Ana içeriğe atla

Restoran

Sigara kullanıyor musunuz, diye sordu. Restoranın ayrımındayım. Takip eden iki saatimin kimliğini edineceğim. Sağ tarafı seçerek bir sigara içen veya sol tarafı seçerek bir sigara içmeyen olarak devam edebilirim. Kısa bir süre duraksayıp iki tarafı da görebildiğim bu hakim yerden seçimim sonrasında parçası olacağım toplulukların profiline bir bakıyorum. Sigara kullanan mı olmalıydım yoksa sigara kullanmayan mı?

Sigara içmeyen bölümü çocuklarına sağlıklı bir gelecek inşa etmek için hayatlarından vaz geçmiş aileler tarafından kapatılmış. Genel olarak boş olmasına karşın etrafta koşturan çocuklarla fonda kaotiklik elde edilmiş. Sigara içen bölüm görebildiğim kadarıyla dolu. Çocuk yok. Fazla az ve fazla çok yaşların toplandığı sigara içmeyenler grubundan arta kalan gençler bu bölümde. Çocuk çığlıkları, anne azarları ziyadesinde şen kahkahalar yükseliyor buradan daha çok. Genel olarak herkes oturuyor. Öyle ortalıkta koşturan eden yok. Fakat sigara içilmeyen bölümünün önüne doğru ayakta duran ve sigara içen bir güruh var. Daha belki bir saat önce içeri girerken sigara içmediklerini beyan eden canına tak etmiş yalancı babalar bunlar. Bu tercihimle sigara içmeye zorlanmayacağımı düşünerek bir sigara içen olduğumu bildiriyorum.

Yalnızlığımın büyüklüğü iyice belli olsun diye dört kişilik masaya oturuyorum. İki kişilik masadaki tek kişilik yalnızlığa nazaran şu an üç kişilik bir yalnızlığım var. Belki dikkat çeker, bir el uzatan olur. Menü getiren garson dört kişilik masa kapatmamdan duyduğu rahatsızlığı olağanca gücüyle mimiklerine yerleştiriyor. Malum bir kişi iseniz iki kişilik masada oturmalısınızdır. O da tek kişilik masa olmadığından. Bu tür büyük yalnızlıklara izin verilmez restoranlarda. Fakat boşta başka masanın olmaması sertleşen mimiklerine çaresizlik çizgileri ekliyor garson beyin. Acınasıya dönüşen halim karşısında belki ‘Sizi şu bol sohbetli samimiyetin yağmur olup yağdığı masaya yamayabilir miyiz?’ diye sorar diye bekliyorum. Bir şey demiyor.

Siparişimi beklerken yalancı babaların sigara sohbetleri çalınıyor kulağıma. Mert’in yaşının kemana başlamak için ideal olduğunu öğreniyorum.  Selin ise zaten 3 senedir keman çalmakta. Selin aynı zamanda bale de öğreniyor. Üstelik derslerinde de çok başarılı. Mert belli ki bu savaşı kaybetti derken Selin’in Mert’den beş yaş büyük olduğunu öğreniyoruz.  Mert’in henüz daha zamanının olduğu konusunda fikir birliğine varan babalar sigaralılar bölümünü terk ederken giriş kapısından iki sigara içen de sisteme dahil oluyor. Soldaki. Kırmızı. Güzel. Karşısında utanılacak kadar. Masama doğru yaklaşıyor. Nabzımın hızlandığını, elimin terlediğini fark ediyorum. Sindirim sistemimin yavaşladığıyla ilgili bir belirti yok. Bana bakarak yürümeye devam ediyor. Tam masamın önünde duruyor. İşte oluyor, diyorum. Artık asla yalnız olmayacaksın, diyorum. Tekseniz masayı ayırabilir miyiz, diyor. Birkaç saniye duraksıyorum. Dört kişilik masamın iki tane iki kişilik masadan oluştuğuna inanmak istemiyorum. Tekseniz masayı ayırabilir miyiz, diye yineliyor.

Ne de olsa yalnızlığını azaltmış, diyebilirsiniz belki. Demeyin. Çok üzüldüm ben.

Yorumlar

Yorum Gönder