Küçükken hiç
dışına taşırmazdım da halbuki. Anasınıfında üstat derlerdi. Kabul gören
akımlara, renklere ben karar verir kitleleri peşimden sürüklerdim. “Var mısınız
şimdi bir ev çizmeye?” derdim mesela resim saatinde ve oturur hepbirlikte,
bütün anasınıfı olarak, ev çizerdik. Hatta bazı zamanlarda velilere kadar
ulaştığım olurdu çizdiği evi beğenmeyip annelerine baştan çizdirenler
sayesinde. Baya geniş bir kitleyi etkim altında bırakırdım sanatımla.
Sürekli çizerdim
o zamanlar. Üretirdim aralıksız. Duchamp’çı değil Warhol’cuydum herhalde. Tabi
bu durum uyku saatlerinde başıma bela olurdu. Çünkü ev sadece resim saatlerinde
çizilmeliydi. Öyle sürekli çizemezsin. Uyku saatinde ise uyunmalıydı. Herşey
ayrı ayrı ve birbirine karışmadan ilerlemiliydi. Tabldot tabağı gibi bir hayat.
Pilav ve kurufasülyenin birbirinden ayrı durup asla bir araya gelemediği o
bölmeli keskin ayrımlar. Kırmızı ve maviyi karıştırmadığı için moru tasavvur
bile edemeyen düşünceler.
Sonraları
bıraktım. Ortaokul ve lise yıllarında optik doldurmaktan öte pek bir çalışmam
olmadı çizim adına. Yıllar sonra bir boyama kitabını bile doğru düzgün
boyayamaz hale gelmişim. Bir zamanlar en iyiyken... Çöpten adamı benden daha
iyi çizebilenler var artık. Üzülüyorum.
Yorumlar
Yorum Gönder