Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Hastane

Araba kullanmayı hiç beceremem. Zaten iki ayak için üç pedal olayını da hiç anlamış değilim. İnsan düşünülerek yapılmış bir tasarım değil, besbelli. Yıl olmuş 2016 hala daha neyin inadıysa bu… Hayır bir de genel olarak şöyle bir bakın. Ayaklarla bir şeylere basarken iki elle bir şey yuvarlayıp bir yandan da bir çubuğu itip çekiyorsunuz. Ne kadar birbirinden alakasız hareketler. İki ayak için iki pedal olanlara bak bir de. Eller yuvarlamak ayaklar da iki pedal için, tam denk geliyor. Daha yapılabilir. Ama becerememem sadece bundan değil. Asıl park yerlerini anlayamıyorum. Yani anlıyorum da, pek aynı fikirde olamıyoruz. Sağ olsunlar hep de onlar haklı olduğundan Bis’im hep bir kayıp, bir yok. Araba gezdiren arabalarla kaçırıp fidye istiyorlar. Arabanın ederiyle kıyaslanınca fidye de fidye hani. En son çektiklerinde geri almamayı bile düşündüm. Tak etti canıma. Aldığımdan beri motoru çalışırken yaptığı yoldan daha fazlasını motoru çalışmadan yaptı mübarek. En son bir de hız limitine...

Kalp

Yalnız uyumaları bana sorun. İki önceki kız arkadaşım bir horlayandı. Bir kere birlikte uyumayı geçtim bir kere kendi yatak odamda uyuyabildiğimi hatırlamam. Artık iyice canıma tak ettiği başka bir uykusuz gecede, internette çözüm ararken karşıma çıkan en klişe askerlik anısını o an uygulayabileceğim tek çözüm olarak görüp ağzına çorap tıkarken uyandırınca açıklama yapamadım. Ayrıldık. Tam artık salonda değil de rahat rahat yatağımda yalnız uyuyorum ne güzel derken çıktı bir başkası geldi geldi bu sefer. Huzursuz uyurgezer. Bir gece mutfaktan gelen takır tukur seslere uyandım. Eyvah dedim hırsız girdi eve. Tam bir tırsak olduğumdan önce evden kaçmayı düşündüm. Dedim işini bitirene kadar dışarda beklerim. Sonra o çıkarken selamlaşırız, geri dönerim. Fakat kapıya ulaşmak için mutfaktan geçmem gerektiğini fark ettim, vaz geçtim. O anda Buse aklıma geldi. Yardım istemek için döndüm hemen Buse’yi dürtmeye başladım. Ses yok. Sonra biraz daha sert dürttüm, küçükten fısıldadım, yine ses...

Tuvalet

Saat dört. Delikli camın arkasından bağıran abla otogar servisinin dört buçukta, otogardan otobüs harekâtının beşte olduğunu bildiriyor. Böylelikle kafamdaki acaba dayanabilir miyim sorusu net bir cevaba kavuşmuş oldu. Tuvaletiniz nerede diye soruyorum. Fanusun içerisinden tepki yok. Sorumu tekrarlıyorum. Dış dünyayla erişimi kısıtlanmış olan abla duyamamış bir ifadeyle kafasını sallayıp kulak deliklerini cam delikleriyle aynı doğrultuya getiriyor. Bu kez bağırarak soruyorum. Artık herkes tuvalet aradığımdan haberdar. ‘Güvende tutulması gereken’ sinirli bir şekilde burada tuvalet yok diye bağırıyor deliğe yapışmış suratıma. İrkiliyorum. Halbuki ben duyulmuyor diye birbirimize bağırıyoruz sanıyordum. İletişim için bağırmayı zorunlu kılan camın samimiyetin ötesinde artık saygıyı da yok etmeye başladığını görüyorum. Tam o anda sol tarafımdan sifon sesiyle birlikte bir kapı aralanıp içerisinden ıslak elli bir abi çıkıyor. Bir umut keskin kokuya doğru yanaşıyorum, ıslak elli ‘sadece perso...