Ana içeriğe atla

Şirket

Bu kadın da bir acayip. Ne zaman tuvalette görsem saçlarını tarıyor ayna karşısında. Art must be beutiful artist must be beautiful tribinde bir tarama ama bu. Böyle bastıra bastıra ve durmadan. Kafasında saç kalmamış taramaktan resmen. Biraz sorunlu bir tip gibi. Bir gidip selam vereyim dedim geçen gün. Şirkette yalnız olan ben için güzel bir fırsat gibi duruyordu bu kadın. İçine kapanık, şirketin diğer kadınlarından ayrı takılan birisi. Arkadaşları ona Einstein demiyor. Kolay bir arkadaşlık gibi geldi, o da bana muhtaçmış gibi hissettim bir an. Tarakla kurmaya çalıştığı saadetini canlı bir varlık olan benle edineceği dostluk ile bir adım öteye götürebilme fırsatı vermek istedim ona. Sonra bir av gibi gördüm bir an onu.

Yalnızlık işte, bazen saçma düşüncelere sevk ediyor insanı. Şirketteki diğer kadınlar sağolsun 2 aydır çalışıyor olmama rağmen kimseyi tanımıyorum da... Neyse ki insana çılgınlarca saç taratacak düzeyde değil yalnızlığım henüz. Daha fazla dedikodu yapabilmek için benle arkadaş olmuyorlar resmen. Kendi aralarında uzaktan gözleriyle beni göstere göstere konuşmak daha heycanlı geliyor onlara. Tanışırlarsa eğlenceleri olmaktan çıkarım diye çok korkuyorlar belli ki. Ben şirkete gelmeden önce ne yapıyorlardı acaba. Aa evet. Saç tarayan kadın. Benden önceki ben o olmalı. Benim sonum öyle olmayacak ama. Görürsünüz siz. Saç tarayan ve ben de sizlerin dedikodunuzu yapacağız. Canım saç tarayanım, gel öpçem. Tüm bunları düşününce tuvaletin ortasında bi an bi içim şey oldu, sohbete girmek için “Tarağını iki saniye ben de kullanabilir miyim?” dedim. Allah belamı versin. O ne öyle. Ateş ister gibi. Tuvalletteki iç hesaplaşma ürünü işte, ne beklersin. Boku taharet musluğundan geçmemiş bir soru. Kadın alıngan-kızgın bir bakış atıp çıktı tuvaletten. Tam kapıdan çıkarken de, o sözcüklere dökemediğim, henüz onun bilmediği birlikteliğimizde beni terk ediyormuş gibi bir his geldi “Dur, açıklayabilirim, o kapıdan çıkarsan bir daha giremezsin.” dedim. Kapı dediğim de tuvalet kapısı hani. Evet. Son umutlar da tükendi, saç tarayanı da olası arkadaş listesinden sildik. Kimse kalmadı. Şirkete yeni bir kadın gelene kadar yalnızlığım baki anlaşılan. O yeni gelecek olana hazırlamalıyım kendimi. Evet yeni gelecek olanı renklerime önce ben katmalıyım. Benim yükselişim o olacak. Umarım mavi hapı seçmez.


Bunlar sürekli ellerde starbucks kahvesiyle dolaşıyorlar. Şirkette kahve makinası var fıstık gibi. Zaten ben kahve de sevmem. Ama ne bileyim “aranıza beni de alın canım ablalarım” diyemediğim için gittim ben de starbuckstan kahve aldım. Şöyle masamın onların tarafından görünür yerine koydum bekliyorum beni kazanmalarını. Diyorum hani bakın ben tamamım, sıra sizde. Böyle sahte gülücüklerle yanımdan geçip kahve makinasından kahve koydu hepsi kendine. Vay arkadaş ne gerginmiş ilişkimiz meğer. Uyuzlar... Makinanın başında kahvelerini yudumlayıp beni bir güzel evirip çevirdikten sonra boş bardaklarını da gelip bir de benim yanımdaki çöpe attılar. Yellozlara bak ya sen hele. Sonuncu atan da ıskaladı. Beceriksiz. Ama mükemmeliyetinden taviz vermeyecek ya, eğilip almadı çöpü ıskalayıp yere düşen bardağını. İşte tam o anda bir Beuys belirdi resmen karşımda. Ausfegen performansıyla eğildi ve yerdeki çöpü aldı. “Bu kavga niye” gibilerinden bağıran gözlerinin arkasında “Bütün dünya buna inansa” çaldı bir an. Sonra dödü ve gitti. Bundan sonra ben de barış insanıyım. Yeni hedefim bu temizlikçi abla. Listeye ‘şirkete yeni gelen’den önce bir isim eklendi. Bekle beni ablam, geliyorum.

Yorumlar