Ana içeriğe atla

Yemeyin Bilkent Fameo


Zaten menü istedik kitap geldi. Menü derinliğinin menü kuyusu olduğu yerden korkacaksın. Belli yani her şeyi yapacağım diye hiçbir şeyi yapamayan bir yer. Bir yarım saat debelendikten sonra garsona tatlılar için sayfa kaçı açmam lazım dedim. San sebastian ve iki çay söyledik. Peynirli ekmek ve ıslak bergamot geldi. Görüntüsünden taş gibi olduğu belliydi. Garson masaya bıraktığı anda telaşlanıp, biz sufle söylemiştik ama san sebastian geldi, dedim bir hışım. Belki anında şu çirkinden kurtulabiliriz diye düşünmüştüm, ama yemedi. Yoo san sebastian söylemiştiniz dedi, gitti. Nasıl bir müessese ya bu. Sufle söylemişsem sufle söylemişimdir arkadaş. Bir 10 dakika kadar san sebastianımıza baktık. Üzerinde üçüncü derece yanıklarıyla can çekişiyordu. Sonra çaylar geldi. Şu yukarıda gördüğünüz iğrenç bardaklarla.. Sizi sıcak bardaktan uzak tutsun diye tasarlanmıyor mu bu kulplar. Kaçarı yok orta parmağınızın dışı cama yapışıyor bardakta. Elin üzerindeki deri de çok ince. Avuçlayarak tutsanız çayı daha az yanarsınız. Biri elinize dökse direk musluktan içer gibi içseniz daha az yanarsınız. Tamam biraz abarttım sonuncusunu. Ama anca o kadar yanarsınız işte. Bir 5 dakika kadar farklı tutuş stilleri çalıştık bardakla. Nasıl bir el ya da nasıl bir tutuş için yaratılmış bu bardak diye tersine mühendislik yaptık. Hayır belli yani bardağı tasarlayan bizleri düşünmemiş. Biz o acaba kimleri düşündü merakındayız. Tüm bunları yaparken içindeki çayı unutmuşuz, soğudu bu ara tabi. Yani mekanın çayları da soğuk geliyor arkadaşlar. Zaten sıcak olsaymış da içilmezmiş. Ben güzel çay yapamıyorum bergamotu var içinde. Basmışlar bergamotu acısını alsın diye. Bir süre de çaya gömdük ve sonra bizi meşgul eden çay aradan çekildi ve san sebastianımızla yüzleşme vaktimiz geldi. Kim önce yemeli diye taş makas kağıt yaptık. Göreniz nasıl çirkinler çirkini. Aslında ben kazandım ama Ayşe kaybedince çirkefleşip taş makas kağıdı yememek için değil yemek için yaptığımızı iddia etti. Çok zorlamadım, o da haklı, yedim. Akışkan değil, kenarları yanık, peynir tadı yok, çok şekerli. Kısaca, BOK. Biraz yüksek sesle gömmüş olacağız, san sebastianımız bittiğinde garson geldi, sevmediniz mi dedi. Daha siz sevememişsiniz ki bunu biz nasıl sevelim. Bunu yapan içinden söze söve, ona hakaret ede ede, mutsuz mutsuz yapmış bunu. Tüm irinini kusmuş üstüne. Sevmedik dedik. Bugün beş kişiye servis ettik hepsi çok beğendi dedi. Vallahi gel de delirme. Bu lafından sonra sessizce suratına baktık. Durdu bi, salakladı, sonra ben size şikayet kağıdı getireyim dedi. E hadi getir dedik.

Kağıda şunları yazıp kalktık;

Sufle söyledik, garsonlarınız san sebastianı bize sufle bu diye yutturdu. Öncelikle neyin ne olduğuna karar vermelisiniz. Ayrıca bergamot bergamottur. Çay isteyenlere çay getirin. Porsiyonlarınız da çok küçük. Bardaklarınız da çok çirkin. Hayat çok kötü of.

(Anlatılanların bir kısmı kurgu. Tamam mı Fameo. Çok celallenme.)

Bu ve bu tip değerlendirmeler için Ayşe Akıncı ile yeni instagram hesabı açtık. ye.meyin hesabına hepinizi bekleriz.


Bu arada önceki yazıda şapkalı a biraz olay olmuş. Biraz daha Türkçe'nin eksiklerine giriyorum o halde. Nedendir bilinmez, 2016 yılında şapkalı harfler kaldırılmış diye bir söylenti çıkmış. Sonra TDK yalanlamış. Bu devirde nasıl söylenti çıkabiliyorsa. Neyse en nihayetinde şapka hala varmış. Fakat gerçekten inanılmaz saçma. Sağın tersi sol ve sol anahtarındaki sol'ü düşünün örneğin. Sol anahtarındaki 'o' şapkalı olmalı o zaman. Böyle böyle tüm harflere şapka mı ekleyeceğiz. Olmaz öyle saçma şey. Alfabede yeri yok bir kere. Sonradan yamanmış bir şey. Bir de bu var bazı şeylerin üzerine atılabiliyor diyorlar. Size de bir tuhaf gelmiyor mu? Kanmayın bunlara. Ayrıca fark etmişsinizdir bu sefer de yazıda '...' yerine '..' kullandım. Üç nokta türkçenin kanayan estetik yarası resmen. O ne öyle upuzun bitmek bilmiyor. Bir de iki nereye gitti de hemen bir üç noktaya geçtiniz arkadaş. Noktaa, noktaa, (of aman içim kıyıldı) ve noktaaaa. Neyse Türkçe'nin eksikleri bitmez. Bana bıraksalar var ya.. Herhalde bir daha yazamazdık. İyi ki bırakmıyorlar. İyi ki dil bilimciler var.

Yorumlar