Ben 30 yaşına gelmiş ama hala daha annesinin aldıklarını
giyen biriyim. Alışverişe hiç çıkmam. Annem ne alırsa giyerim. Alışverişe
çıktığım o bilmem kaç sene öncesinde de hep annemleydim. O zaman da söz sahibi
değildim tabi giyeceklerim konusunda. Sırt dönülüp ölçü alınacak doğru omuz
genişliğine sahip tek insandım neyseki kendim için. Boy atmam sona erince ona
da gerek kalmadı. Ölçüyü ezberleyen annem hepten bensiz çıkıyor artık.
Galiba şu an bu durumda olmamın sebebi annem. Çünkü
kendisiyle pek de iyi olmayan alışveriş maceraları yaşadık ve sanıyorum bilinç
altım bir zaman sonra bana alışverişi yasakladı. Cinsellikten daha büyük bir
tabu bence alışveriş. Cinselliğin benim gibi bir insan için de ne kadar büyük
bir şey olduğunu söylememe gerek yok sanıyorum. Kadınlar genelde kendilerinden
bir nesil öncesi kadınlar tarafından seçilmiş kıyafetleri giyen erkekleri talep
etmiyorlar günümüzde. Annemin kıyafet beğenilerinin büyüyen benle birlikte
büyümemesinin de katkısı büyük tabi. Ayakkabıcıya gidip kolaylık olur diye 43
numara cırtlı spor ayakkabı soran tek müşteri sanıyorum. Gerçi ben de seviyorum
cırtlı ayakkabıları. Annem bulup aldıysa giyiyorum. Annemin beğenilerini artık
kabullenmem bir yana cidden rahat oluyorlar.
Annem için alışveriş insanlığın geri kalanındaki bireylerin
gerçekleştirdiğinden çok daha farklı bir ritüel. Nasıl bir çalışmayla bu
noktaya geldi bilmiyorum ama omurilikten alışveriş yapan tek insan sanıyorum.
Öyle ki ‘’Atlet kışın üşütür, sana fanila almak lazım.’’ öngörüsüyle çıkılan
alışverişte bir anda ortadan kaybolur mesela. Sonra elinde bir kilo balık,
domates ıvır zıvır bir sürü poşetlerle uzaktan yardım isteyen bir sesle bağırır
bir şekilde beliriverir. Fanila en son alınacak üründür o gün. Önce geri kalan
ihtiyaçlar alınır ki ben ‘’Tamam anne işimiz bitti, gidelim artık.’’ demeyeyim.
Ve bu süre zarfında annem hep kaybolur, belirir, kaybolur, belirir. Genel
olarak alışveriş hala daha annemi kaybetmek demek benim için.
Belki bir şeyler değişmiştir diye geçen hafta annemle AVM’ye
gittik. Amacımız da bir gün önce televizyonda gördüğüm pekte yakışıklı olmayan
ama çizgili çoraplarıyla kendisine yakışıklıymış imajı çizmiş oyuncun
çoraplarından almak. Ne bileyim ben de yakışıklı değilim ve yakışıklıymış imajı
çizmek istiyorum sonuçta. İşe yarar gibi geldi. Yol boyu ‘’Ay benim yavrum
zaten çok yakışıklıdır, çorapta neymiş, oy da oy, aman da aman.’’ diye diye bir
hal olan annem alışverişin daha ilk 10 metresinde kayboldu piyasadan. Tramvalar
tekrar. Hadi bakalım. 15 dakika sonra annemi anons ettirmek durumunda kaldım
Telefonuna da bakmıyor çünkü kendisi. ‘’1.65 boylarında, 50 yaşlarında bir
kadın kaybolmuştur...’’. Annem beklenilen danışmaya geldiğinde elinde bana
vermek için taşıdığı 6 farklı mağaza poşeti vardı. Yüzünde de şakalı-sinirli
bir gülümseme. ‘’Ben daha 49 yaşındayım!’’. Seviyorum ben bu 49 yaşlarındaki
keratayı be.
Çoraplar beklenildiği gibi en son mevzubahis oldu. Bulamadık
o çoraplardan. Dünya henüz seksiymiş imajı çizdiren çoraplar sektöründe
küreselleşememiş belli ki. Cırtlı ayakkabılarıma ne de güzel gidecekti halbuki.
Yorumlar
Yorum Gönder