Ana içeriğe atla

Hastane

Araba kullanmayı hiç beceremem. Zaten iki ayak için üç pedal olayını da hiç anlamış değilim. İnsan düşünülerek yapılmış bir tasarım değil, besbelli. Yıl olmuş 2016 hala daha neyin inadıysa bu… Hayır bir de genel olarak şöyle bir bakın. Ayaklarla bir şeylere basarken iki elle bir şey yuvarlayıp bir yandan da bir çubuğu itip çekiyorsunuz. Ne kadar birbirinden alakasız hareketler. İki ayak için iki pedal olanlara bak bir de. Eller yuvarlamak ayaklar da iki pedal için, tam denk geliyor. Daha yapılabilir.

Ama becerememem sadece bundan değil. Asıl park yerlerini anlayamıyorum. Yani anlıyorum da, pek aynı fikirde olamıyoruz. Sağ olsunlar hep de onlar haklı olduğundan Bis’im hep bir kayıp, bir yok. Araba gezdiren arabalarla kaçırıp fidye istiyorlar. Arabanın ederiyle kıyaslanınca fidye de fidye hani. En son çektiklerinde geri almamayı bile düşündüm. Tak etti canıma. Aldığımdan beri motoru çalışırken yaptığı yoldan daha fazlasını motoru çalışmadan yaptı mübarek. En son bir de hız limitine yakalanınca biraz yüksek bir değerden aldılar ehliyetimi. Ben hiç düşünmemişim tabi benim araba için hız limiti gibi bir sorunun olabileceğini.  Malum beygirleri biraz geberik. Baktım bayır aşağı, dedim salayım gitsin. O ara geçmiş. Yoksa kendi başına yapabileceğinden değil. Kaptırdık ehliyeti. Alacağım diye de götüm çıkmıştı. Yok radyatör delinirse ne yapmalıymışız. Valla ben yumurta kırıyorum ve işe de yarıyor, ama şıklarda yok. Zaten bir Bis’iniz varsa o şıklardakilerle yapamazsınız. O şıklardakilerin hiç biri bir Bis için doğru değil. Bis işte. Sahneden inmiş de zorla geri çağırmışlar. Son parça artık gösteri bitmiş çoktan. Teknik servisi arayacağına -ki öyle bir şey yok- bırak kenara yürü daha iyi. Yaptığın masrafa değmez.

Benim ehliyet gidince motorcu bir arkadaşım “Neden illa arabada inat ediyorsun, bak başka branşlar da var” dedi ve motorcu oldum. Allah belasını versin onun. Hastanede kemiklerimin kaynamasını bekliyorum şimdi. Bak iki ay geçti hala gelmedi ziyaretime. Gelemez zaten. Yüzü yok.

Dünyanın en sıkıcı yeri burası. Valla eroin de vermeseler yaşanmaz. Gerçi gelen giden çok oluyor. Bu kadar arkadaşımın olduğunu bilmezdim. Ben de arkadaşım diyorum da bakmayın yarısından çoğu annemin arkadaşı. Beni en son üç yaşımdayken görenler. Çok yaşlılar. O kadar yaşlılar ki ziyarete sütle geliyorlar. Gençler gibi çiçek veya orta yaş gibi kolonya yok bunlarda. Zehri alan süt var. Bir yerden sonra o kadar çok süt birikti ki annem muhallebi yapıp baş hekim, radyolog, pratisyen… dolaşıp bütün hastaneye dağıttı. Diyetisyenlere çok kıl olmuş. Yememişler. Ve yemedikleri gibi bir de alçılamışlar annemi yok şekermiş, tansiyonmuş. Şimdi annem tüm diyetisyenlere cephe almış durumda. Gerçi annem bana da cephe almış durumda. En son gelen teyzeyi de yine “Sen çok küçüktün, çok ağlamıştın, teyze sana dondurma almıştı da susmuştun.” diye hatırlatmaya çalıştığında ‘yok hatırlamadım’da inat edip “bu aynı hikayeli onuncu teyze” deyince “Kazadan hatırlamıyor o şimdi” oluverdim. Çok mahcup etmişim teyzeye karşı. Teyzeyi de görseniz hayatın farkına varamayacak bilinçte. O teyzeye karşı mahcup olunamaz yani. Muhallebinin tarifinde o olayın. Durduk yere diyetisyenlerin tarafına konulduk.

Etraf böyle süt kutularından arınıp çiçekler ve kolonyalar daha göze çarpar hale geldiğinde makineci bir arkadaşım geldi ziyaretime. Değişik bir çocuktur. Öyle projeden projeye atlar. Bu aralar da alkolle çalışan arabaları kurcalıyormuş, belki bir tane de yapacakmış. Kolonyalarıma sulandı. Abi senin işine yarar mı ki bunlar limonlu falan dedim, yok yok bir şey deneyeceğim dedi. Yine o sihirli cümle. Verdim hepsini, getirdiği çiçeklerle değiş tokuş ettik. Araba tamamlanınca da ilk bana sürdürecekmiş. Hadi bakalım, iki haftaya buraya geri dönmesek bari.

Yine yaşlılar en iyisini biliyor bak. Ne güzel muhallebimizi yedik, kolonyalar araba olacak. Bir de çiçeklere bak. Bir işe yaradığı yok, solmasını bekliyoruz.


Elleh, rabbiş daha 2 hafta var…

Yorumlar