Hanna iki hafta önce quidditch turnuvası için
Ankara’ya geldi. İki gün bende kaldı. Küpesini unutmuş evde. En sevdiği olanı bir
de. Salonda olduğunu iddia ediyordu ama ara tara bulamadım salonda. Nereye
koyduğuma emin olduğum şeyleri bulamıyorum zaten daha salonda. Bir başkasının
koyduğunu bulmam imkansız, anca rastlaşabiliriz. Belki evden çıkmadan hemen
önce çılgınca anahtarları aradığım bir başka gün “neyse akşam çilingiri ararız”
demeden “aaa küpeyi buldum” dedirtir diye kafamın bir köşesine yazdım kayıp
küpeyi.
İki gün sonra Serkan geldi eve. Leş bir aksiyon
filmini bira ve cips eşliğinde harcayıp ekran karşısında çürümeyi planlıyoruz o
akşam. Üzerini değişmeye yatak odasına gittiğinde içeriden “Sen benden habersiz
sevişmeye mi başladın abi” diye seslendi. Seviştiğimi bildirmem gerekiyor
sanki. Serkan’ı bozmamak adına (sonra çocuk gibi üzülüyor) “Yok abi senin
haberin olmadan… Asla.” dedim. Peki bu küpe ne o zaman, dedi. Küpe Serkan’a denk geldi, hiç iyi olmadı. Gece
boyu hem yalancı hem samimiyetsiz oldum. Anlatamıyorum ki adama. Ortaokul
yıllarında lise giriş sınavına hazırlanırken kaybettiği yıllarını doya doya
yaşadı o akşam.
Sonra Serkan gitti ve ben bir gün önce bulunan
küpeyi salonda bir gün sonra tekrar kaybettim. Pek şaşırtıcı değil. Yapıyorum
öyle şeyler. Salonda default her şey kayıp zaten. Bir şeyi aramak da boşa. Talep
ettiklerimle değil denk geldiklerimle yaşamayı, evde karşılaştıklarımla yetinmeyi
öğrendim böyle böyle. Mesela makas mı lazım, o gün karşına falçata çıkabilir.
Ve makası asla bulamayacak olabilirsin. İdare etmen lazım. Keza falçata ekmek bıçağına
kalmaktan da daha iyi bir rastlantıdır. İşte bu bağlamda küpe için ‘artık bir
sonraki buluşmaya’ derken kahveye gelen Seçil’in “Bu ne güzel küpe, ben
alıyorum bunu” demesiyle konu tekrar gündeme geldi. Alt tarafı alma, vereceğim
geri, dedim. Yok zaten altı kat kağıdın, kitabın altından çıkmışmış, zaten o
bulmasa benim haberim bile olmazmışmış, benim aslında veresim yokmuşmuş… Küpe
beni bu sefer de bencil yaptı. Hayır bir de karakter analizlerim o kadar net
ki. Biri insanlar seni nasıl bilir dese küpeyi çıkarıp masaya koymam yetecek.
Üzerime yapışan sıfatlardan kurtulmanın vakti
gelmişti. Kargoya verip sahibine küpeyi ulaştırmak için cebime attım, çıktım
dışarı. Fakat daha postaya veremeden eşcinselliğin kolaylıkla dalga konusu
olabildiği avam bir çevrede cebimden alelade kafasını uzatan küpe bu sefer de
“ibine” yaptı beni. Giderayak bir vukuat daha…
Neyse sonunda yolladım da kurtuldum. Ne
illet bir şeymiş.
Küpeyi yolladıktan bir hafta sonra İstanbul’a
gittim. Hanna aradı. Morali çok bozukmuş. Gel birazcık oturalım dertleşelim
dedi, buluştuk. İki saat kadar insanların onu nasıl yanlış anladığından
bahsetti durdu. Ben sorunun neden kaynaklandığını biliyorum aslında. Ama nasıl
anlatacaksın şimdi. En sevdiğin küpenden kurtul da denmez ki…
Yorumlar
Yorum Gönder