Ana içeriğe atla

It must be Heaven


Fragmanına kanmayın. Bok gibi.


Kuzeyli olmaya çalışmış bir güney filmi. Özenti. O kadar oturmamış ki üzerine attığı ceket. O ıbıdık zıbıdıklığını bu kadar ruhsuz anlatamazsın. Öykünme olarak kalmış işte film.

Konu bütünlüğü sıfır. Alt alta hafif sakil, biraz tebessümlü bir iki cümlelik twitter hikayeleri okuyormuşsunuz gibi. Hepsi de birbirinden alakasız. Bir olay örgüsü oluşturmuyor. Bir zamanların wine videolarını almışlar, sonra demişler ki bu böyle film olmaz. Bi adam yola çıksın, sonra tüm bu vidolarla karşılaşsın. Gerçekten öfkelendim ya.

Ana karakter konuşmuyor. Tamam a lot of communication can happen in silence (see Richmond Shepard) ama bu o değil. Özellikle mi seçmişler bu adamı, mimik sıfır. Sürekli öncesi ve sonrasıyla adamın ruh halini anlamaya çalışıyoruz. Film tamamen Kuleshov effect üzerine kurulu. Hayır karakter hiç mimik yapmasa yine tamam diyeceğim. Bu zibidi bir de yapmaya çalışıyor. Bariz beceremiyor ya. Yazık.

Bir de havalı dursun sinematik olsun diye 2.76:1 mi ne çekmişler, ya sen 1:1 instagram postu bile değilsin, kim yer bu kıvraklıkları.

Filmdeki müzikler güzel, OST mu emin değilim ama film için yapılmışsa iyi yapılmış (hiç zannetmiyorum)  yoksa da iyi seçilmiş. Ama filmin sesçisinin araba kapısı kapanmasıyla bir derdi var. Gidin fark edeceksiniz.

Ya tamam bir de yok işte Avrupa toplumsal bakışı askeri eleştiriler falan var ama tırto ya of girmeyeceğim hiç..

Yorumlar