Bir gün dışarıda kalabalık bir toplaşma planlamıştık. Telefonla aradı beni heyecanlı heyecanlı. Abi başıma çok kötü bir şey geldi, ben gelemiyorum, dedi. N'oldu, dedim. Anahtar kapının arkasında kaldı, dedi. Nasıl yani, dedim. Anahtar dışarda kaldı, çıkamıyorum, dedi. Bir an mal oldum. Hikaye aslında doğru gibi, ama tam da oturmuyor. Sen içeridesin ve anahtar kapının arkasında mı kaldı, dedim. Aynen öyle abi, dedi. Tamam haklısın kapının arkasında kalması bir sorun, ama sanki hikayede sen ve anahtarın yeri değişince, içeride olduğuna emin misin, dedim. Evet abi, dedi. Oğlum kapı kolunu indir çık o zaman, dedim. Bir anda kendine geldi. Aa doğru, sen ne muhterem bir adamsın, beni çilingir masrafından kurtardın, ık bık bir şeyler. Yalan dolan. Kafasında yazmış yine bir bahane, sonuna kadar inanmamızı bekliyor. Mert öyle, heyecanlı, gergin, değişik bir tip. Bir şeyden şikayetçiyse ya da bir şeyi istemiyorsa bunu asla yalın bir dille direk söyleyemez. Ben ne kadar rahat boklayabiliyorsam o da o kadar boklayamıyor. Boklayamama sorunu var çocukta. Boklamalessness (boklamasızlık) hastalığına sahip. E abi hadi gel o zaman madem, dedim. Bir an sessizlik oldu. Sonra telefon kapandı. Tüm yalanını harcadı, sonuna gelince gerginliği kaldıramadı, tamamen koptu gitti. Eminim evde telefonu o an bir yere fırlattı ve en az yarım saat telefonla ayrı odalarda kalacaklar, yanına bile yaklaşamayacak telefonun. Baştan diyebilse ben hiç gelmek istemiyorum, sorun olmayacak. Hep bir hikaye, illa bir oyunbazlık. Gelmeyince ertesi gün aradım, sana gelelim madem bugün, dedim. Gelin, dedi. Gittik, kapıyı tıklatık, bu sefer de bir anda, dolu, diye bir cevap geldi içeriden. Hiç beklemiyorduk. Bir anda kapının önündeki 6 kişi çiş sırası bekliyor olduk. Dolu deyince gideceğimizi mi sanıyor. Belli ki bizi istemedi, yine söyleyemedi, son anda gerginliği kapının öteki tarafından saçmalayarak zaman kazanmaya çalışıyor. Hayatımda gördüğüm gerginlikle başa çıkamayıp en masalsı saçmalayan insan Mert. Ama biraz sal şu gerginliği artık be adam. Giremedik içeri, almadı bizi.
Diğeri de Can. Can da tam bir şebek. Hiçbir şeyi doğru düzgün dinlemez, her şeyi yanlış anlar. Hayatımda bana sesli mesaj bırakan tek insan. Oo Amerikan, demeyin. Bıraktığı mesaj istisnasız “Efe, Efe, alla allaaa, Efe, telefon mu bozuk, ses gelmiyor, Efe..” Aramaya basıyor, açılana kadar koyuyor kenara, ben açmıyorum, telesekreter bipten sonra mesjınızı bırakın diyor, Can kulağında olmadığı için telesekreteri duymuyor, bipten sonra telefon açıldı görünüyor, can yarım dakika telefonun diğer ucunda mesaj bırakmayı ben açtım sanıyor, cevap gelmiyor diye hata ayıklamaya girişiyor. Ayıkladığı hataların arasında hattın ya da telefonun bozuk olmasının dışında tehdit altında olup cevap verememem ya da sesimin çok ama çok kısılmış olması gibi yaratıcı durumlar da var. Bir değil iki değil belki 100 kere aynı şekilde aynı olayı yaşayıp aynı tepkiyi vermiştir. Her seferinde ilk seferki heyecan var Can'da. Bir ilişki nasıl diri tutulur Can'ın sesli mesajlarına bakıp feyz alın işte. Hele bir gün baktım 3 dakika sessiz sesli mesaj bırakmış. Aramış atmış telefonu kenara unutmuş. Sonunda bir, anaa bu açık kaldı, diyor bir tek. Öyle bir insan işte, dağınık biraz, ama düzeltmek için bir feedback sistemi de yok çocuğun. Küçükken Can'ı şöyle bir loop içinde bulduğumu hatırlıyorum. Optik formu işaretliyor. Dışına taşırıyor. Silgilyle kenarını alayım derken fazla içeri giriyor. Tekrar işaretliyor. Yine dışına taşırıyor. Silgiyle kenarını alayım derken.. Mega süper projesi 0.5 silgi yapmaktı küçükken. Kalem de 0.5 ama dışına taşırıyorsun Can. 0.5 silgi de kesmez seni. Birkaç ay önce aşkitosundan ayrıldı. Hayatımda arkadaş çevresini ayrılıkla mücadelede bu kadar etkin kullanan başka birine daha rastlamadım. 1 ay durmaksızın içtik. Abi gelin işte oturalım, abi gelin işte oturalım.. Yetti be. O ayrıldı bizim karaciğerler yoruldu. Karaciğerlerimizin Can'ın ilişkilerindeki yeri hiç sağlam bir yer değil. Hep kötü günde. Hiç iyi günde değil.
Kararlaştırdık, Can, Mert ve ben tatile çıkacağız. İki hafta öncesinden iletişim orucuna girelim, yola çıktığımızda gıybetlerimiz tükenmiş olmasın, şöyle dipdiri başlarız dedim. Asıl amacım Mert'in yola çıkmadan mutlaka yaşayacağı gerginliklerden ve Can'ın sorunlu ilişkilenmeleri sebebiyle edindiğimiz alkol bağımlılığından biraz olsun uzaklaştırmaktı. Hak verdiler, gıybetlerin değeri konusunda ekip hemfikir. Görüşmelerimizi minimuma çektik. Ama Mert biraz abarttı. Ertesi gün yola çıkacağız hiçbir şekilde ulaşamıyoruz çocuğa, milyon kere aradık açmıyor. Can diyor ki belki tehdit altındadır. Abi hala mı, bir sal allaasen şu evhamlı anne bakışını. Ailesine ulaştık da öğrendik en sonunda, gıybet derseniz onlar anlar demiş, bizle görüşmek istemiyormuş, yarın sabah 8'de onu alabilirmişiz, biz de bir şey anlamadık diyor annesi. Paşamız görüşmek istemiyormuş, 8'de alabilirmişmişiz. Can'ın hep 'bu çocuk bizimle takılmak gerçekten istemiyor, bir hayır diyebilse anlayacağız' tezi vardı. Yine gündeme geldi. Neyse dedik öyle ya da böyle bir şekilde yarın çıkıyoruz işte.
Çıkamadık.
Kapısını çalıyoruz açmıyor, telefonunu çalıyoruz (telefonunu çalmayı bir kez daha hayal edin) açmıyor. Can dedi, tamam abi gerilmiş işte yine çocuk, çok bariz, gelmek istemiyormuş demek ki. Olamaz diyorum, bu Mert'in stili değil, hikayesi eksik. Dalga geçebileceğimiz saçmalıklar sunması lazım, böyle dümdüz,, hiç onluk değil. Kesin bir şey var. Aramaya, kapısını çalmaya devam ediyorum. Can bitik halde, gelmeyecek işte, o da gitti demeye başladı. Yine başlıyor ayrılık atağı. Sondaki "o da" dan anlıyoruz bunu. Cevap ver hadi Mert, Can geliyor bir de başıma, çabuk ol. Yok oğlum bir şey sakin, diyorum. Ebru da gitti diyor. Ebru kim lan dedim. Aşkitosuymuş. Sonra hatırladım, evet ayrıldığı kadın Ebru'ydu. Baya baya unutmuşum. İçmek gerçekten unutturuyor demek ki. Bana unutturmuş. Birlikte içe içe aşkitosunu bana unutturmuş Can. İçmeye devam et Can, belli ki oluyor. Az daha sık dişini, biraz daha iç. Ama lütfen artık bensiz. Bak zaten ben unutmuşum bile. Beni artık bir sal Can. Derken Mert geldi, yanında bir adamla. Yine arkada kaldı abi, dedi. Bu sefer anahtar olması gereken tarafta, evin içerisinde kalmış. İşte tanıyorum ya bu çocuğu. Biliyordum. Ama bu sefer kahramanının da eli kolu bağlı Mertçim, seni çilingir masrafından kurtaramıyor.
Çıktık yola, vardığımız gibi denize girelim dedik. Hava biraz rüzgarlı. Bizimkilere dönüp dedim ki terlikleri çıkarınca girmeden acık gömelim kuma, uçup gitmesin. Tam gireceğiz Can dedi ki ben saati çıkarmayı unutmuşum, siz girin hemen geliyorum. Mertle girdik, açıldık, 5 dakikaya Can da geldi. Yüzdük ettik, tamam dedik çıkalım. Bir çıktım terlik yok. Terlikleri yürütmüşler. Lan nasıl olur derken Can geldi yanıma, nasıl yok dedi, baya yok dedim, gömdük ya abi, dedi. Bir anda girmeden önceki biraz gömelim söylemimin Can'ın karakterinde nasıl vuku bulduğunu anladım. Yapma Can dedim, ciddi misin. Gömelim dedin ya abi dedi, baktım siz tam gömememişsiniz ben hallettim, dedi. Tam o anda yan tarafımızda başka insanların da terlikler nerede seslerini duymaya başladık. Mal oldum. Can hesap ver, sen misin bunlar da, dedim. Evet abi milletinki de uçacak gibiydi, onları da gömüverdim, dedi. Derken yanımızdan bir kadın, ayak tabanlarım yanıyor, kum çok sıcak, diye çıldırmaya başladı. Hemen akabinde bir adam kim aldı lan terlikleri diye asabi asabi sağa sola bağırdı. Aradan, kamera yok mu burayı çeken, görevli yok mular yükselmeye başladı. Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Sahilde ayılanlar bayılanlar kendini yerlere atanlar var. Meşaleler yanacak birazdan. Mert'e doğru döndüm. Dizine kadar suyun içerisinde mum gibi bekliyor. Ne yapıyorsun Mert orada, dedim. Çıkamam dedi. Neden dedim. Ayağımda terlik var, döverler, dedi. Sen nereden buldun terliğini, dedim. Ben terlikle girdim, dedi. Çıkar gel acil gitmemiz lazım buradan, dedim. Çıkaramam crocs, kıyamam, dedi. Canımızdan kıymetli değil Mert, çıkar, dedim. Çıkardı, tam yanımıza geldi, fark ettik ki crocslar suda yüzüyormuş. Tam aha dedim sıçtık, bir anda kalabalıktan birisi, bakın bakın terliklerden biri denizde, herhalde rüzgardan uçmuşlar dedi ve kalabalık denize doğru terliklerini aramaya koştu. Dikkatlerinin dağılmasını fırsat bilip uzaklaştık. Yalın ayak arabaya kadar o kadar hiçbir şey hissetmeden koşmuşuz ki o asfaltta, takip eden 3 hafta çok şey hissettik. Yürüyemedik resmen topuk ağrısından.
Döndükten sonra aylarca bu hikayenin ekmeğini yedim. Kaybettiğim terliğimin ederini çıkaralı çok olmuştur gerçekten. Helal hoş olsun böyle hikayelere. Hikayeden eminsek gelin istediğiniz gibi alın ayağımda ne varsa. Ben okeyim. Her türlü meta ile ederi hikayeyi değiş tokuş etmeye hazırım. Birkaç saat önce toplandık. Can önemli bir şey var size bir sürpriz hazırladım dedi, geldik. Can’dan beklemediğimiz şeyler. Üstelik bu ekibin dinamiklerine de aykırı. Yok yani böyle bir sürpriz mürpriz olayımız. Kocaman 3 poşetle geldi. İçinden kutuları çıkardı birini bana, birini Mert’e, birini de kendisine verdi. Kendisine vermesine hayran olduk. Bize ne düşündüyse sağ olsun kendisini de unutmamış. Bir açtık crocs. Aynı model aynı renk. Bir baktık ki numaraları da aynı. Daha çok kendisine ne düşündüyse bize de onu düşünmüş. Geçerken kokoreç gibi 3 tane sardırmış gelmiş resmen yanımıza. İnsan bir ayak numarası sorar. Neyse ki bana oldu. Mert’e küçük geldi. Git bunu da göm, napacam bunu diye yükleniyor şimdi Can’a. Ekip çok değişti çok. İyi ki gömdün Can. İyi ki neyi kastettiğimi anlamadın da hazine gibi sahilin dibine kadar gömdün. Bak o yaşadığımız gerginlik neleri çözdü. Mert artık yükselebiliyor, rahat rahat boklayabiliyor. Bekler miydin hiç sana git bu terliği de göm demesini. Senin adı neydi bi aşkiton vardı, sohbetlerimizden o gitti. Alkolü bıraktın. Mis olduk mis.
Yanınızda her daim saçmalayan insanları bulundurun. Neşeniz eksik olmasın.
--
Öyle paragraf içi konuşma mı verilir, nerede
tırnakların, demeyin. Türkçedeki sorunlara yeri geldikçe el attığımı
biliyorsunuz. Ne yapsaydım yani her tarafı tırnakla mı donatsaydım her biri
konuştuğunda. Ya da konuşma çizgisine dönüp görsel akışı katledip bir de kendimi
anlatıcı pozisyonundan mı uzaklaştırsaydım. Böyle olacak. Tırnak çöplüğü her
taraf. Yeterince tırnak atıyoruz işte virgül diye. Yeter o. İkili ikili
havaya sıkmanın da lüzumu yok bir de. Tırnak gürültüsü yaratmayın. İnsanları uyarın,
duyarlı olun.
Burası yeri değil, gidin banyoda kesin tırnaklarınızı!
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil