Ana içeriğe atla

Romeo & Juliet

Juliet rahibin yanına gider. Rahip ona içeni 40 saat ölü zannettirecek bir iksir verir. Ama bu haber Romeo’ya zamanında ulaşmaz. Romeo Juliet’in yanına gelir. Öldüğünü zanneder. Dayanamaz, eğilir ve Juliet’in zehirli dudaklarından öperek o da intihar eder. Juliet biraz sonra uyanır, Romeo’ya bakar, onu ölü zanneder, dayanamaz, Romeo’nun zehirli dudaklarından öperek o da intihar eder. Romeo biraz sonra uyanır, Juliet’in ölmesine dayanamaz, eğilir Juliet’in zehirli dudaklarından öperek intihar eder… Yıllar geçer. Denk gelemeden yaşlanırlar. Romeo şekerden, Juliet ise çoklu organ yetmezliğinden ölür. Yalnız başlarına, yıllarını bir hayalle öpüşmeye feda etmiş olarak.

Modern ilişkilerin doğru düzgün bir başlangıcı, sonu olmuyor. Masallar ne kadar güzel, siyah ve beyaz asla birbirine karışmadan var, sınırlar belirgin, mesajlar net. İnsanlar hep hayatı masalsılaştırmak istiyor. İmkansız. Üstelik en güzel şeyler bu kirli griden üretiliyor. Ben masalları hayatsılaştırmayı öneriyorum. Belki de hepsini yeniden uyarlamalıyız. Gerçekte işlerin nasıl yürüdüğünü bilmeliler. Böylece birey olduklarında garantilenen depresyonlarını bir nebze olsun azaltabiliriz.

Çenesini tutarak, gülmekten yüz kaslarım ağrıdı, dedi. Halbuki daha 15 dakikadır konuşuyorduk. Belli ki gülme kasları idmansız kalmıştı, bir süredir çalıştırmıyordu. Ama yine de çok eğlendiği bir hayatı olduğunda ısrarcıydı. Tabi ki mutluluk kahkahayı gerektirmez. Aksine çoğu durumda huzurlu bir tebessüme ilişkindir, yüz kaslarının tonusu üzerinde bir etkisi yoktur. Ama işte ilk 10 dakikalık blokta ne kadar mutlu olduğunu sakince değil, kanata kanata anlatmıştı. Şimdi ne söylesem hıçkıra hıçkıra gülüyordu. Gerçekten ihtiyacı olmayan hiç kimse gülmeye bu kadar teşne olamaz. Gerçekten hayatından mutlu biri hayatını böyle ballandıra ballandıra anlatamaz. Sadece konuşuyor olmamız bile yüzüne sebepsiz gülücükler ekliyordu. Dünyanın en kolay şovunu yapıyordum, üstelik istemeden. Bana aşık değildi. Sadece çok yalnızdı. İnsanın yalnız olmasında sorun yok. Ama yalnız olmak istemeyen birinin yalnız olmasında çok sorun var. Resmen 32 dişiyle kahkahalar içinde bana yalvarıyordu.

Geçen hafta doğum günüymüş. Çok eğlenmişler. Onları çok seviyormuş. Kış lastiğinin 2 hafta boyunca gündemi oyaladığı çevrelerde doğum gününüzü coşkuyla kutlayanları en yakın arkadaşlarınız olarak kabul etmemelisiniz. Şimdi o kalabalıktaki kişi sayısı kadar hayal kırıklığıyla boğuşuyor. Yine de hepsi için bir bahanesi var. O asla istenmiyor değil. Sadece hayat bazen insanların takvimlerini iyi ayarlayamıyor işte. Yoksa mutlaka hepsi kendisini çok sever, ona çokça vakit ayırırdı.

Abartılı oyunculukların prim yaptığı bir dönemdeyiz. Ağlayanlar asıl üzülenler değil. Ağlayanlar kurtulanlar. Kendini yerden yere atmak ise izleyicili oynayabilecek kadar iyi bir performansa sahipsiniz demek. Kimse ciddi bir izleyici kitlesi yokken tek başına kendisini üzüntüden bu denli hırpalayamaz. Üstelik zaten insan sadece ilk damlasını ağlar. O ilk damla peşinden diğerlerini de çeker. Birbirine tutunan diğer tüm damlalar bir anda çıkıverir, ama onların taşıdığı bir dram yoktur. İlk damlayı belki gerçekten ağlarsınız. Ama kalanı sadece adezyonla dökülür. Sonrası hep şov. Şımarık bir ilgi isteğinin basit bir oyunculuğu. Herkes en nihayetinde bir anlatı peşinde. Katlanabilirseniz sabah programlarında bile saray entrikasını ya da karakterin yolculuğunu görebilirsiniz. Herkes acısını dünyanın en büyük acısı sanıyor, sadece bazılarımızın aktarımı daha estetize.

Kelebek etkisini hep ileriye doğru düşünüyoruz. Ama geriye doğru giderseniz tüm o seçimlerinizin önceki kelebeklerin sonuçları olduğunu fark edersiniz. Bu da bizi bilinmez bir başlangıca doğru götürür. Aslında ta en başında tüm akış belli. Tüm veriler patlamada zaten var. Bilim bize rasyoneli gösterip sonra kaderciliğe sürüklüyor. Yoksa neden mutlak 0 ya da ışık hızı gibi sabitlerimiz olsun. Ananeler yine yanılmadı. Alna ne yazıldıysa o. Ne kadar da olsa belli ki state transition matrixine sahip olunamıyor. Yoksa run edilmezdik. Geleceğin hiçbir şekilde görülemediğini buradan anlayabiliriz. Her şeye rağmen hayatta bizim için de bir şeyler var.

Okuduklarınız kopuk ve anlamsız gelebilir. Ama bir an olacak, anlatılan an işte bu an diyeceksiniz.

Dire Strais’ten Romeo and Juliet açın, arkanıza yaslanın.

 

Yorumlar

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. İlk buluşmada ayıp olmasın diye gülüyorsunuz ve bir sayfa blog döşüyor :D

    YanıtlaSil

Yorum Gönder