Ana içeriğe atla

(0)(=)

-Efendim merhabalar. Öncelikle bu sergi için çok teşekkür ederiz. Çok uzatmadan söze girmek istiyorum. Bu serginizde özellikle izlenimcilik sonrası eserlere yer vermiş olmanızın sebebini öğrenebilir miyiz?

-Şimdi kim ne derse desin ben izlenimcilik sonrası değil, gerçekçilik temelli eserler verdim. Sanat hayatımın her anı da böyle oldu. Valla ben gördüğümü çiziyorum arkadaş. Bunca sene kimseyi de inandıramadım. Bence hepsi gerçekçi bu tabloların. Biri çıkıyor bakıyor benim eserlere post impresyonist diyor, biri çıkıyor kübist diyor, biri çıkıyor yok soyut dışa vurumcu bunlar diyor. Ya inanır mısın sandalye çizdim. Biri çıktı basit bir süprematist ''Black Squer'' kopyası dedi ya. El insaf be. Toplum beni anlamıyor arkadaş. Ne anlatmaya çalıştıysam şimdiye kadar bir kere olsun karşı tarafa geçmedi.

-Anlıyorum. Peki sergilerinizde fiziki ortamın genelde eserlerin tamamını sergilemeye yetecek büyüklükte olmadığı dikkat çekiyor. Küratörlerin bu konuyla ilgili bir alt metni var mı acaba? Özellikle yapılmış seçimler midir bunlar?

-Valla bir kere küratör yok. Ben de sürümden kazanmaya çalışan bir sanatçıyım. Satıldıkça yenisini asıyorum duvara. Mekanın küçük olması çok sıkıntı olmuyor satışlar iyi olunca. Mekana da çok para vermiş olmuyorum böylece. Açıkçası ilk sergimi açtığımda ''Market Skimming ''mi yoksa ''Market Penetration'' mı yapayım diye yazı tura attım, tura geldi. Sonuç bu yani. Boya masrafının üzerine çok birşey koymuyorum. Bütün eserlerim de pazarlığa açıktır zaten ve KDV dahil çalışıyorum. Ama ''İnsana insanı anlatan eserlerimden oluşan sergilerimde, anlatıyı bir bütün haline getirebilmek, tuvalin çerçevesinin dışına taşabilmek için insanların birbirlerinin farkında olarak gezdiği, görsel, işitsel ve fiziksel olarak temas halinde bulunmak zorunda kaldıkları küçük mekanları tercih ediyorum. Yalnızlaşan insanı anlatsaydım söz gelimi pek tabi çok büyük mekanları tercih ederdim. Fakat benim anlatım böyle bir mekan seçimini diretiyor bana.''da diyebiliriz. Evet. Sen böyle yaz.

-Peki. Şimdiye kadar sizi zora sokan bir sanat sever oldu mu hiç?

-Oldu. Oluyor yani. Mesela hangisindeydi hatırlamıyorum, biri geldi duvarı almak istedi. İnada bindirmiş ama, laf da anlatamıyoruz yani. Bak yapma, senin evinde de vardır eminimki bunun aynısından, burda daha güzel şeyler var bak bunlardan al, nasıl taşıyacaksın o kocaman ağır şeyi hem dedikse de dinletemedik.''O eseri ben yapmadım fiyat biçemem.'' dedim en son, gitti. Ertesi gün gitmiş mimarını buluş sergiyi yaptığım apartmanın. Mimar da ''O duvar değil. Onu alırsan bina yıkılır.'' demiş. Duvara karşı nasıl bir sevdaysa artık o benle gelemiyorsa ben ona gidiyorum demiş, tutmuş sergimden sonra binayı komple satın almış ve orda yaşamaya başlamış. Senelerce o duvarın karşısında oturduktan sonra emekliliğiyle birlikte aslında duvar olmayan duvarını da yanında götürerek güneye taşınmak istemiş. Duvarnı sökerken enkaz altında kalmış. Duvarıyla birlikte can vermiş diye duyduk. Ne bulduysa o duvarda?

-Acı bir hikayeymiş. Bundan sonraki çalışmalarınızda ne tür işler ortaya koymayı düşünüyorsunuz?

-Valla ben yine gerçekçi çalışmaya devam edeceğim. Ama eminim insanlar yine abidik gubidik isimler takacaklar. İnanıyorum ki birgün insanlarla ortak bir payda edinebileceğiz. Benim gerçekçi çalıştığıma ikna olacaklar. Gerçi bakma bütün akımların bana aynı göründüğü dönemler de olmuyor değil. Belki bir gün ben gerçekçi olmadığımı kabul ederim belli mi olur.
Ov. Saat çok geç olmuş. 12 olmuş bile. Yavaştan dükkanı kapatıp gideyim ben.

-11.30

-Efendim?

-Saat 11.30 efendim.

-Hmm... Benim saat biraz aceleci o zaman sanırım. Hzılı sarıyor ileri. Ama takdir ettim az zamanda çok işler başarmış valla. Çalışkan saat. İşini hemen halletmiş baksana. Planlanandan daha erken bitirmiş yapacaklarını. Bir saatten en son beklenmesi gereken şeyler hız ve dinginlik gerçi. Ne kadar zor şeyler bekliyoruz şuncacık aletten. Daha biz bu kadar dakik değilken şuncacık alet hep tam zamanında olması gereken yerde olsun...
Neyse o zaman. Hadi bitirelim burada artık.

-Peki çok teşekkür ederiz bizi kabul edip sorularımızı yanıtladığınız için.

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sanatçı sağlıklı bir vücutla dünyaya geldi fakat çocukluğunda şaşı oldu. Sanatının ilk yıllarında kübist çalışmalara imza attı. Son kübist sergisinden iki yıl sonra ameliyat geçirip şaşılıktan kurtulan sanatçı bu operasyonun iyileşme sürecinde süprematist bir hayata merhaba dedi. İlerleyen yaşlarında astigmat olan ve sanat hayatının bu dönemlerinde izlenimci eserler veren üstad geçirdiği ateşli hastalıkların da kendisinde tonları değişmiş abartılı renklerle ve perspektifi bozuk, izlenimcilik sonrasından kalma izler bıraktığını dile getirir. Gözleri ile ilgili sıkıntıları bir türlü son bulmayan sanatçı hiçbir zaman gerçekçi olarak kabul edilen eserler veremedi.


Yorumlar