Evde bir duvar, çok boş geldi, bir tablo iyi gider değil mi şuraya
dedim. Evet dedi. Nerden alırız buraya bir şey dedim. Almayalım ya yapalım
dedi, dışarıda içine ne koydukları belli değil. Tamam dedim yapalım. 2'ye 1
falan nasıl dedim. Emanet durur ya, 1'e 3 yapalım dedi. Bir an en boy sırasında
uyum sağlayamadığımızdan olsa gerek zihnimde tabloyu dik koydum ve tavanı deler
dedim. Çevir dedi. İyi bravo bize, avangart oldu arkasına yapınca dedim, düz
asarım ben. Arkasını değil dedi. Tuvali duvara anca oturtabildim. 3 metre çok
uzun değil mi dedim. Daha şimdiden mızıyacaksan oynamayalım, vesikalık
yapıştırılan duvar istiyorsan konuşmaya gerek yok dedi. Esnaf çıktı içinden.
Yarın yapalım dedi. Tabi patron.
Gittik tuvalci bulduk. Bakın 3'e 1 o kadar büyük ki tuvalci zaten en
büyük 3 yapabiliyorum dedi. Daha uzun çıtam yok dedi. O kadar şaşırdı ki siz
bunu ne için kullanacaksınız dedi. Tuvalin kendisi olan insanları bile tuvalin
neliği konusunda tereddütte bıraktık, 3 metre isteyince demek ki başka bir şey
için lazım dediler. Yarına hazır olur ararız sizi dedi, gittik.
Ertesi gün tuvalci arıyor. Abi gelin alın bunu, ne zaman
geleceksiniz, en erken ne zaman gelebilirsiniz. Kardeşim geleceğiz işte dursun
kenarda diyorum. Abi gelseniz bizi çok rahatlatır diyor. Gittik dükkana, bizim
tuvali dikmişler tavana doğru, sığmamış, çünkü onların da tavanı 3 metre değil,
gelen geçen eğilip altından geçiyor. Gözlerim doldu görünce. Benden bir tane
daha var. Bak dedim 1'e 3 böyle konur işte Ayşe'ye. 3'e 1 oldu mu yatay
koyarsın. Adam geldi. Abi n'olur alın bu canavarı buradan, dükkanda yer
kalmadı, müşterilerden kapı önünde sipariş alıyoruz dedi. Abi sen en fazla 3
yapamıyormuşsun o zaman. Güncelle kendini. Bize de ilk defa böyle bir şey
geldi, biz halk eğitime tuval yapan yeriz. Bir daha hayatta almam 2'nin
üzerinde sipariş dedi. Tuvali kese kağıdına sardırdık, aldık çıktık. Gittik
otoparka. Arabaya sığmıyor. Ön koltuk dahil katlıyoruz, sığmıyor. Üstüne koyduk
kanatlı oldu araba, azıcık ilerlesek havalanacak. Ece diyor ki katlasak sığar
aslında. Başta bir güldük ama bir düşünün, menteşeli tuval. Müthiş olmaz mı.
Hatta tuval bezini de peçete gibi katlayıp verecekler, diyeceğim de, tuvalcinin
yaptığı iş de çıtaya peçeteyi çakmak zaten. Al evde yap işte. Duvardaki resmi
yapmaya tuvalden başlamalıydık, boyama kısmından değil. Boyayı ne güzel renkli
renkli götümüze başımıza süreceğiz heyecanına düşünemedik. Evden eve nakliyatla
taşıdık tuvali eve. Adam da geldi tuvali koyduk arkaya. Başka abi, diyor. Ne
başka, yok başka, hadi gidelim dedim. Abi bu kadar mı dedi. Evet dedim. Yolda,
herhalde kıymetli bir tablo değil mi abi dedi. Sesimi çıkarmadım. Kese
kağıdıyla kaplı ya, bir gerginlik oluşturuyor tabi. İnerken de kartını verdi.
Abi dedi, sanat camiasında böyle şeyler oluyordur, ben her zaman gelirim,
özenle taşırım.
Eve getirdik, yere yatırıyorum -seriyorum bile diyebilirim-
yürüyecek yer kalmıyor, yanlama kısa kenarında kaldırıyorum, salonu boydan
ikiye bölüyor, bir salon, bir oda bir salon oluveriyor. Dikleme tavana
sığmıyor. Ben de tuvalci gibi dikleme eğik yasladım, altından geçip geçip,
bizimkileri darlıyorum. Gelin boyayın bunu, en yakın ne zaman boyarsınız,
boyayın da asalım şunu, boyasanız beni çok rahatlatırsınız. Sefil oldum.
Bok gibi boyadık. Kimse sevmedi. Hiçbirimizin içine sinmedi. Ama bu
tantana daha fazla uzamasın diye direkt astım. O kadar hızlı astım ki tuvalin
altına bez serdim damlayan boyalar yere yapışmasın diye. 1 saate daha da
çirkinleşe çirkinleşe son halini aldı. Kuruduktan sonra kese kağıdını
köşesinden geri sarıp bir baktım, böyle kapalı kese kağıdı olarak dursa daha mı
iyi olur acaba diye. En azından işe yaradığını bildiğim altındaki eserin iyi
olma ihtimali gerginliği var. Emanet durmayan bir çirkinlik var Ayşe şu an, ne
diyorsun dedim. Çevir dedi, kendi anladığın gibi çevir. O kadar büyük ki
çirkinliği özellikle istemişiz gibi duruyor. Hiç emanet değil. Teşekkürler
Ayşe.
2 gün önce stüdyoda kapı önündeyiz. Klavyeye birini alalım diyorduk,
kendisine sorduğumuz bir arkadaş vardı, olur demiş. Olur demiş ama stüdyoda
klavye yok. Olur diyen arkadaşın da sadece elektronik piyanosu varmış.
Gitaristlerden birinin arkadaşı. Ben bir yokladım piyanoyu dedi. Biz de
dinliyoruz ne diyor diye. Tekerlekli ve kolay taşınıyor aslında dedi. Ee dedik.
İki kişi çok rahat taşır dedi. Bizim gibi kılıfa koysun getirsin istiyor
piyanoyu. Aslında alttaki tekerleklerin olduğu pedal tarafına da gerek yok, daha
da hafifletilir çıkarılsa dedi. Yok dedim tekerler dursun, alışveriş sepeti
gibi bayır aşağıya atlar üstüne getirir, piyano kaykayı yapa yapa döner
sapakları. Tek başına zor da, evden eve nakliyatla stüdyoya gelip giden
piyanist fikri çok eğlenceli lan dedi Caner. Aa dedim benim sanat camiasına
meraklı bir nakliyatçım var. Gerçekten düşündüğümüzden değil, sırf meraktan,
hikaye daha da büyüsün daha da eğlenelim, daha fazla eğlence devşirelim diye
adamı aradım. Abi dedim böyle böyle. Merak ediyoruz, ne kadar dedim. Sadece
piyano mu abi dedi. Evet dedim. Abi dedi siz ciddi sormuyorsunuz değil mi dedi.
Evet dedim. Nerden nereye abi dedi. Söyledim. Abi dedi 4 günlük öğleden sonra
işi var, 11 gibi bırakıp 17.30 gibi alırım yol üzerinden dedi, ama beklemeden
gitmem lazım, direkt hazır olmalı. Komik bir fiyat söyledi. İnanmayacaksınız,
dün piyanocumuz evden eve nakliyatla elektrik piyanosunu taşıyıp stüdyoya geldi
gitti. Biz sırtımızda gitarlarla geliyoruz. Sonra bir kamyon yanaşıyor. İçinden
bir tane piyano indiriyoruz iki kişi, sonra çalıp geri koyuyoruz. Adam çok
mutlu, abi siz her şeyi tek tek taşıtıyorsunuz bana he he he, yapmış dün
taşırken.
Şimdi 4 saattir içiyoruz. İstanbul'da taksi bulmak da sıkıntı. Aklımda tek soru var. Evden eve nakliyat bizi kasada evlere taşır mı? Tereddüt etmeden taşırım derse "insan kaçakçılığı yapıyor lan bu adam normalde de" deyip korkar mıyız? Korkmadan kabul etsek kural gereği tek tek mi taşınmamız gerekir?
Sevdiğimiz hikayeler geri dönmüş oleyy
YanıtlaSilokudum onaylıyorum
YanıtlaSil