Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2015 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

4 Saat

Kızılaydaydım geçen gün. Geçen gün dediysem de 10 gün önce falan aslında. Hep böyle yapıyorum. Geçen gün ile söze girip o bahsi geçen geçen günün aslında çok daha geçmişten bir gün olduğunu söyleyerek daha ikinci cümlemde kendimi yanlışlayıp başlıyorum olaya. Geçen gün sanki herhangi bir hikaye için öğretilmiş bir başlama cümlesi gibi çıkıyor ağızımda. Fazla düşünmeden koyuyorum hemen başa. İkinci cümlede ben neredeyim ne yapıyorum bir saniye diyorum kendi kendime ve o an bilincim yerine geliyor sanırım. Aslında her hikayenin başında biraz baygınım. Öylesine giriyorum işte dümdüz, dimdirek. İkinci cümle su çarpıyor yüzüme birazcık da kendime gelebiliyorum. Diğer insanların ilk cümlem sonunda suratlarını bana dönmeleri ve gördüğüm o dikkatlerinin bende olduğu mimikleri sanırım bunun altında yatan. Beklentisiz söze girince ‘çok da düşünmeden’ bir anda ‘evet şimdi düşünerek’e dönüveriyor. İlk cümle emekli gebeşliği, ikinci cümle ilk sunum gerginliği... Neden bu kadar açtım bilmiy...

Metro

Ah be teyzem. Kend ince küçük bir çakallık yapayım dedin, hayattan iki dakika da ben çalayım dedin ama bak gördün mü hayat senden 20 dakika çalıverdi bir anda. Metroda karşı tarafa geçmek için merdivenleri kullanmak yerine karşılıklı iki kapısı halihazırda açık olan metronun kendisini kullanayım dedin ama bak gördün mü şimdi bizle sonraki durağa kadar gelmek durumunda kaldın sen daha içerdeyken kapılar kapanıverince. Tamam niyet güzel mantıklı fakat yeterince atik değilsin be teyzem. Ufaklıklardan bir tanesi okulda ‘’Örtmen’’inden öğrendiği bir replikle ‘’Hanımefendi buyurun buraya oturabilirsiniz.’’ diyerek yer verdi teyzeye. Ay senin ağzını yerim ben. Şu tatlışa bak hele. Teyze teşekkür ederek kendisine verilen yere doğru yönelirken tren yavaşlamaya başladı bile. Evet tam da tahmin edilebileceği gibi teyzenin verilen yere oturma seramonisi daha bitmeden durağa yanaşıldı. Kapılar açıldı. A a! Teyze inmedi. Nasıl yani. Teyze şimdi de unuttu galiba yanlışlıkla burada olduğunu. Veya...

Balonlarım var

‘’Küçücük bir köyde büyüdüm ben. Etrafı dağlarla çevrilmiş, ortadaki yemyeşil düzlüğüne hapsolmuş bir köydü benim köyüm. Denizin büyükçe bir göl olarak düşlenmekten başka bir seçeneği yoktu çocuk zihinlerde. Dağlar kapatırdı bütün bakışları, kısıtlardı bütün hayalleri. Dünyanın yuvarlak olduğu çokta önemli değildi bu ufuk çizgisiz dünyada. Güneş bir tarafından doğardı dağların, sonra kızarıp saklanırdı bir diğer tarafa. Enkaz güneşleri biriktirirdi hep batı. İyi miydi kötü müydü bilmiyorum böylesine bir yerde dünyaya gelmek. Belki de buralarda doğmuş olsam çok farklı olurdum. Ama yapamıyorum. Sevmediğim şeyler de yok değil hani. Ama her neyi seviyorsam tutup o dağların arasına sürükleyesim geliyor. Kopamıyor işte insan bir türlü. İlk geldiğimde ne kadar da heycan vericiydi oysa. Belki de hiç o sönmüş güneşlere bakmaya dağların öteki tarafına geçebilecek kadar büyümemeliydim.’’ Kim yazmışsa pek becerememiş gibi. Ayrıca ben çok uzağım böyle rollere. Her hareketim, her tonlamam k...