Ana içeriğe atla

Asansör

Asansörde kaldık. Yani kalmışız. On birinci kata basan abla çığlık atınca anladık. Sağımdaki yirminci kat düğmelere rasgele basmaya başlayıp sakin olalımlı bir lafa dümdüz girişmişken on birinci kattan bir de abinin olduğunu fark ettik. Kat yirminin söylediklerini kendi katına ‘aşkım sakin’ temalı sağı solu süslenmiş bir buket halinde sundu. Elini tuttu, kafasını okşadı, birkaç sahte şirin sözle on birinci katı kontrol altına aldı. Suratındaki ifadede ortama hakim bir yaklaşım, koruma görevini başarıyla yerine getirmiş bir kahraman edası vardı. Toplumsal cinsiyet rollerine iyi çalışmış bu ekibin performansını kabinden arka arkaya gelen birkaç tiz ses böldü. Yirminci kat düğmelerde alarmı bulmuştu. Bu başarısını kurduğu ‘evet buna basınca alarm çalıyor’ post hoc ergo önermesiyle paylaştı. Bizi bu asansörden çıkaracak olan işte o, dedim içimden. Sağa sola bakıp çözüm üretmeye çalışıyordu. Sonra tavana baktı “çok sıkıntı olursa burası var” dedi. Fikrimi bu bizi öldürecek olarak değiştirdim. Başarı grafiği sade bir spark vermişti. O anda solumdaki pizzacı çocukla göz göze geldik. İkimizin de bu apartmanda alt tarafı üç dakikalık işi vardı. Ben arkadaşıma dün bende unuttuğu cam ayakkabısını götürüyordum, o da on üçüncü katın pizzasını. Bu asansöre ve bu apartmana ait değildik, bizim temsil ettiğimiz bir katımız yoktu. Bu yaygarada pasif izleyici konumumuza yakışan bir sınıfa aittik. Doğruluğu yanlışlığıyla ilgili bir şey söyleyemem, hepsinin işe yaradığı zamanlar vardır illaki, ama herkes kendi rolünden memnun gibiydi. Mutlu bir asansördük.

Bu küçük sevimli asansör görünümü çok uzun sürmedi. Beş dakikanın sonunda bizi kurtarmaya çalışan birilerinin sesini hala duyamayınca sinirler gerilmeye başladı. On birinci kat şimdi daha yüksek desibelden kendisin parçalıyordu. Kahramanın hakimiyeti git gide gerçek korkulara yenik düşmüştü. Fakat yine de artık daha keskin, daha abartılı mimiklere ihtiyaç duyuyorlarsa da ikili mekaniği işleyen, kendi içinde idare edebilen bir ekip görünümündeydiler. Ama bir beş dakika daha sonra bu arz-talep dengesinin bozulacağı açıktı. Fazla dayanamazlardı. Asansörün geri kalanı da cinnet noktasına doğru sürükleniyordu. Neyse ki kimse kimseyi önceden tanımıyordu da mimiklerde apaçık olan duygular havadaki samimiyet noksanlığından büyük krizlere dönüşmüyordu.

Yirminci kat bir anda hareketlendi. O hareketlenince bir şey oldu sandık. Gözler bir parladı herkesin. Sonra tavana baktı. Biz de baktık. Sonra bize baktı, biz de bize baktık. Sonra yine tavana baktı. Biz bize bakmaya devam ettik. Sonra artık zamanı geldi, dedi. Ölmesek bari. Herkes gergin ama dile getiren yok. Kendimizi bir anda yirminci katı kabinin tavanından dışarı çıkarmaya çalışıyorken bulduk. Biri omuz veriyor biri eliyle basamak yapıyor derken yirminci kat asansörden çıktı. O an gözlerde korkuyu gördüm. Ya en sona kalan ben olursam da beni buradan çıkaracak biri kalmazsa korkusu. Biz bekliyoruz ki yirminci kat bizi kurtarsın buradan bir çıkış bulsun, abi oturdu bir sigara yaktı. Sonra bizim hayret dolu bakışlarımıza bakıp. E ne yapsaydım kıç kadar kabinde mi yaksaydım, dedi. Düşünceli adam tabi. Bir beş dakika sonra grisin geri indi aşağıya. Kahraman sandık yardım ettik bir de…

On dakika sonra herkes birbiriyle kavga ediyordu. Asansör senin yüzünden bozuldulara varan kavgalar hem de. Ortalık karıştı, keyifler kaçtı bir anda. Belliydi zaten. Birkaç kat için bir araya gelmiş tanışmasına hiç de lüzum bile yok bir ekipken şimdi senin çocukluğun bile çirkindirli hakaretler uçuşuyordu havada. Bu hırgürün arasında pizzacı çocuk “pizza yer misiniz?” diye sorunca herkes bir anda durdu. Suratlar yumuşadı. Millet açmış baya meğer. Başladık pizzaları gömmeye. Pizzanın verdiği huzurla pizzacı çocuk muhabbeti kabinin içinden dışına taşıdı. Bir beş dakika da birbirimize değil pizzacının patronuna, iş arkadaşlarına, müşterilerine gömdük. Son dilimlere doğru asansör kapısı nihayet açıldı. Bizi ilk karşılayan yüz ‘hadi geçmiş olsun’ gibi karşılamalardan ırak ‘Bahadır senin pizzaları yemişler’i yapıştırdı suratımıza. Suçüstü yakalandık. Az önce açılan kabin kapısı suratımıza geri kapanacak sandık. Meğer siparişi veren yöneticinin çocuğuymuş. Yirminci kat hakkını helal et dedi, pizzacı yenisini getiririz dedi, ben yenisinin getirilmesini destekleyip soğumuştu zaten dedim fakat on birinci kat çocuğa pizza siparişi verdiği için kızmayı tercih etti. Onları keşke geri kapasaydık. Herkes ilgili katlara dağılmaya başladığında bile kavga etmek için çırpınıyorlardı. Çok sıkılmışlar birbirlerinden, belli.

Elimde cam ayakkabı zili çaldım. Kapıyı açtığında çok ciddi bir ifade vardı suratında. Tam söze girecekken şşş, dedi, seni tüm alıp da yiyemeyip çöpe attığım tüm cheesecakeler için bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.


Sanırım aşık oldum.

Yorumlar