Ana içeriğe atla

Haydaa, Nereye Düştük

Dışarıda bir sürü fotoğrafçı var. Bütün kadrajların kesişim kümesinde de bulunduğum bina… Yapıları fazla yeni şehirlerin eski binalara tutkusu, hemen önümdeki sokaktan geçen rastgele birine dünyanın dört bir tarafına dağılmış kimliksiz hatıralar edindirtiyor. Bense John Constantine tiryakiliğinde sigaranın, Tabutta Rövaşata kalitesindeki şaraplarla tüketildiği bu yerde oturmuş olup biteni izliyorum. Dip sesi olan bu koca şehrin ender sakin yerlerinden burası. Dökülmüş sıvaların arasında bir dost meclisi…

Dışarıdaki fotoğrafçılarla saatlerdir karşılıklı bakışıyoruz. Ben çıplak gözle onlar merceklerle... Normalde bu kadar uzun süre hiç tanımadığınız bir insanla bakışamazsınız. Birkaç saniyeyi aşan uzunluktaki bakışmalar bile “birader ne baktın” öfkesine veya “çok siz güzelsiniz sen abla” aşklarına sebebiyet veren derin duygulara ulaşabilir. Ama arada mercek varsa…

Of, ağır ağır içim bayıldı be. Bu ne böyle.

İşte tam o anda yan masamdaki Ahmet Abi çekti tabancasını. Herkes bir çıldırdı ama Ahmet Abi durmadı, bastı tetiğe. Sonra bir daha bastı ve bir daha. Herkes sırılsıklam olana kadar bastı. Ahmet abi böyledir. Çocuklaşır arada. Artan tepkilere kendince bir basın açıklaması yaptı sonra da. “Kameralara oynadım”. Öyleydi de. Ahmet Abi tek başına koca binanın önüne geçmişti. Bütün objektifler ondaydı. Performansına sağlık Ahmet Abi. Bir zaman sonra Ahmet Abi’yi 118 80 reklamlarında göbek atarken gördük. Başarıları daim olsun.

Hızlı bitti, olmadı. Biraz detaylandıralım.

Ahmet Abi tabancasını çektiği sırada sürekli bir tiz ses gelmeye başladı kulağıma. Birilerinin kulağı çınlıyordu, duyuyordum. Yakınlarda başka yerlerden anılan birileri var demek ki diye düşünürken tam karşımda oturan Hüseyin’le Ahmet Abi’nin sulu şakasının ortasında bakışlarımız çakıştı. ‘Sen de mi duyuyorsun’un günlük hayatta nasıl bir ifadesi, nasıl bir mimiği olabilir. Oldu işte. Karşılıklı mutabakata vardığımız Hüseyin’le etrafa bakınmaya başladık. Fotoğrafçıların hemen yanında iki teyze… Tabancayı gördüğü gibi biri çığlığa diğeri ağıda başlamış bile. Girmişler hemen gitti yiğidim aslanım triplerine. Az sakin olsaydınız teyzeler ya. Gerdiniz ortamı iyice. Yok bir şey. Kameralara oynayan oynayana, bu nedir arkadaş.

Birazcık bilgi de katalım işin içine.

İşte ünlü ağıt ‘Sevgilimi koluma takarım, bebekte üç beş tur atarım’ o gün, oradan, o teyzeden çıkmıştır. Yok kulak çınlatan değil. Diğeri.

İlginç tesadüfleri, hikayenin başına atıfta bulunan sonları severiz değil mi?

Ahmet Abi’nin olayı bitip içerdeki herkes sakinleyince hem kurumak hem de içeriye hakim olan sakinliği dışarıya da taşımak adına sokağa dağıldık. Teyzeler susmuyor bir. Kameralar bunlara dönünce iyice gaza geldiler. Ahmet Abi’den de büyükler varmış meğer. Rol çaldılar resmen. Saydım, tam 28 dakika teyzeleri dinledik. Ahmet Abi tabancasıyla en son ‘yetti be’ tribiyle bunları da ıslatınca sustular. Kameralar tekrar Ahmet Abi’de tabi. Bravo abi bunlar hep 118 80 yatırımları, helal olsun.

Olayın akşamına ışıltılı şehrin soluk insanlarından arkadaşlarla takıldım. “Seni, Hüseyin’i bol bol andık bugün” dediler. Ne kadar, dedim. “Bilmem, yarım saat kadar” dediler. İşe yarıyor. Anılındı mı kulaklar çınlıyor.

Ay ben şok tabi.

İnandık vazosuna dönmüş be hikaye. Bu ne böyle. Alın size olmamış bir yazı işte. Yok pardon olmamış değil de deneysel diyelim. Ya da postmodern mi desek. Hmm. Havalı oldu.

E hadi bir çay kaoyayım bari. Öptüm çok.

Yorumlar