Köftecide
oturuyoruz. Değişik bir yer. Beyaz üzerine yatay ve düşey kırmızı şeritleri
olan, üzerinde italyan makarnaları dışında bir şeyin yenemeyeceğini düşündüren
yemek masası örtülerinin üzerine lavaş açmış durumdayız. Hemen solumuzda ‘Halka
yol gesteren özgürlük’ tablosunun ilmek ilmek üzerine işlendiği bir halı, asılı
olduğu duvarda şark köşesi esintileri yaratıyor. Kafalar biraz karışık belli
ki. Yemek beklerken futboldan sohbet açıyor bizimkiler. Hiç sevmem. Bir de
tutturmuşlar akşam maça gidelim diye. Hayır maç da maç olsa. Bilmemne spor ve
bilmemne gücü maçı. Yerel butik takımlar... Gelmiş olan çişim için çok güzel
bir zamanlama. Sıkıldığım sohbetten bir kaçış oldu, gideyim de işeyim diyorum.
Masaya dödüğümde
muhabbet ‘hadi maça’ya gelmişti. Kalktık hesabı ödeyip stadyuma doğru yola
koyulduk. Bizimkilerde bir heyecan. Yol boyu önce kimi tutacaklarına karar
verdiler, sonra o son 1 saatte tutmaya karar verdikleri ve daha adını zor
hatırladıkları bilmemne gücünün holiganı oldular. Bilmemne gücünü seçmelerinin
sebebi de bilmemne sporun marşlara uymayan hece sayısı. Holigan olmadan önce
dikkat edilmesi gereken bir nokta tabi. Stadyumun oraya geldikmi bir güzel
atkılar alındı ve böylece bilmemne gücünün renkleri de öğrenildi. Holiganlık
basamaklarını koşarak tırmanıyorlar maşşallah.
İçeri girdik.
Bizim dışımızda toplamda bir bizim kadar daha insan var. Herkes yan yana dip
dibe oturmuş. Zaten az olan nüfusu küçücük bir alana sıkıştırarak iyice yok
gösteriyoruz özenle. Bilmemne gücü sahaya çıkıp bizimkiler holiganlığın gereği
olarak çılgınlarca bağırmaya başlayınca oyuncular bir anda korku dolu gözlerle
tribüne bakmaya başladı, polisler olay mı var orada diye yanaştı, sol
çaprazımızda oturan küçük çocuk ağlamaya başladı. Alışık değil kimse tabi, bir
anda bağırış çağırış olunca... Bizimkiler toplum baskısını görünce oturdu hemen,
nezih ortama uygun birer spor sever oluverdiler.
Maç çok sıkıcı,
pozisyon yok. Hayır pozisyon arayan da yok. Çivili tahta oynanıyor sahada. Tam
saha fazla bunlara, tek kale yapsalar tam olacak. İçimden keşke aylık oynasalar,
hatta biz de insek alman kale yapsak şu köşede diye geçiriyorken bilmemne
gücünden bir oyuncu rakip takımın ceza sahasına girdi. Hem de topla. Olacak şey
değil. Sol yanımda oturan 50 yaşlarındaki amca maç başında bizimkilerden bulduğu
yüzle bir anda ayağa kalkıp gole inancının hiç olmamasından olacak ‘At kendini
yere’ diye bağırdı, öndeki çocuk yine ağlamaya başladı. Turnusol kağıdı mübarek
el kadar şey. Ortam gürültülü mü sakin mi onu ayırt ediyor. Neyse amca böyle
bağırınca sıfır desibelli sakin çocuk ortamında amcayı duyan oyuncu kendini
bıraktı yere. Hakem amcaya doğru baktı sonra oyuncuya baktı ve bizimkine sarı
kart verdi hakemi aldatmaya yönelik hareketten. Ah amca yaktın bizi. Hadi beni
geç bizim holigan çocuklar kahroluyor önde bak senin yüzünden. Sen söylemesen
de atardı o kendini yere zaten. Neden rengi belli ediyorsun.
Baktım maçta
cacık yok, bir yerden sonra izlemeyi bıraktım. Sağa sola bakınıyorum. Meşgale
arıyorum kendime. Benim gibi sıkılan sağ
önümde 20’li yaşlarında bir genç var. Elinde telefon sürekli bir şeyler
yazıyor. Dedim az şu olaya hakim olayım, bakayım ne dönüyormuş. Ekranda
mesajlaştığı insan ‘Aşkımmm’ olarak kayıtlı. Mesajlarda bir de Sibel Abla’dan
bahsediliyor. Of gıybet dönüyor belli ki. En sevdiğim. Tuttum okumaya başladım.
Olay neymiş biliyor musunuz. Bu çocuk Aşkımmm’la beraberken Sibel Abla buna
yürüyor. Hatta baya apaçık ‘Onu bırak, kaldığınız yerden biz devam edelim’
diyor çocuğa. Çocuk da Sibel Abla’sına ‘Aşkımmm’a bir sormam lazım önce’ diyor.
Biraz deneysel bir kafa. Ama Sibel Ablası zaten Aşkımmm’la işbirliği içinde.
Meğersem çocuğu deniyor bu Aşkımmm Sibel Abla’sıyla. Hal böyle olunca bizimki
Aşkımmm’a daha soramadan Aşkımmm olayı öğreniyor. Ama tam bu konuşmalar devam
ederken öğreniyoruz ki Aşkımmm da zaten başka biriyle birlikte. Bunu öğrenince
bir an boş bulunup yüksek sesle, gıybetin de verdiği rahatlıkla ‘Yapılır mı bu
abiye bu be...’ dedim. Napayım, adamın dedikodusunu bilince bir an sanki
samimiymişiz gibi geldi. Abi ayağa kalkıp bir an kükredi. Ne dedi anlayamadık
ama çok çılgın esti ağzından. Çocuk yine ağlamaya başladı. Abi o kadar
sinirlenince bir an abiye destek çıkmak lazım gibi hissettim şimdi karşı
durulmaz gibi geldi ve ‘Abi sonuna kadar haklısın’ dedim. Tüyüm de çok tatlı
olmuş değil mi. Polislere gelin diye el ettiğimi hatırlıyorum kenardan. Ortalık
karıştı bir anda. Bir yanda polisler abiyi tutuyor, bir yandan abi bağırıyor,
bir yandan çocuk ağlıyor. Ay bir susmadı şu çocuk da. Ortalık karışık zaten sus
çocuğum allasen.
Atıldık, maçın
son 15 dakikasını izleyemedik. Skor 0-0 bitmiş. Belli ki maçta hiçbir şey
olmamaya devam etmiş. Bizimkiler başta bana çok kızdı. Ama sonra dedikoduyu
verince bir mutlu oldular. ‘Ya... Öylemiymiş. Ee... Sonra?’lar dizildi arka
arkaya.
Yıllar sonra
işte o bilmemne gücü Süper Lig’de. Bizimkiler de sağda solda biz küçüklüğünü
biliriz havası atıyor. Ben de sağda solda bu olayları anlatıp eğlenceli çocuk
etiketlerinde kendime bir Aşkımmm bulmaya çalışıyorum. İyi ki gitmişiz şu maça
be.
Yorumlar
Yorum Gönder