(Şirket
2’nin devamı)
Bir
avuç dolusu tebeşirle daldım içeri. Hiç
öyle bu ne be demeyin. Ortaokuldan biliyorum çok işe yarıyor tebeşir. Daha
maşallah kimse ayılamamış şirkette, bütün göz kapakları yarıda. Dün geceden
sonra dört saat bile uyumadılar tabi. Ama durun siz az sonra nabzınıza tavan
yaptıracağım.
Bizden
habersiz başkalarına iş mi yaptırıyorsunuz lan, diye bağırmaya başladım. Aracı
şirket olmaktan kurtulamayacak mıyız biz. Madem işi başkası yapıyor siz neden
varsınız. Neden departman olarak birleştik lan, dedim. Lan’ların üzerine
özelikle basıyorum ki ciddiyetim anlaşılsın. Öfkeli söylemlerdeki lan’lara hep
inanmışımdır. Aman nasıl asiyim nasıl atarlıyım bir görseniz. Arada bir abi
açıklayabiliriz çıkışları oluyor, hemen tebeşir fırlatıp bastırıyorum. Hırsımı
alana kadar bırakmam. Bilerek ıskalıyorum ama tebeşirleri. Malum, sonunda bir
anlaşma ortamı olursa şayet bana sağlam lazımlar. Ne kadar zarar verebilirsin ki
zaten demeyin, bacak kırmışlığım var tebeşir fırlatarak. Tabiki abartıyorum,
saçmalamayın.
Tebeşirleri
kararlı almışım. Yeter artık yoruldum dediğim anda son tebeşiri fırlattım, tam
denk geldi. Sustum açıklama bekliyorum. Kimseden tık yok. Sıra sizde açıklama
beliyorum, diye bağırdım. Sonra çok mu yumuşadım acaba dedim, lan diye de
ekledim sonuna. Fakat bu seferki pek olmadı. Es verince araya, lan’la cümle
arasındaki bütünsellik bozuldu, etki kayboldu. Anlatın diye yineledim. Saklandığı
bilgisayar ekranının arkasından bir kafa belirdi. Tebeşir? Diye sordu. Bitti,
dedim. Bir anda kapının arkasından, masanın altından, dolabın arasından
insanlar belirmeye başladı. Meğer boşluğa nutuk çekiyormuşum. İlk söyledikleri
abi vallaha dışarıya yaptırdığımız son işimizdi oldu, ikincisi ise sen kimden
duydun. Soran da bana her şeyi anlatan. Hatırlamıyor ki düne dair hiçbir şey. Bizim
departmandakiler de yazık olayı yeni öğrenmişler ağızlarını açıp konuşamıyorlar
bile.
Keşke
ıskalamasaymışım. Komple bıraktık. ‘Departman olarak şirket arıyoruz’ diye de iş
ilanı verdik. Nasıl, deneysel değil mi? Saçmadır, bir iki insan da aradı. Bir
tanesi de yine sınıf arkadaşlarımızdan. Nasıl bereketli bir sınıfız
görüyorsunuz. Herkesin şirketi var. Mezun olduğumuz gibi bir AVM açsak
açarmışız. Önce abi bu ne biçim şeydir, dedi. Sonra gelin bize, dedi, isminizi
de alabiliyorsunuz değil mi, dedi. Yok, dedim, biz çıktık haliyle isim şey
olmadı. He bize isim lazımdı ya tüh dedi, kapadı. Okuldan biliyorlar tabi
bizden bir cacık olmayacağını ama görüyorsunuz nasıl bir marka yaratmışsak
artık. Köroğlu Yazılım. Heyt be. Yurtdışı pazarına açılırız diye de alan adını ingilizce
almıştık, ‘blindmansson’.
Baktım
olacak gibi değil. Bizimkilerin korsan iş yaptırdığı firmayı aradım. Dedim
böyle böyle, sizin işleri aslında hep biz ayarladık, gelelim mi? İki hafta sonra
başladık yeni şirketimizde. Tam sürünsün şimdi Köroğlu Yazılım, biz şimdi yeni
şirketimizle çok mutluyuz derken bir güruh daha işe alındı firmada. Kim tahmin
edin. Köroğlu Yazılım. Boşunaymış onca hırgür, keşke en başından birleşseymişiz.
Artık hep birlikte Yıldırımoğlu Yazılım için çalışıyoruz. Alan adımız da tabi
ki ‘lightningmansson’.
Yorumlar
Yorum Gönder