10 yıl önce yaşlı bir alt komşumuz vardı. Bir iki kere markete gidiyorken kapıda denk geldiğimde ayaküstü bir şey lazım mı marketten diye sormuştum. Sadece ayıp olmasın diye. Pek istekli bile değildim. Sonra 3 yıl market alışverişini ben yapmak zorunda kaldım. Ayıp olmasın diye. Yaşlıların hayatta kalmak için geliştirdikleri böyle bir mekanizma var işte. Bir yaştan sonra yapabildikleri bitiyor yaptırabildikleri başlıyor. Hiç öyle büyük şirketlere karşı ayaklanmayın, asıl emek sömürüsü yaşlılarda. Güç kesilince gücü kenara atıp sinsilikle devam ediyorlar. Ne veriliyorsa sonuna kadar al. Bir yaştan sonra restorandan 20 tane ıslak mendille çıkıyor bunlar. Evde kızıma da alayım diye tüm eşantiyonlardan ikişer üçer alıyorlar. 70'indan sonra hırsızlığa başlamış tanıdığım var. Yalan bol, demans diyormuş. Ben de tam 3 sene adımını attırmadım o kadına dışarıya, ne gerekiyorsa evine ben aldım. Temel ihtiyaçları geçtim, arkadaşım geliyor dedi, alem şarabını bile ben seçtim. Nebbiolo, uzun sonlu, gövdeli, dili kayış gibi olmuştur zaten, anca alır tadını. İyi yine beni torbacısına yollamadı o yıllarda. Mahallenizdeki yaşlı berduşlara sahip çıkın, tiner alışverişlerine yardımcı olun. Hiçbir şeyini eksik etmedim. Ne istiyorsa aldım. Sonra öldü. Pıhtı atmasından ölmüş. Hareketsizlikten. Ben baya alt komşumu, ona çok iyi bakarak, 3 yılda öldürmüşüm.
Şimdi de patronuma çok iyi davranıyorum. Ne derse yapıyorum. Artık o da çok uzatmazsa iyi olur. Patronlarına yaranmaya çalışanlara yıllarca yavşak dedim. Artık gizli planlarının olduğunu düşünüyorum. Ben de yavşaklar tarafındayım. Elimde bir örnek var, işe yarıyor. Dünyayı yavşaklar kurtaracak.
Bir iki gün önce de yan komşuma denk geldim. O da yaşlı, ama severim, henüz akranları kadar sinsileşmemiş. Tam kapıdan çıkıyordu, bir iki söylendi, artık yürüyemiyoruz evladım şudur, budur. Aman dedim bu da başlıyor. Hem ön alayım, hem de öncekinden deneyimliyim ya, dedim şimdi bu da ölmesin, yardım etmeyeyim. Saçmalama ya, dedim, çok iyisin, acık çık gez abartma. Gazı verdim, saldım sokağa. Akşam bir ordu insan getirdi kadını eve geri. Gitmiş bu da sıcaktan sokak ortasında bayılmış, az kalsın ölüyormuş. Haberlerde yaşlılara çok sıcak çıkmayın uyarısı yapılıyormuş. Kadını ateşin içine atmışız duruduk yerde. Bu biri için iyi niyetli iş yapmanın hangi tarafı tam iyilik, yapmak mı, yapmamak mı, bir bulduramadım. Aman canım yaşlılar da çok çıt kırıldım ya. Fıtı fıtı ölüyorlar.
Demem o ki. Özellikle yaşlı öldürmek istiyorsanız rahat bir yöntem var. Yeterince uzun beklerseniz göreceksiniz, genelde ölüyorlar. Ben ölmeyenini görmedim. Biraz uzun sürüyor ama stil meselesi. Kimileri saniyede öldürür, ben yıllarca öldürüyorum. Dünyanın en pasif katiliyim. Bekleyerek ölmediyse ya yeterince yaşlı değildir, ya da yeterince beklememişsinizdir. Ama emin olun ki yeterince bekleseniz o da ölecekti. Biraz daha sabredip kendiniz ölmeseydiniz. Tabi böyle bakınca beklemek aynı zamanda en pasif intihar yöntemi de. Bu şekilde söyleyince çok geldi. Beklemek çok tehlikeli, insanlar ölüyor. Yasaklanmalı. Durumuma üzüldüm şimdi, kötü bir yere çıktık. Galiba son birkaç yıldır intihar ediyorum.
Yazmak, okumak, lineer eylemler. Düşünce akışı gibi değil. Çoğunlukla düşüncede ilgili tüm uçlar paralel ilerler. Yazarak bir şey anlatmak o yüzden çok zor. O paralellerden tek bir kolu seçmek zorundasın. Aynı anda yürütürsen iki kol da birbirini zayıflatır. Yoksa kübist yazarlar hala hayatımızda olurdu. Yazmak çok suni. Herkes bunun farkında ama yazmanın ve okumanın kutsallığından dile getirmeye korkuyor. Kitapları yakalım, hiçbiri gerçeği yansıtmıyor. Sözle anlatmak düşüncelerimizden ne kadar kopuksa yazarak anlatmak da sözle anlatabildiklerimizden o kadar kopuk. Keşke bilinçten bilince bir iletişim olsa. Olsa da asıl olan bilinç altı ya zaten bu bilinç işi çok sıkıntı desek. Ama eğlence de bu kayıp işte. Yoksa neden şahane pazarda yüksek sesle müzik dinleyenlere bir şeyler anlatmaya çalışan insanlar çok eğleniyor, ya da anlaşamayan iki insanın videolarını birbirimizle paylaşıyoruz. Aksayan hareketleri izliyor, denk gelemeyen aşklara ağlıyoruz. Lanet olsun Karagöz ve Hacivat'tan bir türlü uzaklaşamıyoruz. Saçmalamayın ya Karagöz Hacivat ne, ramazan eğlencesi mi izleyeceğiz hala daha. Çok eskide kaldı onlar. Sevmiyorum, çok tırt. Yakından bakınca her şey birbirinden çok farklı, yeterince uzaktan her şey aynı. Kafanı bir ileri bir geri yaptın mı kafası karışıveriyor insanın. Referans seçmek önemli. Uzak yıldızlara bakalım. Sakin bir nefes. Ve -son-
Fark ettiyseniz
hikaye evrenimde bazı yerlerde karadelikler var. Hep oralara doğru
sürükleniyorum. Konu seçiminde fazla mı tutucuyum. Belki de yeterince
üretemiyorum.
Bu yorum yazar tarafından silindi.
YanıtlaSil