Ana içeriğe atla

Pazar

Bu yazı 'Yazar' başlıklı hikayeyle ilişkilidir. Buradan ilgili hikayeye ulaşabilirsiniz.

--

Şu formu doldurmanız ve şu hesaba ücreti yatırıp tekrar buraya gelmeniz lazım, dedi. Teşekkür edip vezneden ayrıldım. Dilekçe doldurmak için ayakta yazılabilecek yükseklikte konulmuş rafların olduğu duvara doğru yöneldim. Hepsi dolu. Aslında biraz sıkışılsa bir kişi daha alır. Ama buradaki tutumlara güvenmiyorum. Ne de olsa üstesinden gelemeyenler topluluğu. Biraz sıkışabilir miyiz, riskli bir talep gibi geliyor, neyle karşılaşabileceğimi kestiremiyorum. Sessizce birilerinin bitirmesini bekliyorum.

Kalemi elime alıp formu doldurmaya başlıyorum. Ad, soyad, doğum yeri, doğum tarihi gibi 'bu benim' diyebilmek için gerekli, bir yığın gereksiz, formlar ve düşük profilli 'nerelisin'le başlayan sohbet girişimleri dışında işinize yaramayacak bilgilerin ardından nihayet talebimi dile getirebileceğim alanlara ulaşabiliyorum. Çalınmasın diye duvara bağlanmış kalemin ipinin kısalığı kağıdı yukarı doğru kaydırmı istiyor. Ona istediğini veriyorum. Artık sadece kalemi oynatarak değil, aynı zamanda kağıdı da oynatarak yazdığımı düşünüyorum. Bu düşüncenin ardından acaba sadece kağıdı oynatarak yazabilir miyim takılıyor aklıma. Bir an kalemi tamamen sabit tutup kağıdı hareket ettirerek yazmaya çalışıyorum. Sonuç çok kötü, sol elle yazsam daha iyi yazarım, diye geçiriyorum aklımdan ve bu sefer de 'sizde yarattığı problemleri sıralayınız' kutucuğunu sol elimle doldurmaya çalışıyorum. Sonuç kağıt oynatmaktan da kötü. Kendime gelip kalemi sağ elime alıyorum. Ortaya çıkardığım çirkinliği karalayıp 'dikkat bozukluğu' diye devam ediyorum dilekçeye.

Hikayenin sizde hissettirdikleri: güvensizlik ve hayal kırıklığı. Aktif üstesinden gelmeye çalışma süresi: 4 ay. Dağıtımla ilgili kısıtınız: yok. Duraksıyorum. Onun benim tarafımı bilmesini istemem. Hep önemsiz bir şeymiş gibi lanse ettim. Biçimden gelen bir asaletim var. Bunun bozulmasını istemiyorum. Yok'u karalıyorum, var yazıyorum, var'ı karalıyorum, Okmeydanı Üniversitesi Özge Selçuk hariç, yazıyorum. Ödemeye ilişkin işlem numarası, imza ve form çerçevesinin alt kenar çizgisi. Kalemi bırakıyorum. Arkamı döndüğümde ağlayan insanlar görüyorum. Ben yine iyiyim, diyorum kendi kendime. Elimdeki forma bakıyorum. 'Hikaye İade Etme Formu' yazıyor en tepesinde. Benim olan bir şeyi üzerine para vererek elimden çıkarmaya çalıştığım ender anlardan. Kendimi kötü hissediyorum. Eksileceğimin farkındalığı geliyor bir anda. Acaba zamanı değil mi diye düşünüyorum. Ama zaten eminlik dereceniz kısmında 10 üzerinden 8'i belirtmiştim. Yani onlar karar versin. Herhalde dikkate alırlar, diyorum.

Formu verdiğim veznedeki kadın şöyle bir bakıyor, sonra şaşkın ve takdir eder bir şekilde kafasıyla onaylıyor. Titiz biriyimdir, diyorum. Ne aradığını biliyorum. Bir zamanlar ben de veznenin diğer tarafındaydım. Ya bir tarih, ya bir imza, mutlaka bir şeyler eksik olur. Belli, diyor, ama biraz karalamayı seviyorsunuz sanki. Problemse tekrar doldurabilirim, diyorum. Tekrar doldurduğunuzda karalamayacağınıza emin misiniz, diyor, beklemiyordum, şaşırıyorum, herkes her an hata yapar, form çok uzun, boşuna bir daha uğraşmayın.

--

Kötü bir şey yaptım. Çok kötü. Üstesinden gelebilmek için iade edilen tüm benzer kötü hikayeleri almaktan başka şansm yoktu. Herkes başta ver kurtul dedi. Zaten edinmek için zorbalaşmıştım, iade etmem her şeyi boşa yapacaktı. Onun yerine olağanlaştırarak hissizleşmek benim için çözüm olabilir diye düşündüm. Olmadı. Daha kötü biri olamadım. Her eklediğim hikaye beni daha da huzursuz yaptı. Her seferinde belki bir sonrakinde kritik eşiği aşarım ve hissetmem dedim. Hissettim. Rahatlamaya çalışırken daha çok ağlamaya başladım. Herkes için üzülmekten başka bir şey yapamıyorum.

Vaz geçtim. Geçen hafta tüm sonradan edindiğim hikayelerle birlikte kendi hikayemi de  iade etmek için başvuruda bulundum. Reddedilmiş. Bu kadar çok bağlantılı hikayenin bir anda kaybedilmesi problem olabilirmiş. Geçmişsizlik, duygusal boşluk, depresyon ve intihar, yazmışlar karşılaşılabilecek olumsuzluklara. Her şeyi berbat ettim. Üstelik tüm bu problem olabilecek şeyler şu an zaten bende her an olabilirdi. Telefonla aradım. Bir yolu olmalı. Belki bir yazarla anlaşırsanız. Boşluğun yerine konabilecek sorunsuz bir hikayeyle birlikle bu iadeyi kabul edebiliriz dediler.

- Size durumumla ilgili mail atmıştım. Okuma şansınız oldu mu?

- Evet, evet, baktım.

- Nasıl? Yani yerine bir hikaye yazabilir misiniz?

- Açıkçası daha önce hiç böyle bir çalışmam olmadı. Durumunuz aldığım eğitimin kapsamında ama daha önce hiç bir vakayla karşılaşmamıştım. Bu kadar çok eksiltilecek olanın yerine konulacak hikayeyi yazmak emin olun çok zor.

- Anladım peki önerebileceğiniz birisi var mıdır?

- Yok, üstelik bu durumda size yeni hikaye yazdırmanızı da önermem.

- Peki nasıl..

- Heyecanlanmayın hemen. Size zaten var olan bir hikayeyi edinmenizi öneriyorum. Bu şekilde tutarsızlıklar daha az olur. Yazdırdığınız hikayedeki ortaya çıkabilecek eksiklik veya çelişkilerden kurtulmuş olursunuz böylece. Zaten yaşanmış. Size uygun, eksiksiz, kusursuz bir hikaye bakmaya başlayabilirim eğer isterseniz.

- Peki benim hikayelerim ne olacak?

- Kurtulmaya çalışıyorsunuz sanıyordum.

- Yani. Örneğin. Saklanabilir mi?

- Lütfen net olduğunuzda görüşelim.

- Yok, en kısa zamanda yapalım lütfen.

- İsterseniz deneyimlerinizi kaydetmek için birkaç hafta bekleyebiliriz.

- Kendime güvenmiyorum. Siz hazır olduğunuzda ben de hazırım.

Bugün mail geldi. İyi bir hikaye değil ama beni çok rahatlatabilirmiş. En azından kıyasla çok daha az kötü, olarak tanımlamış yazarımız bir de eklemiş, bu sefer kaybeden tarafta olacaksınız. Okmeydanı Üniversitesi'nden Özge Selçuk'u tanıyor olmanız problem olabilir demiş. Tanımıyorum, dedim. 

Yarın her şey bitiyor.

 

--

 

Yazı ile alıp veremediğin bitti mi, artık karşı durmuyorsun, dediler. Tabi ki bitmedi. Yazı insanoğlunun en büyük laneti. Şimdilerde post-truth'la ilintili olarak bilgi çağı, teknoloji, hızlı internetle bilgiye çok rahat erişiyoruz, bu da bizi tembel, bilgisiz ve erozyon bilgilerle dolu yapıyor dedikleri ne varsa eminim döneminde yazı için de söylenmiştir. Artık her şeyi okuyabiliyoruz, bilmeye, gerçekten öğrenmeye gerek kalmadı denmiştir. Ya da denmelidir. Yani tüm dertlerimizin sebebi en başta bir yazının olması, unutmayalım. Tutup da bunu ‘o zaman en büyük problem konuşmak’a getirmeyin. O kadar da değil. Gıybet de mi yapamayacağız.

Bu sefer alfabenin sakilliğine dikkat çekmek istiyorum. Bazı harflerin büyüğü, küçüğünün yeniden boyutlandırılmış hali, örneğin 'c,C'. Oh ne kolay. Ama bazıları var ki tamamen farklı 'b,B'. Yani hiç mi düşünmediniz bunu bir standarda sokmayı. Bu farklı harfler yüzünden piyasada dolanan iki farklı alfabe var. Öğrenirken iki farklı satır ezberliyoruz. Bir 'a,b,c...', bir 'A,B,C'. Yapın şunların hepsini c gibi işte. Hani bir de bir düzen de yok. Rastgele bir şekilde biri küçüğü ile aynı, bir diğeri farklı olabiliyor. Hangisinin büyüdüğünde farklı olacağını da bileceksin. Tamam bakın c, C'yi savunmuyorum. Çok kötü bir notasyon. Ölçüsüz ellerde hangisinin büyük hangisinin küçük olduğu çok rahat karışıyor. Ama ayrımı belirtmek için koy standart bir şey. Hem bu büyük küçük harf ayrımı netleşsin, hem iki farklı alfabe ezberlemeyelim.

Bu bağlamda oluşturduğum öneri alfabeyi aşağıda sunuyorum. Küçük harfler alfabesini direk olarak alıp büyük harfler alfabesini küçük harflerin büyütülmüş ve bir yatay çizgi eklenmiş halleriyle tekrar oluşturmayı öneriyorum. Böylece sadece küçük harfler alfabesini ve harf büyüdüğünde yatay bir çizgi ekleneceğini bilsek yeterli. Üstelik büyük küçük ayrımı da net. Tahtada i mi yazıyor İ'mi, deme derdine de son. Bir de daha az ezberle.

Fakat 't'de bir sıkıntı var. Onun küçüğü çizgili zaten. Çizgiyi çıkarırsak da küçük 'l' oluyor, veya 'ı'. Görüldüğü üzere l ve ı'da da bir sorun var ona da el atmak lazım. Alfabemize 't' ve 'ı','l' ikilisi lazım. Tasarımlarınızı bekliyorum. 'f' de büyüyünce iki çizgili oluyor, o da belki yeniden tasarlanabilir. Şimdi diyeceksiniz ki böyle de çizginin nereye geleceğini ezberlememiz lazım. Gerçekten hiç gerek yok. Özgürsünüz. Ekstra çizgiyi nerede beğeniyorsanız oraya koyun. Bitti gitti.

 





 


Yorumlar

Yorum Gönder