Ana içeriğe atla

Aylık Osuruk

 Bugün 3 arkadaş basketbol oynamaya gittik. Eski günlerdeki gibi. Sadece bir 15 yıl kadar yaşlanmışız. 10 kişi kadar da eksiğiz. Aslında aynı yere de gidemedik, kapanmış, yerine tenis kortu açılmış. Bir spor branşının başka bir branşın sırtına basarak yükselmesini kınıyorum.  Pek eski günlerdeki gibi değilmiş ya, pardon. Galiba sadece topumuz aynıydı. Hiçbirimiz 15 yıl önceki o son birlikte oynadığımız günden bir gün sonrasına dahi basketbol kariyerimizi taşımamışız. Sarf malzemeler yıllar içerisinde hep gelecek nesillere aktarıma uğramış, yitmiş gitmiş. Harun Erdenay'ın kim olduğunu bilmeyen küçük bedenlerin üzerine büyük beden Harun Erdenay forması, topu çembere yetiştiremeyecek cılız kollara Jordan top olmuş. Yıllar sonra yine oynamaya karar verdik, ama minimum yeterliliği sağlayacak topu bulmakta bile zorlandık. Umut ben getiririm dedi. Kemerli şortlarımızla potaya geldiğimizde Umut 15 yıl önceki o topla karşıladı. Bir taşınmada yanlış kategorinin kolisine atılması onu bugünlere kadar getirmiş. Topa saçma temaslarda bulunarak sebepsizce güldüğümüz kısa bir an yaşadık. Hala cips kokuyordu.

Aylık oynamaya karar verdik. Aylıkta oyuna başlamadan önce sırayı belirlemek için serbest atışlar atılır. İlk isabet sıralarına göre oyun sırası belirlenir. Tamam paslanmışız, isabette bazı zorluklar çekiyoruz. Ama yani yarım saat 3 kişiden 1 serbest atış isabeti çıkmaz mı. Hadi basketbolu bıraktınız, buruşturulmuş kağıtları da gidip usulca çöp kutusunun içine mi koymaya başladınız. Kağıt kullanan kalmamış gerçi, herkes bilgisayarda. Pet şişeler bile kendisini Nalgene'lere bırakmış. Çöp üretmediğini iddia edenler bile var. Neyse dedik ya bu faslı yazı turayla belirleyelim de oyuna başlayalım. Serkan 1, ben 2, Umut 3. Oyuna 21 aylık olarak başladık. Sonra bir noktada 11 aylık yapsak daha iyi olacak galiba dedik. Sonra 'tamam lan 1 aylık yapalım atan kazansın işte'ye kadar düştük. En son bıraktık. Ben bozuk parayı geri çıkardım. Umut birinci, ben ikinci, Serkan üçüncü.

Tüm branşlar çok anlamsız geliyor. Voleybol, futbol.. Onca insan onca emek.. Kazanmak için bu kadar çabaya ne gerek var. Halbuki bir yazı tura atsalar..

***

Herkesin "Almanların yanında rahatça osurabiliyorsun" diyen bir tanıdığı Almancı vardır. Tam bu şekilde olmasa da bu minvalde gezen sağı solu biraz değiştirilmiş çok hikaye var piyasada. Kimisine Almanlar osurmaktan çekinmez demişler, kimisine Almanlar osurana rahatlar olsun diyormuş demişler -çok yaşanın osurukçası gibi-. Bana da bu bilgi biraz çarpıtılmış ulaştı "Almanlar osuranı alkışlıyor". Evet saçma, ama anlatmaya çalıştığı şey aynı. Bilgiyi bana aktaran, hikayedeki kendi payını osuruğa minik bir kutlama eklemek şeklinde kullanmış. Çocuktum, zaten din dil ırk ayırmadan herkesin yanında rahatça osuruyordum. Almanın bir farkı yoktu. Bilgiyi aldım, üzerinde durmadım.

Ta ki Münih'teki Almanca sınıfında deli gibi osuruğum gelene kadar. Çok zor durumdaydım. Ve zor durumda insanın nelere inanabileceğini tahmin edemezsiniz. Onca yıl sonra, bir anda aklımda geldi. İnsan ihtiyaç duydu mu neler hatırlıyor. Tabi ya dedim. Patlattım. Net, tek parça, tatavasız. Kafamı kaldırdım, alkış bekliyorum. Millet şokta. Osuruktan olmasa bile yüzümdeki mağrur ifadeden. Aha dedim sıçtık. İşte o an nerede hata yaptığımı fark ettim. Almanca kursunda tek Alman var, o da hoca, o da sınıfta yok. Tabi ya, ondan. Lanet olsun kitleyi tutturamadık. Tam ben bunları düşünüyorken Karşımdaki İtalyan gözümün içine baka baka patlattı. Yüz buldu benden. Olayın heyecanından henüz çıkamamıştım, Almanya'da bir osuran var, alkışlamam lazım dedim, bir an boş bulundum alkışlamaya başladım. Tam tüm bakışlar İtalyan'a gidecekti, bir anda alkışlayınca yine bana döndü. Tamam bakmayın artık lütfen. Gözlerimi kaçırdım, kafamı eğdim, ki bir anda alkış ve ona eşlik eden eş zamanlı bir osuruk sesi daha duyduk. Lan ne oluyoruz. Galiba bir şey başlattım. Almanya'da osurmak serbestmiş yalandı, benimle birlikte bundan sonra gerçek olacak. Alman osuruğunun Hasan Tahsin'i oluyorum. Herkesin de tüfekler dolu maşallah. Kafamı kaldırdım, bu sefer de sağımdaki Çinli. Sonra hoca geldi. Bak Çinlinin de üzerinde çok durmadılar. Onun ayıplaması da hocayla dağıldı. Gerçi zaten Çinliye gelene kadar olay da çok laçkalaşmıştı. Kim takar 3. osuruğu. İki gün sonra Çinlinin yanına yaklaşıp sordum. Hadi benim aklımda tutunduğum bir hikaye var da sen niye alkışladın? Osuruk sesini kapatmak için dedi. Siz denk getiremediniz, ben denk getirdim. Yahu ben neden başkasının osuruk sesini alkışlayarak kapatmaya çalışayım. Herkes kendi götünden mesul. Böyle bir arkadaş jesti olabilir mi ya.

Dün arkadaşımın çocuğu geldi. Almanca öğrenmeye başlamış. Almanlar osurdu mu osurmak lazım yoksa ayıp karşılıyorlar diye anlattım. Bu da öyle bilsin. Belki ilerde bir Alman yanında osurduğunda ayıp olmasın ben de osurayım diye kendisini kasıp altına sıçar.

Kokular yoğunlaştıkça bir yere kadar karakteristiklerini sürdürüyorlar, ama yoğunluk bir eşik değerini geçtikten sonra algılanması değişiyor (hedonic reversal). Osuruğumuzun kötü kokmasının tek sebebi şöyle yeterince kallavi osuramamamız. Öyle yoğun osuracaksın ki insanın yüzünde güller açacak. Ne yapıyorsan en iyisini yap, insanlar mutlu olacaktır.  

Yorumlar