Güzel bir kadının yanından
geçerken nefes veririm. Ciğerimi peşinden gelen kokuyu alabilmek için hazırlarım.
Kokunun diğer duyulardan farklı bir yeri var. Göz kapaklarınızı açmanız
veya gidip bir şeye dokunmanız gerekse de nefes almadan yapamazsınız. Koku
almamaya karar verirseniz ölürsünüz. Böylesine yaşamsal bir mekanizmayla
iç içe olan tek duyu kokudur. Bir şeyi dinleyebilmek için nabzınızı bu kadar doğrudan
ayarlamanıza gerek yoktur mesela. Ama koku için nefesinizi vermeniz, almanız, bazen
tutmanız, hatta çok daha fazla koklamak, onu kaçırmamak için kalp atışlarınızı
hızlandırmanız gerekebilir.
Sabun kokusunu çok severim.
Ananem kıyafetlerimin arasına beyaz sabun koyardı hep. Yer yer terlediğim zaman
köpürmem bundandır.
Sesin frekansı var, ışığın renkleri, tadın acısı tatlısı. Peki kokunun nesi
var. Kokuyu bir başka şeye benzeterek anlatırız genelde. Gül gibi kokar
mesela ama rengi mavidir ya da tadı acı. ‘Kırmızı bir araba’ veya ‘arkada çalan bas’
‘pis bir koku’dan hep daha çok tanımlar, daha net anlatır. En primitif duyumuzu
bu kadar açıklayamamamız sizce de biraz tuhaf değil mi?
İşte size bir klişe…
Domatesler eskiden kokardı. Yaşlandım artık kokuları alamıyorum demiyor da…
Gece uyurken bile kurtulamadığımız koku, inadına bir o kadar da az bu dünyada.
Görsel var, işitsel var, kinestetik var, koku yok. Bütün duyuları iç içe
kullanmaya çalışır da sanat neden kokuyu kullanmaz. Müzikli oyunlar, yumuşak
dokulu heykeller varken neden deniz kokan bir tuval yok. Ama olsun kokulu
defterlerimiz, kokulu silgilerimiz var bizim de.
Yanlış hatırlıyor da
olabilirim, ama galiba Ralph’dı.
Gözlerimizde ekranlar, kulaklarımızda kulaklıklar, ağzımızda
tatlandırıcılar. Sonra gelip gerçek aşktan söz ederler. Bu kadar imitasyonun
arasında gerçek kalmak ne kadar uzun soluklu olabilir. Yine de bunca yalanın
arasında burnumuz nispeten en gerçeği söyleyendir. Anlık değişmez bir ormanın,
bir insanın kokusu. Bellidir yastığından, kirli çamaşırından. Duyuların en
kurtarılmışıdır koku. En uzun soluklusudur. Sözler, mimikler bir anda kandırabilir, ama beyaz sabun kokusu
ele verir insanı. Ne kadar söylensem de bir yandan da güzel bir şey insanın
hala daha kokuyla pek uğraşmıyor olması.
Yumurta yedikten sonra
geğirmeyin. İnsanın içindeki güller ortaçağdan sonra koparıldı. Artık kan ve
kokuşmuşluk var.
Koku her ne kadar içe çekilen bir şey olarak tasvir edilse de şarabı en
güzel gırtlağınızdan nefes vererek koklayabilirsiniz. Ağızın içi ve dışı kokuda ters çalışır. Her
nefeste bir iç bir dış koklanır. Dış koklamak güzel de iç koklamak bazen can
sıkıcı olabilir. Yine de ağız iç koklamak için sahip olduğumuz iki opsiyondan
en iyisi.
Yorumlar
Yorum Gönder