Evimde kerata yok. Ama ayakkabılarım da aksi gibi bir o kadar zorlu. Uzun süre işaret parmaklarımın birinci boğumlarının üstü çorap sürtmesinden kıpkırmızı gezdim. Her sabah lanet ediyorum, ama ayakkabıyı giydiğiniz anda artık her şey bitmiş oluyor ya, gün içinde gidip kerata almak aklımın ucundan geçmiyor. Yine lanet ettiğim onlarca günün birinde, tam ayakkabımın sağ tekini yeni giymişken, anahtarı içeride mi unuttum diye kontrol etmek için hafifçe doğruldum ve yan komşumun daire kapılarımızın arasında duran posta kutusunun üzerine bir kerata bıraktığını fark ettim. Keratayla göz göze geldiğimiz minik bir duraksama, küçük bir tereddütten sonra yavaşça uzanıp aldım. Nasıl değişik bir his anlatamam. Halihazırda giydiğim sağ ayağımı bile çözüp çıkardım. Keratayla ikisini birlikte tekrar giydim. İşte tasarım. Sonra aylarca böyle gitti. Parmaklarım eski sağlığına geri kavuştu. Her sabah o keratayı kullanıp yerine geri koydum. Yetmez gibi akşam gelen arkadaşlara keratayı peşkeş çektim, on...