Ben teknolojiden
anlamayan biriyim. Anlamayınca da sevemiyor insan tabi. Ama “Teknolojiyi
sevmiyorum ben” diye direk konuya girmek çok ofansif karşılanıyor. Marjinal
oluveriyor insan bir anda. “Abi sen de mi” oluveriyor. Hayır şimdi marjinalim
de yani orası ayrı. Boynumdan fularım iki dudağımın arasından da pipom eksik
olmaz. Ama teknolojiyle bir alakası olduğunu sanmıyorum bu durumun. Biraz
artizim evet ama bu benm artizliğim. Teknolojinin benim üzerimden prim
yapmasını istemiyorum.
Kullandığım her
şey manueldi şimdiye kadar. Bir öğretmenim ben. Evet öğretmenler olarak (en azından
benim çevremdekiler) pek sevmiyoruz dünyadaki teknolojik ve bilimsel
gelişmeleri. Bilim adamları insan hayatını kolaylaştırmıyor aksine zorlaştırıyor
bizce. Durduk yerde bir sürü bilgi bir sürü yeni araç gereç. Ne güzel yaşıyorduk.
Bunlar da nereden çıktı şimdi.
Kağıttan ekrana
geçmek inanılmaz sancılıydı benim için. Zorla bilgisayar derslerine soktular
beni. Hiç sevmediğim ve istemediğim halde ekrandaki o biçimsiz şekilli şeylerle
muhattap olmak durumunda kaldım 4 koca hafta.
Fişini takmakla
başladık olaya. “Bilgisayar öğreteceğim sizlere, hepiniz birer Bill Gates
olacaksınız.” edasıyla ilk derse başlayan o daha yeni öğretmen, idealleri
yüksek acemi çocuk “Evet şimdi fişi takıyoruz.” deyiverince kendimden emin ve
karakterime yakışan marjinallikte bir havayla “Aman bumuymuş yani.” bakışı atmıştım.
Beş dakika sonrasında kan ter içerisindeydim.
“Ekranda
gördüğünüz oku fare kullanarak yukarı kaydırın.” denirse tabiki doğal olarak
ekrandaki oku yukarı kaydırmak için insan da fareyi yukarı kaldırır. Çünkü
bunlar şayet bahsedildiği gibi ilişkiliyse, birini yukarı hareket ettirmelisindir
ki diğeri de yukarı hareket etsin. Sanki benim bir problemimmiş gibi gülüyor
bir de zibidi. Doğru düzgün anlat o zaman! “Oku yukarı kaydırmak için fareyi
ileri itin.” de.
Bu tür anlaşmazlıklar
bir yana cidden zor iş bilgisayar işi. Ne yapman gerektiğini bir şekilde o
anlatamayandan anlasan dahi yapamıyorsun bazen. Kendini bedenini geliştirmen
gerekiyor. Yetemiyorsun. İki kere arka arkaya sol tuşa tıklamak için harcadığım
zamanın haddi hesabı yoktu mesela. Hızlı olmak tek gayemdi o zamanlar. Kalan
işler bir şekilde yürür nasıl olsa. Evin kirası yatar, faturalar ödenir, çocuk okula
gider... Ama şu tıklama işi... Klasör açmak için oğlumun eve gelmesini
beklemek... Gençken olsa çok kolay yapardım. Reflekslerim hızlıydı. Ama artık çok
zor bu tip işler benim için.
Bir şekilde o
dört şahane hafta geçti gitti. Birer Bill Gates olamadık. Ama bir şeyler de katmadı
da diyemem. Solarite oynayıp Explorer’de Google’ı açabiliyorum mesela artık. Ya
da kumanda üzerinde o şimdi hızlı reflekslere sahip parmaklarımla harikalar
yaratıp daha hızlı kanal değiştirebiliyorum. Artık bir sonraki teknolojik
gelişmeye kadar daha mutluyum. Ama biraz daha az marjinalim.
Yorumlar
Yorum Gönder