Ana içeriğe atla

Dolmuş

Yol kenarındayım.  Hava günlük güneşlik. Yazın ortasında kışa yakışan solmuş kahverengi tonlarında kıyafetlerle bekliyorum. Tertemiz ve huzurlu günün içime sızasını engelleyen bir işlevi var sanki bunların. Biraz midem bulanıyor. Etraf bomboş. Nerdeyim ben? Ne bir yol, ne bir işaret. Nasıl gideceğim burdan?

Çok geçmeden uzaklarda bir dolmuş beliriyor. İçimde bir umut. Beni alıp götürecek olan o işte. Yavaş yavaş gelip duruyor önümde. Kıyafetlerimle uyumlu içerisi. Eski bir küf kokusu hakim... Nereye gittiğini sormuyorum. Aramızda tek bir diyalog bile geçmiyor. Sadece kafasını çevirip gri mimiklerle bir anlık bakıyor bana şoför. Bedelini ödeyip en arkaya geçip oturuyorum. Bomboş dolmuşta 2 kişi ancak bu kadar uzak oturabilir birbirine.Arka koltukları severim. Hakimiyeti sağlıyor arkada oturmak. Herkesi izleyebiliyorsun. Bu bağlamda yalnızlar için güzel bir meşgale olanağı sağladığı gibi çok kişilik gruplar içi de bir arada oturulabilecek bir toplaşma yeri olabiliyor arka koltuklar.

Yumuşakça yavaşlayıp duruyoruz. Kıpkırmızı kalplerle bezenmiş eteği, boynundaki yusufçuk kolyesi ve küf kokusunu bastıran kontrasttaki parfümü ile bu dolmuşa ait olmadığı çok belli bir kadın biniyor. Dolmuş şoförü sinirlenmiş gibi bakıyor aynasından. Kadın, şoför ve benim aramdaki mesafeyi iki eşit parçaya bölüyor. 3 kişi ancak bu kadar uzak oturabilir birbirine.

Hiçbir yerden gelip herhangi bir yere giden bu dolmuş çok geçmeden bir kez daha usul usul yavaşlayıp duruyor. Paldır küldür, sanki birisi içeri fırlatmış gibi bir adam dalıyor dolmuşa. Sol gözü yaşlı... Geçip kadının yanına oturuyor. Medet umar bir oturuş bu. 2 insan bu kadar yakın oturabilir birbirine. Kadın pek umursamaz. Adamsa sanki anlatmaya başlayacakmış gibi ani bakışlar atıyor kadına sürekli. Bir müddet böyle gidiyor. Sonra adam sakinleyip üstünü başını düzeltiyor, yaşlı gözünü siliyor. O da geri kalanlar gibi sessiz sakin beklemeye başlıyor.

Dolmuş sert bir frenle duruyor bu kez. İçeriye bir postacı girip bana doğru yöneliyor. Çantasını açıyor ve elini en derinlerine sokuyor çantanın. Zor uğraşlarla çıkardığı mektubu bana verip iniyor dolmuştan. Kadın ve erkek yolcular dönmüş pür dikkat beni izliyorlar. Mektup sararmış. Çok uzun zaman sonra hissi veriyor dokununca. Üzerinde ne bir adres ne bir bilgi. Açıyorum mektubu. Kocaman bir kağıt çıkıyor içinden. Tam ortasındaki gülen suratın dışında bir şey yok üzerinde. Meraklı gözlerle bana bakan adam ve kadına kağıdı göstermem gerektiğini düşünüyorum. Kalkıp yanıma oturuyorlar. Kağıda bakıyorlar uzun uzun. Sonra da bana. Küçük tebessümler beliriyor kadının suratında. Kolumdan tutup ayağa kaldırıyor beni. İniyoruz dolmuştan.

Yorumlar