Evimde hayaletler var. Hiç olmadık anlarda varlıklarını hissettiriyorlar. Tatlı değiller, asla uzlaşmak istemiyorlar, düpedüz canıma okumanın peşindeler. Çoğunlukla unutulmuş bazı anlara ilişkin küçük izler. Bir anda gün yüzüne çıkıveriyorlar. Duvarda ölçülmüş bir boydan kalan, yanına isimin baş harfinin yazıldığı bir çizgi, bir anda kırılan hediye gelmiş bir bardak, ki kırılmasa emin olun umurunuzda olmadan öylece kullanmaya devam edersiniz, ya da zamanında masa sallanmasın diye ayağının altına sıkıştırdığınız, unutulmuş, kalpçik içeren minik bir not. Sonra tüm hikaye gerisin geri kendisini oluşturup yekpare, biçimsiz, eciş bücüş bir yığınla karşınızda size hesap soruyor. Neden? Açıklamak yersiz, güç. Aklınızda kalan detayları kabaca ortaya doğru toplayıp alelacele birleştirmeye çalışıyorsunuz, yeterince bir sebep oluşturamıyor. Zamanı için o kadar mantıklı gelen kararların ucu ne kadar da hızlı kaybolmuş. Tamam da niye? Gerektiği kadar yüzleşmediğinizi, yasını tutmadığınızı, diyetini ödemediğinizi haykırıyor suratınıza. Hareketleri tutarsız, nefesi çiçek kokulu, sürekli kafanızı çevirdiğiniz yere geçen, hadi benimle uğraş diyen, huysuz, tatminsiz bir şey. Tebrikler, tek başınıza, kendinizle, ve asla kazanamayacağınız bir kavganın içerisindesiniz. Öyle olmasaydı, o kadar da iyi olurdu ki.. Sonu hep bunu sen istedin ve hakettinle biten suçlamalar. Kaçmaktan başka şansınız yok. Koşmak tek çare. Yeterince hızlı koşarsanız anılarınızı bile arkanızda bırakabilirsiniz. Mirkelam boşuna koşmuyor. Emin olun hepimizin unutmak için yapması gereken belirli bir kilometre var. Ama benim nefesim zayıf, anılarım idmanlı. Arkada kalsalar bile hangi sokağa sapacağımı öyle iyi biliyorlar ki. Hadi diyelim bu sefer de atlattım, zaten bir zaman sonra, bu sefer mahalleden başka arkadaşlarını da toplayıp, tenha bir günde, izbe bir aralıkta tekrar kıstıracaklar. Tehditler daha da büyüyecek, talepler daha da artacak. Bu bir technical debt. Belli ki zamanında bazı güzel şeyler için başka şeyler ertelenmiş. Ama lütfen borcu başkası ödesin. Ev çok hantallaştı. Taşınmam lazım. Hiçbir şey taşımadan taşınmam lazım.
Hadi kavga edelim dedi. Aradan 2 yıl geçmişti. Birbirimizden uzaklaştığımız aşikardı. Görüşmeyeli o hiç sevmediği bitter çikolataya aşık olmuştu. Mutlu olmak için devamlı çikolata yediğinde sütlü çikolatanın ne kadar şişmanlattığını anlıyorsun dedi, kendimi bir noktada bitteri sevmeye alıştırdım. Kavgaya gerek yok oturup sakince konuşabiliriz dedim. Sakince konuşarak aylarımızı alır, kavga edelim bağırıp çağıralım, gerekirse kendimizi yerden yere atalım ama her şey hızlıca çözülsün dedi. Kırıp dökmeden hızlanamazsınız. Şehvet yıkımla gelir. Zamanımız yoktu, sağa sola çarpmaya hazırdık. İki tarafın da sen haklıydın diye birbirine sinirlendiği hiçbir an görmemişsinizdir eminim ki. Ben gördüm. Belli ki o da iyi bir koşucu değildi. Pişmanlıklar onun kafasını bulandırmıştı. Seçimlerimizin yanlışlığından çok emindik, tek alternatif ötekiydi. Kasılmaktan boyunlarımız ağrıyıp kendimizi koltuğa saldığımızda öfkeli sen haklıydınlar yerini kahkahalı ben haklıydımlara bırakmıştı. Haklılığın yine orantılı bir şekilde pay edilemediği, bu sefer tersine bir süreç yaşadık.
Tüm bunların asıl sebebi online albümler. Bir türlü arkanızda bırakmanıza izin vermiyorlar. Şu telefonların bolca ve hızlıca anı oluşturması ne kadar büyüleyici ve ne kadar kahredici. Bak bak, 4 yıl önce ne kadar da rahat gülebiliyordun. İnsanlık yavaşça ve büyük bedeller ödeyerek pişmanlıkları bitirmek için kötü zamanların da hatırasının tutulması gerektiğini bir gün öğrenecek. O zamana kadar anılar piyasaya kolayca çıkamayan ağır ve hantal fotoğraf albümlerde arkalarına yazılan küçük notlarla saklanmalı.
Mutluluğun peşinden koşun diye boşuna demiyorlar, keza mutsuzluğu aramanıza gerek yok, o gelip sizi buluyor. Dün beni buldu. Çok da sert buldu. Çok eminim ki birkaç kişilik üzüldüm, dün benim sayemde birkaç kişi yatağa yatmadan sebepsiz mutluluk hissetmiştir. En kötü noktada rastgele girdiğim bir kafede sallanan sandalyeye oturdum. 10 dakikalığına muhteşem hissettim. 10 dakikanın sonunda hırslanıp tam tur atacağım derken düşmesem daha da mutlu olurdum. Kötü hissettiğinizde sallanan sandalyelere yapışın. Hemen kendinizi çok iyi hissetmeye başlıyorsunuz. Sanırım mutsuzluk bedenden santrifüjle ayrılabiliyor. Çok daha mutsuzsanız balerine binmeyi bile düşünebilirsiniz. Kustuğunuzda derdinizin kalmadığını fark edeceksiniz.
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSilSabah uyandım rastgele bunu okudum. İyi geldi. Bu gün koşayım.
YanıtlaSil