Ana içeriğe atla

Şirket 2

(Şirket’in devamı)

Şirket içi yemekmiş. Şaka mı bu. Zaten yedi kişiyiz, her öğlen birlikte yiyoruz. Daha neyin yemeği. Gelmiyorum ben dedim. Zorunluymuş. Kim koyuyor yahu bu zorunluluğu. Yedi kişiyiz be. Doğrudan demokrasiyle yönetilebilecek azınlıktayız. Gel sor akşam birlikte mi yesek diye. Şuna bak davetiye maili yazmış bir de elli metrekare yerde yüzüme baka baka. Mükemmel kurumsal, inanılmaz profesyoneliz ya. Diğer şirketin elemanlarından oluyor bunlar hep. Diğer şirket dediysem şu birleştiğimiz şirket işte canım. Bunlar bizim departmana yeni giren ablayla kaynaşacaklar diye zaten iki haftadır gitmediğimiz tiyatro, sinema, sergi kalmadı. Ne ara bu kadar sanatsever olmuşlar anlamak mümkün değil. Eve gidip dinlenemez olduk. Her gece bir olay her gece bir eğlence. Peki ya gündüz? Gündüz herkes geberik. İş yapan var mı? Yok. Bak yine üç gün kaldı teslime hala daha ne durumdayız bilgi veren yok. Bir de tutup daha yüksek fiyatlı işler bağlayın diyorlar. Ne oldu kardeş paracıklarınız mı bitti? Kendinizi ablaya göstereceksiniz diye bütün bu aktivitelerde ‘aa bendensiniz’ diye atlamayı biliyorsunuz ama. Sanki bir de çok iş yapan var da daha büyük işler istiyorsunuz. Güven verin kardeşim. Güven verin bağlayalım.

Şarap da bok gibiymiş. Yukarıda da bu kadar gömdükten sonra yemeğe gelmek hiç olmadı gerçi. Bedava canım en nihayetinde, ne yani birinden biri ısmarlayacak yine mutlaka. Yazık olurdu şimdi gelmesem, ziyanlık. Yoksa çok karşıyım böyle şeylere, biliyorsunuz. Yemekler geldi bizim abla hala yok piyasada ama. Sohbet de nedendir bilinmez -yani allah allah, hani çok tuhaftır- bir değişik. Azıcık abartsam suratlar düşük diyeceğim. O kadar haftadır gülüyoruz eğleniyoruz, şu ablanın olmadığı güne denk gelmesi bu mutsuzluğun da nasıl bir tesadüf, hayret edilesi.

Pek konuşulmadı, yemekler yendi, tatlılar yendi, meyveler yendi, biraz içki, sonra biraz daha derken gece ikiyi etmişiz yine. Herkes hazır da içkiliyken ve bütün şirket de oradayken, abla hariç, bir anda yarını iptal mi etsek çıktı aralardan bir yerden. Diyorum nasıl yani iptal. Diyorlar şirket biz değil miyiz zaten. Diyorum iki güne teslim var bitti mi iş. Diyorlar yok. Deli olmamak mümkün değil. Atarlanası oldum, çok içkiliydim. Elim kolum kalkmadı. Telefona hatırlatma kurabildim anca: Ertesi gün ayıldığın bir saate atarlan. Bekleyin siz göreceksiniz.

Gece bitti, bizim abla gelmedi. Lanet olsun ona da. Alman usulü ödedik onun yüzünden. Yemek hiç öyle bedava olamadı. Bilseydim o tütsülenmiş şeyden söylemezdim. Adı da bir tuhaftı tadı da zaten. Keşke ablanın sözleşmesine bu gibi durumları da ekleseydik. Gerçi nereden bileceksin şirketteki yalnızlıkları.

Taksilere binip evlere dağılacaktık. Bizim diğer şirketten bir arkadaş da yan apartmanımda kalıyor, abi dedi sen gidiyorsan beni de atsana. Bak bak hesabı bana kilitleyecek. Aynı yere gidiyoruz bölüşürüz işte, dedim. Yok ben o zaman yürürüm, dedi. Tam insanı deli etmelik. Nasıl, ne ara bu kadar çulsuzlaştıysa bunlar. Neyse bindik gidiyoruz. Bunun azcık yüz göz kaymış alkolden. Döndü bana, abi çok bekledik, gelmeyecekti işte, neden bu kadar bekledik ki zaten, dedi. Ama dedi, belki yarın gelir. Yuh dedim, yarın da mı bir şeyler yapacağız. Yok abi yapamayız zaten dedi, bende para yok. Nasıl oğlum ne yapıyorsunuz paraları, dedim. Aslında öylesine gelişigüzel sormuştum. Abi dedi, biz sizin yarınız kadar para alıyoruz. Nasıl dedim ya yarı yarı kırışıyoruz ya paraları. Yok dedi son üç dört iştir sizin bize bulduğunuz işleri biz de başkasına yaptırıyoruz bizim paranın yarısı onlara gidiyor, dedi. Zaten bir sonraki toplantıda da söyleyecektim ben bir ekip daha var onları da mı alsak diye, dedi. Telefona bir hatırlatma daha kurdum ‘Şirkette cinnet geçir, ortalığı birbirine kat’.

Yorumlar