Bölüm I
İlişkimiz mi? E’ye
ulaşamamış bir Prelude op.28 no.4. Hiç barışamamış bir kırgınlık. Temennileri
ortaklaşamamış bir diretme. Bir Cezanne Turning Road, sonu belirsiz, olamamış
bir huzur.
Yıllardır sessizce
bekliyoruz. St. Burchardi’nin bir sonraki
notasının bizim olacağına inanıyoruz.
Üç sene olmuştu görüşmeyeli. Ara ara aritmik pulslar veren duygusal
ataklarımız dışında irtibatımız yoktu. Bir gün önce uzun bir aradan sonra
tekrar yazmıştı. Nasılsın? Uzun araların direttiği netlikteydi. Birbirimizi
geri çevirmeyeceğimizi bildiğimiz halde her tekrar böyle başlıyordu. Talepkar
ve bağışlayıcı bir nasılsın.
İşte böyle bir zamanda aklımıza geldi dördüncü dalga oraletçi. Ev arkadaşım
Özge psikolojik yüzleşmemi dinlemek üzere kahve koymaya giderken reddedip
oralet istemiştim. İlk yudumumda ulaştı orda mısın, bitirdiğimde neden cevap
vermiyorsun yazmıştı ve son olarak özür dilerimi okuduğumda artık ilişkiyi bırakıp
oraleti konuşmaya başladık. İlk defa bir taraf dur demişti.
Oraletçinin dördüncü dalga olabilmesi için ilk üç dalganın olması
gerekiyordu. Birinci dalgayı oraletin kendisi olarak düşündük. Kahvehaneler
birinci dalga oraletçilerdi. İkinci dalga ise Tang. Oralet tüketimi cold brew soğuk
içim seçeneğiyle genişliyordu. Üçüncü dalga ne yazık ki hiç olmadı. Keza
oraletçiler gamsız ve uyuşuk olurlar. Üçüncü dalgayı unutup uyuyakalmışlar.
Dördüncü dalga ise biziz. Oraletin katır kutur ağıza atılıp susuz
tüketilebildiği, ki mükemmel bir şeydir, veya çeşitli kivi-oralet, muz-oralet gibi
karışımların yapılabildiği dördüncü dalga.
Konuşma ilerledikçe girişimimiz derinleşmeye başladı. Farklı tadımlar için
oralet cupping planlamaya başladık. Optimal gramajımız sekiz gram, sloganımız
da ‘biz diğerleri gibi kısıp yedi koymuyoruz’ olacaktı. Kahve ile olan
çekişmemizi Apple ve Samsung ilişkisi gibi planlıyorduk. Kahvenin umurunda
olmayacağımızın farkındaydık, yine de yarıştaymışız gibi görünmek iyi
hissettirecekti.
Tabi ki dördüncü dalga olmak o kadar da kolay değil. Özel seri oralet de çıkarmalıydık,
birçok farklı marka oraletin karışımından harman oralet de. Hatta oraletlerimizi
temin edeceğimiz yerlerle çocuk işçi çalıştırılmaması gibi kapsamları barındıran
bir protokol imzalamayı bile düşündük. En optimal içim sıcaklığından en uygun
sertlikte su kullanımına kadar her şeyimiz o akşamın sonunda hazırdı.
Bölüm II
Genelde böyle sohbetler ertesi güne kalmaz. Fakat bu öyle olmadı. Sabaha
para bulmamız lazım diye uyandık. Kahvaltıda çayı kakalayıp oralet içtik.
İnternetten hem alt hem üst kokusu portakal olan parfüm baktık. Sonra böyle
parfüm mü olur zaten biz galiba portakal suyunu parfüm diye arıyoruz deyip
kapattık. Daha dördüncü dalga olamadan beşinci dalga nasıl oluruz diye düşündük,
evin duvarlarını turuncuya boyamaya karar verdik. Sonra oturduk bir
soluklandık, galiba biraz fazla kaptırdık.
Fakat çok inanmışız. Sakinlemek sadece nabzımızı düşürdü. Küçük bir
aranacaklar listesi çıkardık hemen. Telefon başı dilenciliği dördüncü dalga
oraletçimizin kurulum giderleri için aklımıza gelen ilk ve en eforsuz yöntemdi.
Öncelikli aileler, sonra ise lisanstan tanıdığımız güzel defter tutanlar, malum
mezuniyet sonrası zengin olmuş olabilirler, ve son olarak mahallemizdeki halihazırda
açık kafeleri işletenlerden, yeni arayışlarda, açık görüşlü, ekip çalışmasına
uygun, minimum 5 sene deneyimli olanlar. Artık kimlerse onlar. Tamam kabul kriterler
için kariyer.net’de en çok ne gidiyor diye baktık.
Listemizi koyduk ortaya. Bir Özge bir ben sırayla aramaya karar verdik. İlk
Özge başladı. Liste başı annesi. Uzunca bekledik. Çaldı, çaldı, açmadı. Ergen
bir tonda of anne ya geldi Özge’den. Ana yüreği hissetti galiba bi bokluk
çıkacağını dedim, yok o böyle yapıyor arar şimdi dedi ve hemen akabinde telefon
çaldı. Meğer annesi cep telefonuyla iletişimde zihnen kontörlü hat zamanlarında
kalmış. On beş yıl önce edindiği bir alışkanlıkla hala daha Özge’nin kontörü
bitecek kaygısında kapatıp geri arıyormuş.
Küçük bir hal hatır konuşmasından sonra Özge anlatmaya daha yeni başlamıştı
ki oraletçi açmayı düşünüyoruz der demez çok yüksek volümlü ahizenin gürültüsünden
duyduğum kadarıyla annesi, anladım yolluyorum kızım para, dedi. Tam nasıl bu
kadar kolay oldu diye düşünmeye başlayacaktım, sağ olsun Özge fırsat vermedi, hemen
işi hiç anlamadığım bir şekilde yokuşa sürmeye başladı. Annesinin onayına kulak
asmadan yok anne öyle değil açıklamasıyla tekrar anlatmaya koyuldu. Özge finish
çizgisini göğüslemiş olmasına rağmen koşmaya devam etmek istiyordu, galiba olan
bitenin pek farkında değildi. Annesi bir kez daha tamam kızım hemen yolluyorum
diye sözünü kesti Özge’nin, ‘amacına erdin zaten’i hatırlattı Özge’ye. Ama Özge
hız kesmedi, tekrar durumun öyle olmadığını söyleyip anlatmaya yeltendi.
Allahasen ne öyle değil Özge, tamam işte yolluyorum dedi kadın. Sonra bir
mühlet daha bu ikili dinamik anne kız arasında lafa girmelerle devam etti. Annesi
tamam para yolluyorum dedikçe Özge anlamsızca yok öyle değil diyordu. Arada
aslında duymamam gereken bir ahize ve fikir beyan etmemem gereken bir ana kız
ilişkisi olduğundan uzunca bir süre sessiz kaldım. Fakat yeter. Acaba
konuşmanın bir noktasında Özge düşünmeyi mi bıraktı diye tamam kızım
yollayacakmış ya işte dedim. Yok öyle değil diye bu sefer de bana anlatmaya
başladı Özge.
Yıllar önce lisanstayken annesinden para istediği zamanlarda bunu küçük bir
oyunla yapıyormuş. Her seferinde para ihtiyacını imkansız minik bir hikayeye
oturttururmuş. Peşimizde gülücük hırsızları var, mutsuz bir ömür geçiremem diye
de istemiş, otomata atacak bozuğum kalmadı bana çok fazla bozuk para yollar
mısınız diye de. Haliyle şu an annesinin oraletçi planımızı da bir oyun olarak
algıladığını ve yatırmayı planladığı meblanın düşük olacağını öngörüyor Özge. Örneğin
en son lunapark açacağım demiş, 300 lira yatırmışlar, açtım annecim çok
teşekkürler diye geri aramış Özge. Şu an da 300’den farklı olmaz dedi.
Anlamsızca dolar çok yükseldi herhalde 500 yatırır o zaman 300 yatırdıysa
dedim. Galiba bir noktada düşünmeyi asıl ben bırakmışım.
Benim sıram hızlı geçti. Annem çaya beklerim dedi, güldü, kapattı. Yani katılıyorum
oraletçi açmak nedir allasen, ama annemdeki bu netlik beni bazen gerçekten yoruyor.
Kapattım telefonu. Özge donuk bir bakışla ne zaman gidelim dedi. Neye dedim. Çaya dedi, annen çağırıyor ya. Telefonla
konuşmayan ne yapacağını şaşırıyor evde yeminle. Madem öyle telefonla konuşmaya
karar verdik. İkimizin de mantıklı olabileceği bir ana ihtiyacımız var gibiydi.
Özge aradı, açmadım, kontörü bitmesin. Geri aradım, açtı yanımda. Bir anda
oraletçi ne ya diye gömmeye başladık. Sonra çok korkup hemen kapadık. Evet bilince
ihtiyacımız yok, böyle daha iyiyiz. Özge’yle konuşmamızı yeni bitirmiştik ki
Özge’ye bankadan mesaj geldi. Annesi gerçek bir oraletçi için para yollamış.
Bölüm III
Dördüncü dalga oraletçimizi iki sokak aşağıda köşe başındaki boş bir
dükkana açtık. Çok eskiden berberdi. İlk paşa çayıyla tanıştığım yer. O
zamanlar büyük içeceğiydi çay. Gelen tüm müşterilere ikram edilirdi. Bana ise paşa
çayı adı altında sarı su verirlerdi. Sonra yıllarca paşaların gerçekten çaydan
anlamadığını düşündüm.
Oraletçimizi açalı iki hafta olmuştu. Özge biz de esnafız ben de led ekran
istiyorum diye ortalığı yırtarken geldi. Bir süre etrafa baktı, kısık bir ses
ve küçük bir gülücükle oraletçi dedi kafasını sallayarak. Sonra bana döndü, nasılsın,
dedi. Bu sefer kayıtsız kalamadım. Ne istersin dedim. Seni istiyorum demesini çok
isterdim ama ne önerirsine karşılık kendimi sunamadım. Vitamin katkılı kış
oraleti koydum. Hasta olacak gibiymiş. Yudumlarken konuşmaya başladık.
Uzun sürmedi. İki tarafın da doneleri yıllar öncesine aitti. Zamanı için
iyi dramlar çıkarıyorlardı fakat yöneltildikleri bireyler hissizleşeli çok
olmuştu. Tüm cümleler yarım kaldı. Her şey çok anlaşılırdı, fiillere ulaşamadan
azalıp kayboluyordu konuşmalar. Kapıdan çıkarken görüşürüz dedi.
Görüşmeyecektik. Nihayet E’ye erdi. Düğüm çözüldü. Bitti.
İşte dördüncü dalga oraletçi, sizi geçmişinizle yüzleştirir, ferahlatır.
Herkesi bekliyoruz.
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil