Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Aralık, 2014 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Anne ben iyiyim merak etme..:D

İnsanlar toplanmış. Bir olay var belli. Fakat ne? O kadar sıkışık ki... Ne olduğuna bakmak için baya itip kakmam gerekecek. O zahmete değer mi acaba? Malum belki bu kadar adam oturmuş iş makinası seyrediyordur. Gözüme ilk çarpana sordum. Güzel bir şey varsa ben de ön taraflarda yerimi edineyim. O da bilmiyormuş. İnsan kalabalığı o kadar fazla ki en arka tarafa olay ile ilgili bilgi ulaşamamış. Arkadaki birkaç sırayı atlattıktan sonra nihayet intahar etmek üzere olan birinin atlamasını beklediğimiz kesinleşiyor. Öne doğru ilerlerken hala atlamayana, beklemekten yorulmuş sitemler duyuyorum. Hemen çevrelerindeki küçük öbekler tarafından susturuluyorlar. Topluluk kısım kısım ölüm istiyor. Kendilerine sunulan adağı ritüelin bitmesini sabredemeden istiyor. Ama bu mistik havanın bozulmasını istemeyenler daha çoğunlukta... Öndeyim. Kırk, kırkbeş yaşlarında bir kadın. Mavi bir elbise giymiş. Saçları, makyajı tam. Sanki bu gün için hazırlanmış bir özen var üstünde. Bilinçli bir son olaca...

Kapı

Birisi duvara kapı çizmiş. Baya alelade bir kapı ya. Yani pekte güzel yapamamış aslında. Dayanıklı baya ama baya da biçimsiz hani. Gerçi duvarı kapı yapmakta zor iş şimdi. Olur o kadar. Nereye açılıyor acaba? Araba kapısı değil gibi pek. Bir direksiyona açılmıyordur herhalde. Hmm. İçeride pisuvarın bulunup bulunmadığını belirten bir ibare de yok üstünde. Umumi tuvalet kapısı da değil o zaman. Ev kapısı olsa gerek bu. Evet ya kesinlikle ev. Kim yaşıyordur ki içeride? Bu alelade kapının arkasındaki bir öğrenci olabilir mesela ya da birkaç öğrenci. Bir teyze belki. Bu kapı çizilene kadar bir kapıya ihtiyacı olmamış biri ya da. Yalnız ve mutlu, veya yalnız ve mutsuz... Çalsam açan olur mu ki? Yok ya olmaz herhalde. Saçmalama oğlum duvara çizilmiş. Gerçek bir kapı bile değil. Duvar o be duvar. Gerçi zaten sabahın bu saatinde benim kapımı çalsalar ben de açmam. Sahi saat kaçtı ? Zili de yok. Ben de bir zil yapayım o zaman şuraya. Duvardan zil yapmak kolay neyse ki. Hele bir...

(0)(=)

-Efendim merhabalar. Öncelikle bu sergi için çok teşekkür ederiz. Çok uzatmadan söze girmek istiyorum. Bu serginizde özellikle izlenimcilik sonrası eserlere yer vermiş olmanızın sebebini öğrenebilir miyiz? -Şimdi kim ne derse desin ben izlenimcilik sonrası değil, gerçekçilik temelli eserler verdim. Sanat hayatımın her anı da böyle oldu. Valla ben gördüğümü çiziyorum arkadaş. Bunca sene kimseyi de inandıramadım. Bence hepsi gerçekçi bu tabloların. Biri çıkıyor bakıyor benim eserlere post impresyonist diyor, biri çıkıyor kübist diyor, biri çıkıyor yok soyut dışa vurumcu bunlar diyor. Ya inanır mısın sandalye çizdim. Biri çıktı basit bir süprematist ''Black Squer'' kopyası dedi ya. El insaf be. Toplum beni anlamıyor arkadaş. Ne anlatmaya çalıştıysam şimdiye kadar bir kere olsun karşı tarafa geçmedi. -Anlıyorum. Peki sergilerinizde fiziki ortamın genelde eserlerin tamamını sergilemeye yetecek büyüklükte olmadığı dikkat çekiyor. Küratörlerin bu konuyla ilgili bir al...

#1

-Buzlar eridi. Kardanadamlar havuçlarını bırakıp kaçtılar. Tüm dışarısı yeniden renklendi. Artık kırmızı da var caddede yeşil de. İnsanlar tekrar, renkler tekrar, kokular tekrar... İşte o kokulardan bir tanesi.. Yine... En güzeli. Hala sarılmak istiyorum o kokuya...  Arkadaş olmak için çok fazla, sevgili olmak içinse çok azdı. Garson boy bir ilişki diyelim. Ekrandan kafamı kaldırıp soruyorum: -Nasıl olmuş? Mehmet karşımda gülümseyerek: -İyi giriş abi bence. Umarım güzel bir roman olur. ''Bakalım.'' diyorum. -Daktilosuz yazar mı olur oğlum yalnız. Sana bir de fular ve pipo lazım. -Bilgisayar ve buff var bende. Çizgimi bozamam valla. Hem pipo ne ya... ''Sen sigara içmiyordun değil mi? Geri kalanlar hadi çok kritik değil, ama tütün konusuna odaklanabiliriz bence bu noktada. Şu an bir sigarayı arzuluyorum valla.'' diyor Mehmet ve cebinden tabakasını çıkartıyor. ''Al bir tane. Bugün pipolu yazarlığına ilk adımını atıyorsun.'...