Ana içeriğe atla

Gürültü

Bu güncelleme olmaz, dedim. Bok biliyorsun, dedi. Fiziki pisleşse hukuki sorunlarla baş etmek zorunda kalacağını biliyordu. Şansını temkinli bir laf dalaşı başlatmakta denemişti. Çok istiyorsan güncelleme talebini bireysel iletirsin, dedim. Kavganın her türlüsünden kaçtığımı görsün istiyordum. Yetinmedi, doğruldu, sağ kol düğmesini çözüp sıvamaya başladı. İşte yine başlıyoruz. Kuzeyli yalnızlıklarında insan kendi kendinin canına okur, bizim gibi sıcak yalnızlıklarda ise herkes birbirinin canına okuyor. Bir anda, ama ben seni bilek güreşinde yenerim, dedi. Hayatta kendisini kanıtlayabildiği başka bir alanı yoktu, burada da kabul görmezse biterdi. Dirseğini masaya koyup, hadi gel, dedi. Hiç gereği yokken durduk yerde çok alakasız bir alanda düelloya davet edilmiştim. Sıkılmış zihinlerin öfkesiyle başa çıkmak çok zor. Evet yenersin, ama konumuz bu değil, dedim. Bilek güreşinde üstünlüğünü kabul ettim, şimdi aynı kabulü de güncelleme konusunda ondan bekliyordum. Bu güncelleme olmaz, kimseyi buna ikna edemezsin, haklı olduğumu kabul et, diye devam edip yapması gereken hamleyle ilgili yol bile gösterdim, ama cevap gelmedi. Diğer kolunu da sıvamaya başladı. Ne yani boğuşacak mıyız şimdi, dedim. Belki  pek düşünmeden aksiyona geçmiştir, yüksek sesle durumu açıklarsam en azından belki kulağında saçma tınlar da vaz geçer diye düşündüm. Yine cevap vermedi, diğer kolunu da açmaya devam ediyordu. En nihayetinde ikimiz de soyunuyorduk, o kaslarını ben aklımı göstermeye çalışıyordum. Hatta sanırım ben başlatmıştım. Büyük kibirlere sahiptik, ama sergileme biçimlerimiz birbirinden çok farklıydı, aynı yerde buluşamıyorduk. Getir bileğini, dedi. Nereye kadar gidebileceğini kestiremiyordum. Acı çekmekten çok korkarım, biraz daha yükselse korkudan önce dudaklarım ve sonra tırnaklarım sırası ile kendimi yemeye başlardım. Geri adım attım. Peki tamam, belki güncellemeyi opsiyonel tutup geri dönüşlere göre kalıcı ekleyebiliriz, dedim. Bir an durdu, doğruldu. Hoşuna gitmişti. Gülümsedi ve, oh be, ben de seni bilek güreşinde nasıl yeneceğim şimdi diye dertlenmiştim, dedi. Kabullenmeyi olmasa da geri adımı mimik etmişti. Konuşma devam ettikçe birbirimizi daha fazla onaylamaya başladık. Neredeyse o benim kaslarımı ben onun aklını övecektim. Galiba sevişmeye başlayacaktık. Ama mental ve fiziki sevişmeler aynı düzlemde gerçekleşemiyor. Nihayetinde öfkemiz de sevgimiz de bir türlü kesişemedi. 


Şimdi buna ne gerek var. Herkesin hayatta en azından bir ekstra oyuncağı olmalı, kafasını dağıtabileceği bir kaçış noktası. Devlet eliyle oyuncaklar dağıtılmalı. Sonra birbirimizi dert ediniyoruz. Ben akülü araba isterdim. Hoşuma gitmeyen bir ortamdan uzaklaşmak için en iyi çıkış bence. Atla git. Ciddi bir tartışmadan akülü arabasına binip ayrılan biri oldu mu zaten ortada tartışma bile kalmaz. Size küçük de bir önerim. Paraşütlü action man seçmeyin. Uçup gidiyor. Küçükken benim vardı. Balkondan atıp süzülüşünü izliyordum. Sonra koştur koştur onca merdiveni in action man'i al geri çık bir daha at. İnanılmaz yorucu bir aktivite. Bir zaman sonra bir baktım ebelemecede beni yakalayabilen yok. Kondisyonum almış yürümüş. Bir anda ailede spora mı yönlendirsek konuşmaları geçmeye başladı. Paraşütlü action man, action manler arasında sizi action man yapabilen tek action man. Derken bir gün saldım paraşütlümü, yere indiği gibi çocuğun biri gözümün önünde aldı kaçtı. Ben feryat figan, merdivenleri üçer beşer iniyorum ama nafile zaten çocuk çoktan kayıplara karışmış. Ah o gün benim de bir paraşütüm olacaktı da merdivenle uğraşmayıp peşinden ben de atlayacaktım camdan. Bizimkiler sonra bir paraşütlü daha aldılar bana. Bu sefer babam sözüm ona çözüm üretip boynuna ip bağladı. Action manle apartman penceresinden at çek yapmaya başladım. Hiç beklemezsiniz ama küçükken her akşam action manimi pencereden boynundan iple sallandırıyordum ben. Öyle de belalı bir tiptim. Hala action mainimin boğazında ip yanıkları vardır. O ip sonra atletizmimi de aldı götürdü. Merdiven bitince neyse bari mühendis olsun dediler. Çevre çok önemli. Mahallenizdeki hırsız çocuklara dikkat edin.

 

Yapay zekayı düşünün. Over training olmasın isteriz. Eğittiğimiz veriyi ezberleyip yeni gelen veride saçmalamasın diye tadında bir boklaması mutlaka olmalı. Peki elimizde tüm olası girdiler varsa, ezberlemek en iyi yöntem değil midir? Biz acizler yeterince hatırlayamayarak herhangi bir şeyin üzerine sadece mış gibiler ekliyoruz. İnsan zeki değil, sadece kötü bir ezberci. Bir de yok ezberci eğitim bilmem ne. Aslolan tabi ki ezber. Homo saphiens, lundes, faber, aestheticus, mortalis, narrans.. Yalan dolan. Tam bir Homo malus'uz. Yaratmıyoruz, sadece gürültü üretiyoruz. Anlamlı bir noktadan çıkıp üzerine gürültü eklemeye başlıyoruz. Sonra o kadar çok ekliyoruz ki bu gürültüler bir noktada bizi başka bir anlamlı noktaya bırakıyor. Sonra da dönüp, aa işte bakın yarattık, diye böbürleniyoruz. Logicle değil brute force searchle ileliyoruz. Neyse ki çok fazlayız da bu güne kadar gelmişiz. Bir gün gelecek ve bir dizi if else bloğu ile 42'yi bulacağız. Herkes bir şeyler karalıyor işte. Tamam belki Karina Bobinski biraz daha fazlasını. Bu güncelleme olacak, kim bilir belki de çok iyi bir gürültüdür.

 

Nezle insanları ağlatmayın. Zaten her taraf salya sümük, bir de göz yaşı eklendi mi su içinde kalıyor insan. Lütfen biraz dikkat.


Ps: Mesela Tesla da bir akülü araba şimdi değil mi?

Yorumlar

Yorum Gönder