‘’Küçücük
bir köyde büyüdüm ben. Etrafı dağlarla çevrilmiş, ortadaki yemyeşil düzlüğüne
hapsolmuş bir köydü benim köyüm. Denizin büyükçe bir göl olarak düşlenmekten
başka bir seçeneği yoktu çocuk zihinlerde. Dağlar kapatırdı bütün bakışları,
kısıtlardı bütün hayalleri. Dünyanın yuvarlak olduğu çokta önemli değildi bu
ufuk çizgisiz dünyada. Güneş bir tarafından doğardı dağların, sonra kızarıp
saklanırdı bir diğer tarafa. Enkaz güneşleri biriktirirdi hep batı.
İyi miydi
kötü müydü bilmiyorum böylesine bir yerde dünyaya gelmek. Belki de buralarda
doğmuş olsam çok farklı olurdum. Ama yapamıyorum. Sevmediğim şeyler de yok
değil hani. Ama her neyi seviyorsam tutup o dağların arasına sürükleyesim
geliyor. Kopamıyor işte insan bir türlü. İlk geldiğimde ne kadar da heycan vericiydi
oysa. Belki de hiç o sönmüş güneşlere bakmaya dağların öteki tarafına
geçebilecek kadar büyümemeliydim.’’
Kim yazmışsa
pek becerememiş gibi. Ayrıca ben çok uzağım böyle rollere. Her hareketim, her
tonlamam karakterin istemediği tarafa ait. Vasat bir oyuncu olduğum için pek
nazım geçmiyor malesef ki. Yarına kadar durumu kabullenmem lazım, acilen de
işemem. Mesanem patlamak üzere. Her adımımda ben buradayım diyen bir sızlama.
Neyseki birkaç adım sonra bu isyan etmiş ürik asitlere özgürlüklerini
verebileceğim.
Hijyen
gözetip herkesin kullandığı kapı kolundan tutmadan ayağımla itiyorum pipililer
tuvaletinin kapısını. Sanki koldan tutsam cinsel yolla bulaşan bir hastalığı
elimle o kapı kolundan alıp birkaç saniye içinde cinsel yoluma koyacakmışım
gibi bir his geliyor. Cinsellik içermeyen bir cinsel yolla bulaşma...
Ters asılmış
R. Mutt’lardan bir tanesi boş. Ama sırada bekleyen biri var yine de. İki
işeyenin arasına işeyip gerginlik yaratmak istemiyor herhalde pisuvarlarda. Boş
olan pisuvara geçiyorum. İki yanımdaki tam bu esnada ayrılıyorlar pisuvarlardan.
Sırada bekleyen eleman öfkeli. Üç pisuvardan ikisi boş olmasına rağmen
ortadakini ben mesken edindiğim için işeyemiyor bu sefer de.
Açıyorum
barajın kapağını. Salıyorum gitsin vitaminini süzdüklerimin posası. Son
damlayla inatlaşıp sonraki isyan nadasına bırakırken mesanemi iki yanıma birer
dolu mesane daha geliyor. Bizim sıradaki akşamı bulduracak herhalde.
Elimin
kirlenmediğine emin, pis bir ‘kapı kolundan açan’ tarafından açılan kapıdan
temazsız bir şekilde çıkıyorum elimi yıkamadan. Sağıma dönüp beni zemin kata
taşıyacak merdivenlere doğru yöneliyorum.
Bir kat, bir
kat daha... yetmedi 1 tane daha. Bütün katlar da birbirinin aynı. Birbirinden
farklı yüzler görmesem bulunduğum kata geri çıkıp duruyorum derim. Merhaba
Escher merdivenleri.
Kantine
doğru geçerken büyük holde o kocaman dövmeli kızı görüyorum. Upuzun bir ağaç
var omzunda. Hemen hemen 1 karış boyunda. Sakızı da baya büyük olsa gerek bu
dövmenin. Ne büyük balonlar yapılır o sakızla. Uçarsın bile belki. Ama bir
yutarsan yanlışlıkla... İğne yaparlar valla sonra.
Devam
edecek...
Ya da
etmeyecek ya. Niye etsin ki. İyi geceler.
Yorumlar
Yorum Gönder