Dünyanın en güzel bacaklarıydı. Upuzun, Dali Saint
Antony kadar baştan çıkarıcı, Dattola Evni gibi kıvrımlı. Yanında, duruşuna çok
yakışan sıska bir köpeği vardı. Köpeği yüceliğiyle bir aksesuar gibi taşıyordu.
Sahibinin güçlü, tereddütsüz adımlarına mükemmel bir itaati vardı köpeğin.
Tasma ipi bir an olsun gerilmedi. Tam önümüzden geçerken sağ omzundan arkasına
doğru bir bakış attı. Dudağının sol köşesine ilişen bir tebessüm eşlik ediyordu
bakışına. Ani bir hamleyle önüne geri döndüğünde gülücüğü kayboldu. Durdu,
kafasını aşağıya eğdi ve ayaklarına baktı. Su birikintisine basmıştı.
Böyle karşılaşmalarda hayat 33 bpm’in altında
akar. Zihnininiz kulağınıza peşi sıra gelen sesler arasındaki bağı kurup
şimdiyi oluşturamaz.
Arkadaşımın dürtmesiyle dikkatim dağıldı, kendime
geldim. Küçükten sitemli bir sesle şifremi girmemi söyledi. Belli ki birkaç
kere daha dile getirmiş ama benden tepki alamamıştı. Bakışlarımı önümdeki
bilgisayar ekranına çevirdim. efearin4@ mailimin şifresini girmem gerekiyordu
ama şifreyi hatırlamıyordum. Durumuma uygun, şifremi hatırlamıyorum butonuna
tıkladım. Makinelerin rezistansının kireçlendiği zamanlardı. Telefon veya mail
kurtarması yoktu o zamanlar. Yüklenen ekran ilk evcil hayvanımın adını
soruyordu, fakat hiç evcil hayvanım olmamıştı. Yalandan belki tutar diye birkaç
deneme yaptım. Kedi ve köpek ilk iki dememdi. Köpeğine köpek diye seslenen
yoktur biliyorum, ama bende de evcil hayvan yaklaşımı yoktu. Tutmadı, mailimi kurtaramadım.
efearin5@’i alma zamanı gelmişti.
Akşam basketbola çıktık. Küçük bir oyun arasıydı.
Asıl oynadığımız potanın yanındaki kısa potada smaç tatmini yapıyorduk. Henüz
ikinci potaya gidişimdi ki, fazla yükselmişim, kafamı potaya çarpıp yere düştüm. Yüzükoyun
yere uzanmıştım. Tam doğrulacakken gördüm, su birikintisine basmış ayaklar
karşımda duruyordu. Bakışlarımı bedenimle birlikte yukarı taşıdım. Tek fark
köpeğin olmamasıydı. O gün basketbolda tanıştığımız daha sonra da bir daha hiç
görmeyeceğimiz arkadaşın ikiziymiş. Çift yumurta ikizinin ne olduğunu ilk o
gün öğrenmiştim. Oyunun kalanında fark edilir derecede fazla efor sarf ettiğimi
ve çok yorulduğumu hatırlıyorum, bariz bir şekilde kendimi göstermeye
çalışıyordum. Basketboldan sonra her zaman olduğu gibi limonatalarımızı alıp
oturduk. Arkadaşım gün içindeki mail hadisemizden, şifrelerini sürekli
unuttuğum için sıralı olarak düzenli yeni mail ala ala efearin5’e kadar
geldiğimden bahsetti. Ertesi gün efearin5@’in ilk maili gelmişti, buluşmak ister misin?
Akşam buluşacaktık. Evde suratımda salak bir gülücükle saatlerce gezdim.
Tekrar eden baba şakası diye bir şey vardır bilirsiniz. O kadar boştan sırıtıyordum ki babam işte o şakalarının karşılığını o gün
aldığını düşündü, yüz buldu, takip eden hafta çok kötüydü. Heyecanımdan öğleden sonramı komple
giyinmeye ayırdım. Buluşma saatine doğru odadan çıktığımda annem koridorun
diğer ucundaydı. Beni süzüp, aferin bu iyi olmuş, dedi. Bir anda çok korktum. Anne
sen nereden biliyorsun, dedim. Neyi, dedi. Hiç ses etmeden, neden iyi olmuş
dedin, dedim. Kıyafetim akşam gideceğimiz düğün için uygunmuş meğer. Ben gelmiyorum deme lüksüne sahip bir yaşta değildim, buluşamadık. Annem izin vermedi. Onun yerine hiç tanımadığım bir çocuğun pipi kesimi kutlamasında etrafta koşturan küçük çocuk yığınlarının sorumluluğunu almaya gittim.
Bir daha da hiç haber alamadım. Keza efearin5@’in
şifresini de unuttum. Hiçbir açıklama yapamadan ortadan kaybolandım. Tek
şansım varmış, o da anneme ve üst kat komşumuzun oğluna takıldı. Belki o yazar
diye efearin6@’i aldım hemen, ama hiçbir şey gelmedi. Çok uzun süre çok
üzüldüğümü hatırlıyorum. 16.04’te kapımızın önünde not bulmadım belki ama gelip
bana uzun uzadıya zamandan söz ettiler.
Şimdi yıllar sonra evimi temizlemek için karıştırdığım kimyasal dolabında efearin5@ şifremi hatırlıyorum. Koslaoksiekşın.
Hayat bazen bir yerde Yoann Beurgeus Celui qui tombe kurgusu gibi basit ve net bir başa dönüş yaşar. Umarım düşmem.
Yorumlar
Yorum Gönder