutsuzluğunda olmalıydı. Anestezi de kabız mutsuzluğunu suratıma çok güzel veriyordu, bulaşmadım, değiştirmeye çalışmadım. Mimik yapmayı zorlamayı bıraktım.

24 saat boyunca mimiksiz dolandım ve ertesi gün mimik yapmıyordum. Tam bir günde mimik yapmayı unutmaya başlamıştım. Son anda hatırladığım zamanlarda ise geç kalmış oluyordum. Mimiklerim konuşmalarıma eşlik etmek yerine anca onların arkasından gelebiliyordu. Zamanla onlar da gitti.

Çok uzun olmayan bir süre sonra mimik yapmayı tamamen unuttum. Zamanla mimiklere eşlik eden duygular da kayboldu. Mutlu veya üzgün anlamını yitirdi. Tüm savaşlar, aşklar, danslar silindi, sanat tekdüzeleşti.

Artık kendime 91 cm uzakta equilibrium evreninde the bothersome man öpüşmeleri yaşıyorum. Aşık olmak nasıl bir şeydi?

I hurt myself today

To see if I still feel…

Yorumlar