Yine hastayım.
Geçmek bilmedi bir lanet. Hasta olmak zaten kötü. Yazın hasta olmak hepten
kötü. Tamam şimdi okul zamanı falan bazen sınavlara rapor aldırıp hayat
kurtardığı da oluyor, ama kaytarabileceğin bir iş, okul, ders yokken çok büyük
bir saçmalık. Akıl karı değil yani hiç. Şu güzel havalarda kapandım eve öyle
bir köşede hastalığımın geçmesini bekliyorum. Başta boğaz ağrısıydı, sonra
öksürük oldu, şimdi nezleye döndü. Bir mikrop var, sırayla bütün vücudumu
dolaşıyor belli ki. Mekan beğenemedi kendine. Dursa bir yerde kıstıracağım
köşeye ama işte öksürük ilacı kullanmaya başladığımda çoktan nezleye çevirmişti
bile. Ben yine de öksürük şurubumu kesmedim, bu gezmeler sırasında tekrar sıra
oksürüğe geldiğinde yakalayacağım onu.
Yaklaşık iki
hafta kadar önce saçma sapan bir ateşle başladı her şey. Ağrı kesici alır
hallederim dedim, ama ertesi gününü neredeyse es geçip sonraki güne uyanacaktım.
Yataktan kalkamadım resmen. Bana kalsa bu durumda doktora giderim, o da
antibiyotik verir, ben de içer geçerim. Ama annem modern tıbba pek
inanmadığından sarımsaklı ballı karışımlar, zencefiller, karanfiller... Yok
istemiyorum demeye mecalim yok zaten mecbur tükettik. Zaten eve kapanmış ben,
sarımsaklı karışımlarla iyice yalnızlaştım. Çok kokuyorum diye eve gelen gideni
geçtim artık kardeşim bile yanaşmıyor yanıma. Bak cidden soğan, sarımsak
yabancılaştırır, ötekileştirir. Şimdi, şu dakika tavuk dönercilerdeki soğanı
yasaklasınlar, şehir hayatında yalnızlaşan insan temalı hikayeler yarı yarıya
düşer.
Evde bana bir köşe
yaptı annem. Öyle hijyen saçan evimizde her yer mikrop olamaz. Virüs üretimi
kontrol altında olsun istiyor. Çok hareket etmeden o köşemde mutlu olmaya
çalışıyorum ben de. Halsiz bir şekilde yığıldığım koltukta ev içerisinde olup
bitenleri izliyorum gün boyu yarı baygın. Annemin misafirleriyle çaylı sohbetler
yapıorm bu aralar “Ay büyük geçmiş olsun, şunu iç geçer, bizim bilmem kim de
oldu, buaralar çok yaygın”larla girizgahlanan. Yine iyi, güzel. Azcık konuşma
oluyor bana da, ses oluyor. Çoğu zaman evde gürültü olsun diye açılan televizyon
takipsizliğinde gerçi ama, olsun. Meşgale işte. O çocuklarıyla gelen misafirler
çok sıkıntı fakat. Hastalığım süresince bu çocukla gelme furyasından bir anneye
ilk rastladığımda evde oyuncak olmadığını farkettim. Çok kötü. Nerde benim oyuncaklarım?
Çocuğu oyalamak için oyuncak yokluğunda annem kalem ve kağıt verdi. Uzun
zamandır öyle yapıyormuş zaten bu furyadakilere. Çocuklar için özel, sadece
kalem, kağıt ve kokulu silgiye tahsis edilmiş bir çekmece dahi ayarlamış. İşte yavrucak bir şeyler çizsin orda, kendi
halinde takılsın da ‘tansiyonum var’ açıklığındaki çaylı yaşlıların ‘ay onun da
kızı’ temalı dedikodularını sabote etmesin diye veriyor çocuğa kalemi, sonra
çocuk salak salak şeyler çiziyor, biz de onun bu çizimine Mon Salai’ye
yapılmamış bir şaşkınlık ve beğeniyle yaklaşıyoruz. Daha doğrusu onlar
yapıyorlar. Ben yapamıyorum. Ne var yani. Bok gibi işte çizdiği. Her ne kadar
toplum tarafından ‘ay bak abisi ne de güzel çizmiş, değil mi’ yönlendirmelerine
pozitif cevap veriyor da olsam pek inandırıcı olamıyorum teyzeler kadar sanırım,
bir yerde patlak oluyor ‘evet mükemmel’lerim, sonra ayıbı ben yiyorum. Çocuk
kötü çizmiş, onu ayıplayın. Ben neden ayıplanıyorum arkadaş. Hayır sanki siz de
durumun farkında değilsiniz. Belli ki düpedüz yalan atıyorsunuz el kadar çocuğa.
Çocuklarınızı yalanlarla büyütüyorsunuz. Hayal kırıklıklarında bir gelecek
hazırlıyorsunuz çocuklarınıza. Allah allah... Kızdım.
Kızdım diyorum
da kızamam ki ben bunlara ayol. Keklerle böreklerle geliyorlar. Hayır bir de
hepsi anne yani. Anne eli değmemiş gibi olanı yok. Mükemmeller. Bak şimdi bir
daha düşündüm de o çocuğun çizdiği de iyiydi aslında be. Ayıbettik valla. Bir
kaç haftaya iyileşemezsem iyiden iyiye bir obezite de göz kırpacak bana. Bu
hareketsiz, 3 nabızla hayatımı sürdürdüğüm, kalbimin anca öldürmeyecek kadar attığı
hastalık dönemime bir de kalp damar tıkanıklığı, yüksek kollestrol porsiyonları
eklendi. Durumdan şikayetçi gibi konuşuyorum, öyle olmalıyım, ama gebeşlik
gibisi de yok be.
Şöyle böyle
geçiyor günler işte. Bir yerde sabit oturup olup biteni izlemek de güzel zaman
zaman. Hele bir de sana bakan varsa. Arada yapmak lazım. Ama hasta olmadan.
Hele nezle hiç olmadan. Nezle çok illet. Burun çekip sümük yutmaktan midem
bulanıyor valla artık. Sümkürmekten hoşlanmayanlar için çok kötü bir şey nezle
olmak. Ama biraz da rahat sıçar oldum sanki. Sümkürmeyenler kabız problemlerini
nezle ile çözebilirler. Bir hastalığı başka bir hastalıkla tedavi etmek. Modern
tıbba karşılık kütükten geliyor bizde zaten. Takribi iyileşme zamanımı
kestiremiyorum. Malum sıradan bir vücutta mikrobun gezebileceği çok fazla yer
var. Umarım yaz sona ermeden iyileşirim. 1 ay kadar önce artık dolaptan su
içemediğimi fark ettim. Yazın son bulmasına da çok az kaldı yani. Şu hastalık
bir bitsin de son demlerini görelim bari güneşin.
Yorumlar
Yorum Gönder