Bu sene doğum
günü pastamı basketbol sahalı istedim. Geçen sene futbol sahalıydı. Futbolu
sevdiğimden değil, geçen sene aynı pastane basketbol sahalı yapamıyordu. Ondan
önceki senelerde zaten tematik hiçbir şey yapamıyordu. Frambuazlı veya muzlu gibi
içeriğini adından belli eden klişe isimli düz pastalar vardı bir tek. Geçen
sene futbolluya kanaat etmeden önce basketbollusunu sormuştum fakat yine de. Bu
sene öğrenmişler bak. Yoksa öyle doğum günü pastalarımda branş branş spor
dallarını geziyor değilim yani bir sene futbol, bir sene basketbol... Her daim
basketbol. Ama sırf kıllık olsun diye bu sene artık basketbollu pasta yapabilir
düzeye erişmiş olmalarına rağmen ‘cirit atmalı pasta yapabiliyor musunuz’ diye
bir önden sordum yine. Seneye de onu öğrensinler bakalım. Küçük küçük
geliştiriyorum aslında adamları. Cirit atmalıdan sonra da engelli koşu
öğretirim. Böyle böyle 24 seneye olimpiyatları tamamlatırım ben bunlara.
Pastaneye
tematik pasta yapma fikrini de ilk ben vermiştim zaten. Ailesi zengin bir arkadaşım,
adı Baran, 2. sınıf doğum günü kutlaması için İstanbul’dan spor branşlı pasta
getirtmişti. İlk onda görüp söylemiştim bizim pastaneye. 2 sene geçmesi gerekti
tabi bizimkilerin böyle bir şey yapabilmesi için. Ağır geldi biraz. Zaten ilk
söylediğimde de neresi yenilecek bir anlayamamışlardı. Küçücük adam, kale, top
şekillerinde pastalar yapmak gerekiyor sandılar. Böyle içinde her birinin
kendine ait kat kat keki olan, herbiri ayrı bir pasta olacak şekilde... Abi o
aksesuarlar plastik olacak deyince de, ‘e o zaman neresi pasta olacak bunun’
algı karmaşasına girmişlerdi. Ha bu arada şu Bara’nın pastasının branşı da poloydu.
Ailesi varlıklarını pasta üzerinden asalete çevirmek istemiş belli ki. Parası
olup da saygınlık kazanamamış aile bir sonraki neslinin saygınlığını güvence
altına almaya çalışmış. Fakat bunu pastadan ve o pastayı yiyecek 2. sınıf
öğrencilerinden medet umarak yapmaları biraz durumu tersine çevirdi. Baran
dahil doğum günündeki kimse o pastanın üzerinde neler döndüğünü anlayamayınca
Baran annesine atarlandı ve ailenin beklediği asalet hissi yerini ‘ne yaptığını
bilmeyen sorumsuz anne, baba’ya bıraktı. Yazık.
Bu sene
basketbollu pastam beni tam 10 yaşına sokacak. Kocaman adam oldum he. Salonun
kapısındaki boy çentiklerimden biliyorum, baya büyümüşüm hani. Her ne kadar
pastam beni heycanlandırıyor olsa da hediyelerle ilgili pek bir beklentim yok.
Genelde kitap hediye eden sıkıcı bir çevrem var. Ben de okuyan birisi değilim.
Geri paketleyip sırasıyla doğum günlerinde hediye olarak kullanıyorum. Bazen
aynı sene içerisinde bana o kitabı hediye edene onun doğum gününde aynı kitabı
geri hediye ettiğim oluyor. Ama yani nerden bileyim kim hangisini hediye etti
canım ben de, akılda tutulur mu o. Ama bu sistematikte davranan sadece ben
değilim. Arkadaş grubu komple böyle. Sürekli sirküle eden sabit bir kitap yığını
var yani ortada. Evet can sıkıcı bir durum. Kitaplarla altın günü yapılıyormuş
gibi bir hissiyat veriyor. Bir sonraki doğum gününe kadar kitaplar sende
toplansın gibilerinden. Ama canım nolcak yani el kadar çocuklarız şurda. En
uzun gücenme 10 dakika ne de olsa. Sistem herşeye müsait.
Baran da
geliyor. Geçen gün telefonda pastamın basketbollu olacağını söylediğimde
ahizeden ‘anne bak basketbolluymuş’ bağırışı yükseldi. Baran polo vakasından
beri hala ebeveynlerine nelerin spor olup nelerin olmadığını anlatma çabasında.
Baranın çocukluğuyla ailesinin çocukarına yerden yükseği yakıştıramayan duruşu
hala çatışma halinde. Ha bir de Baran benim için özenle çok güzel bir kitap
seçtiğini söyledi telefonda. Sisteme yeni bir kitap giriş yapacak. Çok
heyecanlı.
Yorumlar
Yorum Gönder