1 hafta hobi aradım kendime. İşsizliğim artık hat
safhada. Fakat ne denediysem sevmedim. Çoğu zaman da sinirlendim. İnsan çok
işsiz olunca beceremediğinde bok atması kolay oluyor. Nasıl olsa vaktim var,
bir diğerine de bakayım yaklaşımı ‘sen git diğeri gelsin’ gibi pis bir noktada
ayrılıklar yaşatıyor çoğuyla. Şu an birçok hobiyle aram bozuk durumda haliyle.
Yüz yüze bakamaz olduk.
Futbol, basketbol gibi şeyleri bir kere direk
geçtim zaten. Çok mainstream. Hiç havalı değil. Hayır bir de herkes herşeyini
biliyor bunların. Yükselmek imkansız bu branşlarda. Kendimi kısa sürede belli
edebileceğim şeyler bulmalıyım. ‘Bak bunları bunları biliyorum ben’ demeye
kalmadan, daha ‘bununla ilgileniyorum’ dedim mi ilgi uyandırabilecek bir şey
lazım bana.
Çevremde de hep düz insanlar. Aman allahım
görseniz. Akıl veren, elimden tutan yok. ‘E abi maç seyret’le ‘Aman çok
sıkılıyorsan seni de altın günlerimize yazalım, kah kah kah’lar arasında gidip
geliyorum. Bir kişi de çıkıp demiyor ki gel seninle squash oynayalım. Hal böyle
olunca eş gerektiren hobileri kafadan eledim. Bir de zaten squashı eş bulsam da
oynamam. He biri dese ki gel seninle squash seyredelim, giderim. O ayrı. Ama evde
iki kalorinin peşine düşüp, klişe bir esnaf pisleşmesindeki inatla su içmeye
mutfağa gitmeye üşenen biriyim. Bana can sıkıntımı gidersin, çevreye hava
attırtsın yeter bir şey lazım. Onun için bir de hayat gebeşliğimi bozamam. Haliyle
bir diğer elediğim grup da sportif aktivite gerektiren hobiler oldu.
Sonra fark ettim ki ben de çevremden çok farklı
değilim. Aklımda elediklerim dışında hobi kalmamış. Zaten üç beş bir şey varmış,
onlar da bana göre değilmiş. Dedim tam tamam artık ben de futbol, gözüme salondaki
sehpanın yamulmuş ahşap iskeleti ilişti. Dur dedim şunu bir yapayım kırılmasın.
Yok azcık ağacı törpüle, birazcık yapıştır, git çürük parçayı marangoza kestir
falan derken bir de baktım ki iyi oyalanmışım. Farketmeden hobi mi edindim
acaba dedim. Herhalde böyle oluyor bu işler ve bende de oluyor gibi geldi.
Gittim hemen kendime ahşap oyma seti aldım. Şöyle en güzel bıçaklılarından özenle
seçilmiş tam bir set. Tamam seti aldım ama. Neyi oyacağım. Oyulacak ağacı
almayı unutmuşuz. Çok da heyecanlıyım. Acilen bir şeyler oymalıyım, o derece.
Elim ayağım titriyor, gözüm seyiriyor diyim ben size. Ara ara sehpaya takılıyor
gözlerim, hemen kaçırıyorum. Daha yarım saat önce düzelttim, yok o olmaz. Dedimse
de ‘zaten ben düzeltmesem kesin kırılırdı’ düşüncesi az önce tamir ettiğim
sehpayı oydurtmaya başlattı bana. Ne yapmak istiyorum o ağaçtan onu da
bilmiyorum, ama oymalıyım. Bir iştah ağız
burun giriştim sehpaya. Ama ben böyle bir ağaç görmedim. Yaş halkaları olan
döküm demir resmen. Abanıyorum abanıyorum bana mısın demiyor. Üzerine
yüklenince tüm gücümle oyma bıçağının kontrolünü de kaybediyorum. Bıçak sağa
sola kaydıkça benim eller, kollar kan revan içinde kalıyor. Helal olsun sağlam
sehpa yapmışlar şimdi allah için. Boş geri verilmezle doldurulmuş tabağı
getiren komşu çocuğu yaklaşık 1 saatin sonunda kollarımda tereddüt izleri, üstüm
başım kan içinde, oyma setinin bıçakları kırılmış ve sehpa hala daha kusursuz
vaziyette duruyorken buldu bizi. Sonra da koşarak kaçtı. Haklı tabi çocuk. Odun
değil de insan oyan bir görüntü var üzerimde. Yok olmayacak benim hobim. Olamayacak.
Bıraktım artık. İşsizlik yapıştı üzerime resmen.
Vesselam hayat iyiden iyiye sıkıcı bir hal almaya
başladı. Son iki haftadır hiçbir şey yapmadığım bu süreçte geçmiş can yakıyor
artık bende. Hani zihin kötü olanı unutuyor ya, acıları siliyor. Bir de bunu sözüm
ona kendisini iyileştirmek için yapıyor ya hani, işte o hatıralarda yalın
bıraktığı acısız, saf mutluluklar bugünü acıtıyor bu sefer de. Yine yarına
kalmayacak bir mutsuzluk hali çöküyor sebepsiz yere. Anlamsız bir hüzün. Yok,
hatırlamamak lazım. Geçmişsiz, şuursuz ve bilinçsiz yaşamak lazım. Tüketmek
lazım sadece. O an olmalı ve bitmeli herşey.
Aslına bakarsanız baya da çırpındım bu gidişatı
değiştirmek için. Hobi bulma arayışım da bunlardan biri sadece. Onca olaydan
sonra umut şimdi çok uzak. Kurtuluşa can atan içimdeki heyecanın ne kadar
küçüldüğünü kahve fallarında çıkan yollar ve kısmetlerden medet umarken
görebiliyorum kendimde. Ve bu bilinç herşeyi geri götürüyor. Bakın yine yanlış
çalışan bir mekanizma size. Devam etmenizi söyleyen o umudun küçüklüğü size ne
kadar devam edemez olduğunuzu gösterip şevkinizi kırıyor. Daha da dibe
sürüklüyor sizi. Benzer bir durum. ‘Kendine dikkat et’ diye vedalaşan cümlelerde
kendimi önemli ve gerçekten kendisine dikkat etmesi gereken biriymişçesine
hissettiğimi farkettim ve bu durumun saçmalığı sonradan ne kadar aslında
olmadığımı gösterdi. İntihardan vazgeçirten ego, küçüklüğünün bilinciyle bir
intihar farkındalığı yaratıyor. Can Yücel’in Hamlet çevirisi gibi...
Yorumlar
Yorum Gönder