Ben biraz kapalı yazmışım şimdi merak edenler de oldu. Her ne kadar okuyanda oluşan aslolansa da ne düşündüm de
yazdım ben bu ‘’Dolmuş’’ başlıklı yazıyı bir anlayatım dedim. İlgili yazının
linki http://efearin.blogspot.com.tr/2015/03/dolmus.html
şeklinde.
Öncelikle
dolmuş yalnızlık durumunu belirten bi imge. Hiçbir yerden gelip herhangi bir
yere giden sürekli hareket halinde bir araç. Yani insanların yeri geldiğinde bi
şekilde dahil oldukları bir durum. Küf kokan ve donuk renkli...
Karakter günlük
güneşlik bir havada ya da tertemiz, huzurlu, ferah bir çevrede aslında. Ama
kendisini o iyi durumdan ayrı tutan bir şey var. Kahverengi tonlardaki kıyafeti
onu durumundan farklı kılan bir sorun veya farklılığı isteyip kendisini ona
uygun bir şekilde hazırlamış halde. Olması gerektiğinden farklı birisi o an
için.
Bilinçli bir
yalnızlaşmaya gidiyor. Nerede olduğunu bilmeyen, nasıl devam edeceğini bilmeyen
boşlukta bir halde bulamadığı cevapları yalnızlıkta aramaya karar veriyor. Onu
alıp götürecek olan, bulunduğu pozisyondan kurtaracak olan şey ona göre dolmuş,
yani yalnızlık. Fakat yalnız olmanın karakter açısından bir bedeli var ve
dolmuşa bindiğinde bunu ödüyor. Arayışındaki yalnızlık tercihi ondan o renkli,
yaz hayatının bir parçasını kopartıp götürüyor belki.
İçeride dolmuşun
bir şoförü var. Yalnızlıktan başka birşeyi olmayan birisi. Yalnızlığın sahibi.
Hep yalnız olan veya işte her neyse. Konuşma geçmiyor şoförle aralarında ve en
uzak noktalara oturuyorlar. Karakter en arkada. Hakim olmak istiyor diğer
insanlara. Tamamiyle izlemek, bilmek istiyor orda neler olduğunu. Bir arayışta
işte canım. Bakıyor ediyor, izliyor.
Karakterden
sonra dolmuşa binen kadın dolmuşun küf kokusunu bastıran keskinlikteki parfümü
ve yalnızlığa uymayan giyimiyle o dolmuşa ait olmayan. Bir anda sebepsizce
kendisini orada bulmuş. Aşkı temsilen kalpli bir etek giyiyor. Bir şekilde
durduk yerde yalnızlaşıvermiş bir karakter. Dolmuşun şoförü sevmiyor onu
haliyle. Pis pis bakıyor. Kadın da nasıl geldiğini bilmediği bu durumda diğer
yolculara mesafeli davranıp her ikisine de en uzak olan yere oturuyor.
Son dolmuş
yolcusu adam ise yalnızlığa fırlatılıp atılmış, orayı istemeyen ama mahkum
edilmiş olan. Aşkı temsil eden ve dışarıya ait olduğu belli olan kadından medet
umuyor. Gidip hemen onun yanına oturuyor. Bir anda terk edilmiş biri mesela.
Olayın heycanı ile ne yapacağını bilemiyor. Hereketli sürekli. Yardım istiyor
belki de kadından, hemen kurtulmak istiyor oradan ama zamanla o da sakinliyor,
alışıyor veya kabulleniyor.
Postacı ise
hatıralar. Eskiden gelenler. Beklenmedik bir şekilde duruyor dolmuş ani bir
frenle. Bir anda o yalnızlığın içinde bir şey karaktere geçmişin
derinliklerinden mutlu bir anıyı hatırlatıyor. Hatırların derinliklerinden
çıkarıp postacının verdiği solmuş zarftaki anı mutlu bir geçmiş, gülen bir
surat. Karakter bu anıyı kendisini merak eden diğer yolcularla paylaşıyor.
Şoför yıllardır bulunduğu durumda hissizleşmiş ve oralı dahi olmuyor.
Karakter o
aradğı artık ne ise bir nevi bulmuş durumda. Kadın yersiz yalnızlığının
çıkışını karakterde görüyor. Aradığını bulmuş olsa da kadının hamlesine ihtiyaç
duyuyor karakter dolmuştan çıkabilmek için. Hatıraları ve o kadın onu
yalnızlığından kurtarıyor.
Şoför
hayatını verdiği yalnızlığında devam ederken diğer adam müsait bir yerde
inebilmek için doğru zamanı beklemeye devam ediyor.
Yorumlar
Yorum Gönder