Son zamanlardaki en büyük anksiyetem kangal sucukta virajı
alırken iki tarafında yükseklikleri eşitleyemediğim sucuk dilimleri. Bugünkü en
aykırı duruşum hb uç kullanmak, seyir zevki en yüksek tanıklığım, döner
başlıklı viledada sıkılırken son sürat üzerindeki suları sağa sola fırlatan
paspası izlemek. Gelip geçene bakıyorum. Kimse yok.
Kahvaltı gerginliğini atlatalı 1 saat, klavyenin pili biteli
yarım saat oluyor. Gerçek bir aksiyon almadım, durumu idare etmeye çalışıyorum.
Fareyle karakter girişi yapacağım yere tıklayıp pilini çıkarıyorum, klavyeye
takıyorum, yazacağımı yazıyorum, bitince yine pili çıkarıyorum, fareye geri
takıyorum. Neyse ki ikisi de AA kullanıyor. Bazen pili klavyeye geçirdiğimde az
önce fare ile doğru yere tıklayamadığımı fark ediyorum, deliriyorum. İşte o
zaman kalkıp yeni pil almaya gidesim geliyor, ama ayaklarımı hissetmiyorum,
belimi hissetmiyorum, ellerimi hissetmiyorum. Bir anda bir uyuşma kaplıyor her
yerimi. Pili çıkarıp bir kez daha denemek için fareye geri takıyorum. Sonra
düşünüyorum, ya biri AAA olsaydı.
Kapı çaldı, üst komşum. Kalem pilin var mı diye sormaya
gelmiş. Bir de sen mi, bir pili 3 alete dönemeyiz dedim, anlamadı. İşin uzun mu
diye sordum, televizyonu açacağım dedi, üzerinde açma tuşu olmuyor mu zaten
onların dedim, bozuk dedi, uzun kullanacak mısın dedim, açıp getireceğim dedi,
ya sonra kanal değiştirmen gerekirse dedim, bilgisayara bağlı kanal falan yok
dedi, kapatmak için de gelecek misin dedim, fişini çekerim, amma uzattın dedi.
Tamam dedim, sesini mesini iyice ayarla, bir daha, bir daha olmasın, hemen
getir, haberin devamı için daha çok tıklamam lazım. Giderek
huysuzlaşıyor musun sen dedi, süslemek suçtur dedim.
Ekranın başında anlamsızca pilin geri gelmesini bekliyorum.
Anlayabiliyorum, görebiliyorum, ama bilgisayara tepki veremiyorum. Tüm
araçlarım işlevsiz. Bilinci açık olmasına rağmen sadece eli kolu tutmadığından
bitkisel hayatta sayılan bir hasta gibiyim. Çok korkunç. Geçen süreyi olağan
verimsizlikle harcamaya devam ediyorum. Ekranda, sabit merkezin yanında hareket
eden reklamlar var. Merkezdeki sabitlik bir metinden oluşuyor, sayfanın faydalı
kısmı burası, elmanın kabuğu, üzümün çöpü. İşe yaramayan ne varsa lüzumsuz bir
dans içerisinde. Uzun süredir istemsiz bir reklam filtresine sahibim. Hareketli
tüm içeriği zihnim eliyor. Hiç dikkat etmemişim, meğer kumara davet ediliyormuşum.
Artık nasıl bir arama geçmişim varsa.. Üstelik 100 lira hediye ile. Metin
kısmında ise Mehmet Gözetlik bir olağan sonuçtur anlatısı var. Hazır hayat daha
da yavaşlamışken kalemi elime alıp birkaç minik kelime not edesi oluyorum.
Kalemin ucunun sertliği dikkatimi çekiyor. Uçta kesinlikle yekpare bir B yok.
Ya hard ya da hardblack. Vandallık bu. Kağıda yapılan en büyük eziyet. Resmen
kazımak, yırtmaya teşebbüs. Kağıda olduğu gibi bir yaşam hakkı tanımamak.
Reddediyorum. Canını çok acıtmayacak kadar minik bir not alıyorum kenarına
sadece "yazıda hb'den bahset".
Kapı tekrar çaldı, açtım. Gel sana süper bir şey
göstereceğim, dedi. Pilim nerede dedim. Boşver şimdi pili mükemmel bir geziye
çıkaracağım seni, dedi. Ne gezisi sokağa çıkma yasağı var, pilim nerede, dedim.
Dışarıya çıkmayacağız merak etme, gezi bitince pilini alacaksın, dedi. Pilimi
verirsen, geziye çıkarım, dedim. Ayrıca sen kimin piliyle kimin hikayesinde
bilmem ne rollerini değiştiriyorsun, dedim. Ne dedin, dedi. Tam toparlayamadım
şimdi, dedim.
En son, gel süper bir şey göstereceğim sana, diye kapımı
çaldığında toparlanıp iş makinası seyretmeye gitmiştik. Böylesini şimdiye kadar
hiç görmedim, diye heyecanlı heyecanlı anlatıp olaya benim de kaptırmamı
bekliyordu bir de. Tamam makine gerçekten değişikti, ama yani..
Yapacak daha iyi bir işim yoktu. Pilimi güvenceye alıp evden
çıktım. En alt kata indik. Asansörden çıktık. Yakınlarda çok iyi manzarası olan
bir yer var, gel seni oraya götüreyim, dedi. Çıkamıyoruz, dedim. Çıkmayacağız,
dedi ve apartmanın giriş kapısının aksi istikametine doğru yöneldi. Takip
ettim. Köşeyi döndü, ve işte burada, dedi. Hayatta çok fazla şaşırmam. Ama buna
şaşırmıştım. Minik bir Kurt Schwitters merzbausuna bıkıyordum. Zeminden tavana
uzanan, sanki bir makete ters bakıyormuş hissi uyandıran bir köşeydi. Apartmana
bir sürü installation yapmıştı. Artık bulunduğumuz yerde minik bir turumuz
vardı. Dışarı çıkamasak da dışarı çıkabiliyorduk ve bunun için bir sebebimiz
oluşmuştu. İlgi çekici her şey yasaklandı, buraları bari çekici yapalım dedim,
dedi. Sonra kat kat tüm işlerini gezdirdi. İkinci katta Bruce Nauman'in
performance corridor'una benzer bir algı yaratmıştı. dördüncü katta pilimin
nerede kullanıldığını gördüm. Üst üste birkaç ekranlı bir işti. Hırt hırt
pilinin peşine düşmene değdi mi bak, dedi. Üretmek için yalnız ve mutsuz
hissetmem lazım, beni üzün diyen sensin, dedim. 8. ve son kata kadar çıktık.
Dairem 3'teydi, yukarısına daha önce hiç çıkmamıştım. Bu son kata geldiğimizde
ise apartmanda çalışan, yerleri silen abla vardı. Sessizce izlememiz lazım,
diyerek katın girişinde durdurdu beni. Nasıl ikna etmişse, abla performansını
ustalıkla sergiledi, bir kere bile dönüp, merhaba, hoş geldiniz, demedi. İşte
orada gözüme takıldı. Bize yakın kovada sıkılan vileda deli gibi dönüyordu.
Eve geldiğimde pili fareye takıp mail için pencere açtım.
Şirketteki ilgilileri ekleyip klavyeye geri geçirdim. Tüm reklamlarımızı
güncellemeliyiz, bulunduğu alanı taklit etmeli, asıl içerikte
kaybolmaları lazım.
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil