(Şirket’in
devamı)
Şirket
içi yemekmiş. Şaka mı bu. Zaten yedi kişiyiz, her öğlen birlikte yiyoruz. Daha
neyin yemeği. Gelmiyorum ben dedim. Zorunluymuş. Kim koyuyor yahu bu
zorunluluğu. Yedi kişiyiz be. Doğrudan demokrasiyle yönetilebilecek
azınlıktayız. Gel sor akşam birlikte mi yesek diye. Şuna bak davetiye maili
yazmış bir de elli metrekare yerde yüzüme baka baka. Mükemmel kurumsal,
inanılmaz profesyoneliz ya. Diğer şirketin elemanlarından oluyor bunlar hep. Diğer
şirket dediysem şu birleştiğimiz şirket işte canım. Bunlar bizim departmana
yeni giren ablayla kaynaşacaklar diye zaten iki haftadır gitmediğimiz tiyatro,
sinema, sergi kalmadı. Ne ara bu kadar sanatsever olmuşlar anlamak mümkün değil.
Eve gidip dinlenemez olduk. Her gece bir olay her gece bir eğlence. Peki ya gündüz?
Gündüz herkes geberik. İş yapan var mı? Yok. Bak yine üç gün kaldı teslime hala
daha ne durumdayız bilgi veren yok. Bir de tutup daha yüksek fiyatlı işler
bağlayın diyorlar. Ne oldu kardeş paracıklarınız mı bitti? Kendinizi ablaya göstereceksiniz
diye bütün bu aktivitelerde ‘aa bendensiniz’ diye atlamayı biliyorsunuz ama. Sanki
bir de çok iş yapan var da daha büyük işler istiyorsunuz. Güven verin kardeşim.
Güven verin bağlayalım.
Şarap
da bok gibiymiş. Yukarıda da bu kadar gömdükten sonra yemeğe gelmek hiç olmadı
gerçi. Bedava canım en nihayetinde, ne yani birinden biri ısmarlayacak yine mutlaka.
Yazık olurdu şimdi gelmesem, ziyanlık. Yoksa çok karşıyım böyle şeylere, biliyorsunuz.
Yemekler geldi bizim abla hala yok piyasada ama. Sohbet de nedendir bilinmez -yani
allah allah, hani çok tuhaftır- bir değişik. Azıcık abartsam suratlar düşük
diyeceğim. O kadar haftadır gülüyoruz eğleniyoruz, şu ablanın olmadığı güne
denk gelmesi bu mutsuzluğun da nasıl bir tesadüf, hayret edilesi.
Pek
konuşulmadı, yemekler yendi, tatlılar yendi, meyveler yendi, biraz içki, sonra
biraz daha derken gece ikiyi etmişiz yine. Herkes hazır da içkiliyken ve bütün
şirket de oradayken, abla hariç, bir anda yarını iptal mi etsek çıktı aralardan
bir yerden. Diyorum nasıl yani iptal. Diyorlar şirket biz değil miyiz zaten.
Diyorum iki güne teslim var bitti mi iş. Diyorlar yok. Deli olmamak mümkün
değil. Atarlanası oldum, çok içkiliydim. Elim kolum kalkmadı. Telefona
hatırlatma kurabildim anca: Ertesi gün ayıldığın bir saate atarlan. Bekleyin
siz göreceksiniz.
Gece
bitti, bizim abla gelmedi. Lanet olsun ona da. Alman usulü ödedik onun
yüzünden. Yemek hiç öyle bedava olamadı. Bilseydim o tütsülenmiş şeyden söylemezdim.
Adı da bir tuhaftı tadı da zaten. Keşke ablanın sözleşmesine bu gibi durumları
da ekleseydik. Gerçi nereden bileceksin şirketteki yalnızlıkları.
Taksilere
binip evlere dağılacaktık. Bizim diğer şirketten bir arkadaş da yan
apartmanımda kalıyor, abi dedi sen gidiyorsan beni de atsana. Bak bak hesabı
bana kilitleyecek. Aynı yere gidiyoruz bölüşürüz işte, dedim. Yok ben o zaman
yürürüm, dedi. Tam insanı deli etmelik. Nasıl, ne ara bu kadar çulsuzlaştıysa
bunlar. Neyse bindik gidiyoruz. Bunun azcık yüz göz kaymış alkolden. Döndü
bana, abi çok bekledik, gelmeyecekti işte, neden bu kadar bekledik ki zaten,
dedi. Ama dedi, belki yarın gelir. Yuh dedim, yarın da mı bir şeyler yapacağız.
Yok abi yapamayız zaten dedi, bende para yok. Nasıl oğlum ne yapıyorsunuz paraları,
dedim. Aslında öylesine gelişigüzel sormuştum. Abi dedi, biz sizin yarınız
kadar para alıyoruz. Nasıl dedim ya yarı yarı kırışıyoruz ya paraları. Yok dedi
son üç dört iştir sizin bize bulduğunuz işleri biz de başkasına yaptırıyoruz
bizim paranın yarısı onlara gidiyor, dedi. Zaten bir sonraki toplantıda da
söyleyecektim ben bir ekip daha var onları da mı alsak diye, dedi. Telefona bir
hatırlatma daha kurdum ‘Şirkette cinnet geçir, ortalığı birbirine kat’.
Yorumlar
Yorum Gönder