Evimde kerata yok. Ama ayakkabılarım da aksi gibi
bir o kadar zorlu. Uzun süre işaret parmaklarımın birinci boğumlarının üstü
çorap sürtmesinden kıpkırmızı gezdim. Her sabah lanet ediyorum, ama ayakkabıyı
giydiğiniz anda artık her şey bitmiş oluyor ya, gün içinde gidip kerata almak
aklımın ucundan geçmiyor. Yine lanet ettiğim onlarca günün birinde, tam
ayakkabımın sağ tekini yeni giymişken, anahtarı içeride mi unuttum diye kontrol
etmek için hafifçe doğruldum ve yan komşumun daire kapılarımızın arasında duran
posta kutusunun üzerine bir kerata bıraktığını fark ettim. Keratayla göz göze
geldiğimiz minik bir duraksama, küçük bir tereddütten sonra yavaşça uzanıp
aldım. Nasıl değişik bir his anlatamam. Halihazırda giydiğim sağ ayağımı bile
çözüp çıkardım. Keratayla ikisini birlikte tekrar giydim. İşte tasarım. Sonra
aylarca böyle gitti. Parmaklarım eski sağlığına geri kavuştu. Her sabah o keratayı
kullanıp yerine geri koydum. Yetmez gibi akşam gelen arkadaşlara keratayı peşkeş
çektim, onlara da kullandırdım. Bazen yan komşum zaten kesin benden önce
çıkmıştır diye düşünerek keratayı akşam gideceğim spor salonunda yaşam kalitemi
arttırsın diye yanıma da aldım. Yeri geldi ayakkabımın altına sıkışmış taşları
da onunla temizledim. Bir kerata ne yapabilirse işte bu keratayı öyle bir
yetiştirdim ki hepsini yapabilir oldu. Sonra bir gün yine sabah işe gitmeden
önce ayakkabımı komşumun keratasıyla giydiğim bir anda yan dairenin kapısı
açıldı. Bir kafa uzandı günaydın dedi. Eğilmiş halde kafamı yandan göstererek
ben de günaydın dedim. Sonra yan dairenin eli posta kutusunun üzerine gitti. Bir
an keratayı bulamadı ve posta kutusunun üzerine doğru kafasını yükseltip
baktı. Normalde, abi ben kullanıyordum da al burada, desem hiç sorun çıkarmaz,
ama nedense bir anda küçük hırsız tribine girdim ve yakalanmamak için elimdeki
keratayı o görmeden hızlıca açık ev kapımdan içeriye doğru fırlattım. Komşum
birkaç kere cıkcıkladıktan sonra, hayır neden yani, gibi söylemlere girişti. Yaşadığım
yersiz gerginlikten oransızca vurgulanmış, nolmuş ki abi, sorun ne, gibi bir
bok yediği çok belli çocuk soruları sormaya başladım. Keratayı götürmüşler ya
benim, dedi. Ha, dedim, sanki hiç haberim yokmuş gibi, kerata mı vardı orada.
Olayın yaşandığı gün çok zorlu geçti. Gün boyu
hesaplaşma yaşadım. İşe asla kendimi veremedim. Sürekli uzaklara dalıp planlar
yaptım. Geri döndüğüm gibi keratayı yerine bırakıp olayı örtbas etmeli
kanıtları ortadan kaldırmalıydım. Akşam eve geldiğimde içeriden keratayı aldım,
sessizce posta kutusunun üzerine tam bırakırken kapı açıldı. Donup kaldım.
Galiba insanları da biraz gerdim. Komşum dümdüz kedisine baktığımı görüp iyi
misin, dediğinde vücudum tüm eforunu yalan bulmaya odaklamış ve diğer tüm fonksiyonlardan elini eteğini çekmişti. Yalan aklıma geldiği gibi vücudum
çözülüverdi. Ha, dedim, sizin keratayı kullandım da yerine koyuyordum. Aa,
demek yerine geri dönmüş, dedi. Galiba dedim. Dönüp tam eve giriyordum ki,
çıkmıyor muydun dedi. Haklıydı, ayakkabı çıkarmak için kerata kullanılmazdı.
Ayakkabıları yeni giymiş olmalıydım. Vücudum tekrar tüm işlevlerini kapatıp
odaklandı. Fakat bu sefer bir çözüm bulamadı. Evden uzaklaşmaktan başka çarem yoktu. Evet ya dalmışım dedim. Kapıyı kapatıp yersiz yere komşuma görüşürüz
deyip evden uzaklaştım. Fark ettim ki evden aslında gerçekten çıkmadığım için
anahtarı içeride unutmuşum.
Olay mahalinin sessizleşmesine ve sakinleşmeme
yeteceğini düşündüğüm bir süre boyunca apartmanın kapısı önünde bekledim. Sonra
geri çıktım. Keratayı alıp, o aralıktan girmeyeceği çok belli olmasına rağmen, salakça, filmlerde gördüğüm gibi kapıyı kenarından kerata sokmaya çalışarak açmaya
çalıştım. Aksi gibi tam o an kapı bir kere daha açıldı. Komşum dışarıya
ayakkabılarını atarken, erken dönmüşsün, dedi. Galiba gerginlikten kapı önünde
geçirdiğim süre sandığımdan daha uzun gelmiş, meğer hemen yukarı geri çıkmışım.
Ama dayanamadım. Yalanlar silsilesi canıma tak etmişti. Tek kaçışı yükselmekte
gördüm ve aa ama sen de napıyorsun canım, zırt pırt kapı açıyorsun, neyin peşindesin,
gibi komşumca ne olduğu belli olmayan ama bence çok haklı sitemlerde bulunup az
önce dışarı attığı ayakkabılara doğru elimdeki keratayı uzattım ve al şunu
tamam dedim. Keratayı aldıktan sonra içeri de giremediğimden ve bu çıkıştan
sonra orada da öyle bekleyemeyeceğimden az önce geldiğim apartman kapısının önüne
geri döndüm. Fakat unutmuşum ki komşum da dışarı çıkıyordu. Merdivenlere yeni
oturmuşken daha yanıma geldi ve tüm sakinliğiyle iyi günler dedi. Allahım bir
kurtulamadım. Bir doğru düzgün çıkıp gidemedim sahneden. Ne bastın be adam.
Birazdan çilingir çağıracağım. Kendi kapımı
açtırıp onun kapısını kilitlettirmeyi düşünüyorum. Keratasını da posta
kutusunun üzerinden alıp evimin içine koyacağım. Görsün gününü.
…
Bu arada keratanın TDK’da üç anlamı var, üçü de
birbirinden alakasız. Birinci anlamı karısı tarafından aldatılmış erkek, ikinci
anlamı ayakkabı çekeceği, üçüncü anlamı ise küçüklere sevgi ile söylenen bir
sitem sözü olarak geçiyor. Türkçeyi yaratmak için sabahlamış bir ekibin ellerinde kalan son üç anlamı yılmış bir şekilde söylemi de zor bu kelimeye atıp uyuduklarını
düşünüyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder