Annem evcil hayvanlardan çok korkar. Daha doğrusu türcülük çerçevesinde
evcil hayvan olarak genel kanıda yer etmiş kedi, köpekten çok korkar. Bir canlı
T anında nerede ise bu andan ΔT kadar sonra da hemen hemen aynı yerde olmalı.
Ani ve düzensiz hareket potansiyeli varsa annem için o hayvan büyük bir tehlike.
Tehlike anında ani ve düzensiz hareketlerle çığlık çığlığa ne yapacağını
bilemeyen annem de bizim için büyük bir tehlike. Bir tek balıklara tamam annem.
O da zaten evcil hayvan demeye bin şahit. Bir lepistese yabani demek ne demek,
evcil demek ne demek? Ne sevebiliyorsun ne de gezdirebiliyorsun. Gerçi küçük
kardeşimin komşu ziyaretlerinde seveceğim diye elini akvaryumlara daldırmışlığı
çok var ama...
Annemin bu durumunu bilen ve kardeşime aşılanamadığını düşündüğü hayvan
sevgisi konusunda endişelenen ‘hayvan sever’ aktivist bir aile dostumuz
geçenlerde elinde bir su kaplumbağası bahçesiyle geldi. Kardeşimin bir hediyeye
hiç bu kadar sevinmediğini görmemiştim. Çocukcağız saatlerce su kaplumbağalarını
dert edindi, onlara üzüldü. Burası biraz küçük değil mi, neden bu kadar yavaş
hareket ediyorlar, mutsuzlar mı, gibi sorularla lanet ettirdi hayvan severimize.
Hayvan severin de tek söylemi, hayır Berk onlar şu an seninle olmaktan çok
mutlu. Onu da nereden anladıysa. Kardeşim ardı arkası döşediği sorularda en son
hayvan severimize, su kaplumbağaları nasıl güler, diye sorduğunda hayvan
severimiz müsaade istedi. Biz de kucağımıza bırakılan artık bakmakla sorumlu
olduğumuz su kaplumbağaları ve onların kahırdan kahıra soktuğu kardeşimle evde
kalakaldık.
Önce salonda yer arandı. Unuturuz, gözden kaçar hayvancıklar, zaten ses de
çıkaramıyorlar diye salondaki orta sehpahanın en ortasına yerleştirdi annem
bahçeyi. Salonun orjininde yükselen, daha doğrusu pek de yükselemeyen bir su
kaplubağası bahçemiz oldu. Girdiğinizde sanki en önce su kaplumbağaları alınmış
sonra ona göre geri kalan eşyalar yerleştirilmiş gibi duruyor. Muazzam. Sonra
isim takma işi geldi. Kardeşim ‘teenage mutant ninja turtles’daki Donatello’ya hasta.
Fakat kaplumbağalar iki tane. En sevdiğin ikinciyi de diğerine koy dedim. Olmaz
dedi. Kaplumbağaların birinin adı Donatel diğerinin adı Lo. Ortadan da bölemedi
safocan. Zaten hangisine ne dediğini de isimleri koyduğu anda unuttu. Çocuk da
haklı birinin ötekinden hiçbir farkı yok ki.
Aradan henüz bir hafta geçmişti ki kaplumbağaları evde kaybettik.
Kardeşimin canına tak etmiş. Belki biraz gezmek isterler diye bahçelerine rampa
yapmış. Dikkatinizi çekerim gezmeyi de diretmiyor. Diyor ki isterlerse
gezsinler. Ben rampayı yapayım, sıkılırlarsa çıkarlar. Çok da sıkılmış olsalar
gerek anında da tüymüşler. Bahçeleri boş, kaplumbağalar kayıp. Ara tara
bulamadık. Tam ertesi gün artık umutlar tükenmişti ki kardeşim bir heyecan
yanımıza geldi, yaşıyorlar, diye. Nerede dedik, bilmiyorum dedi. E nasıl o
zaman dedik. Anlattı. Zeki kardeşim bir gün önce evin sağına soluna yemler
bırakmış. Bugün de bakmış hiç biri yerinde yok. Diyor ki buralarda bir yerlerde
dolanıyorlar.
Bir anda evde herkes diken üzerinde yaşamaya başladı. Oturmadan önce
minderler kaldırılıyor, adım atmadan önce ışık yakılıyor, sifon çekilmeden önce
klozet kontrol ediliyor. Buralarda bir yerlerdeler, biliyoruz. Arada misafir
geliyor, eve girmeden önce uyarıyoruz. Bir anda dünyanın en gergin misafirleri
oluveriyorlar. Dünyanın en gergin misafirlerini ağırlayan en gergin ‘misafirperverleri’
oluveriyoruz. Geldiklerine geleceklerine lanet ediyorlar, geldiklerine
geleceklerine lanet ediyoruz. Kardeşim aileden olmayan biri tarafından
yanlışlıkla üzerlerine basılacak diye çok korkuyor. Evdekilerden birinin
yanlışlıkla bunu yapmasıyla ne farkı var diyorum. Kafası karışıyor gidiyor. Kardeşim
evde herkese terör estiriyor.
Kardeşime de dedim gel şu yemlerin başına tuzak kuralım. Yerlerken
yakalansınlar buluruz böylece. Yok olmazmış. Gelmek isterlerse onlar
gelirlermiş zaten. Evimizdeki kaplumbağalar dünyanın en özgür kaplumbağaları. Bili
bili diye kaplumbağa arıyor evde. Bili bili ne, sen hayvan severimize sor bir
belki öyle aranmıyordur dedim. Çok mantıklı dedi, anneme hemen kendisine
sorması için yetiştirmiş. Yeni bir kriz geliyor yakında hayvan severimize.
Aradan iki ay geçti. Kardeşim bu sürede evdeki yemlerin dağılımıyla ilgili
kendince bazı planlamalar yaptı. Bir önceki gün tüketilen yemlerin
lokasyonundan bir davranış modeli oluşturmaya çalışıp minik minik tüm yem
lokasyonlarını birbirine yaklaştırdı. Artık evde tek ve belli bir uğrak noktası
var, biliyoruz. Ama çok zaman geçti, konu annemin babamın ve benim gözümden
düşeli neredeyse bir ay oluyor. Minderleri artık aynı şevkle kaldırmıyoruz.
Üstelik geçen gün babamı kaldırmadan otururken gördüm. Bana dönüp kardeşin
yokken yapıyorum bazen böyle, kendisine söyleme, dedi. Aramızda kalsın ben de
klozet kontrolünü bıraktım baba dedim.
Tüm bu olaylardan sonra hayvan severimiz hikayeye bir kez daha dahil olmak
istemiş olacak ki kapımızı çaldı. Kendisine kapıyı açarken annemin çığlıklarını
duydum içeriden. Bir yerden biliyorum bu çığlığı. Annemin kedi köpek çığlığı
bu. Koşa koşa gittik. Kardeşimin koyduğu yemleri yiyen bir fare görmüş. Hayvan
sever evi acilen terk etti. Biz de kardeşimin büyük karşı duruşlarına rağmen
kapan işine giriştik.
Şimdi evde birçok teori dolanıyor. En güçlüsü de aylarca kaplumbağalarımızı
yiyen fareyi beslemiş olduğumuz üzerine. Keşke hiç öğrenmeseydik, bilmeseydik.
Bu teoriyi bile düşünmemiş olsaydık. Bırakılması gereken bir yer vardı, fark edemedik.
Kalan her şey gibi üzerinde ömrü yazmayan ilişkilerimize son veremedik. Mavi
yalanların altını aradık. Mutlu muyuz?
Yorumlar
Yorum Gönder