Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Komputer

Hayır, ne yaptın ki 50 lira istiyorsun. Format atmışmış. O bilgisayarın ederi 50 lira değil be. Pentium’un bir elin parmaklarını geçmeyen rakamlı işlemcilerinden biri için 50 liralık ne yapmış olabilirsin zaten. Onlar için ne yapabilirsin en fazla söyle bana küçük esnaf kardeşim. Bir çayını içtik diye aklınca kurduğun samimiyetimizi bozdurup nakite mi çevirmek istiyorsun. ‘Para vermeyeceğim’ dedim. ‘Bilgisayarı vermeyeceğim’ dedi. ‘Bilgisayarımı ver’ dedim. ‘Para ver’ dedi. ‘Bilgisayarımı ver’ diye yineledim. ‘Vermeyeceğim’ dedi. Belki korkar diye ‘Vermezsen polis çağırırım’ dedim. ‘Git buradan’ dedi. ‘Gitmeyeceğim’ dedim. ‘Gitmezsen polis çağırırım’ dedi. Gittim. Savaşamıyorum. Yapamıyorum. Çocukken mahallede ütülen çocuk profilimi bugüne itinayla taşıdım, taşıyorum. Altı boş çıkışlara, cahil söylemlere, patlamış özgüvenlere hiçbir zaman canıma tak ettirecek kadar maruz kalamadım. Hep kaçtım. Öngörüp hazırlandığım kavgalarda bile ayna karşısındaki performansımı sergileyecek motiv...

Unnut

Unutmak için mi? Nabzın atmalı. Spor yap mesela. Unutursun. Hatırlamaya tekrar başladığında tekrar yap.  Ama koş, bisiklete binme. Nabzın hep yüksek kalmalı. Bisikletin bayır aşağısı var. Olmaz. Kort tenisi yapma ya da. Squash yap onun yerine. Zaten yapamazsın da. Nabız düştü mü hatırlarsın. Dikkatin dağılır. Beceremezsin. Bir güzel bir de kortta kaybedersin sanki çok lazımmış, tam da zamanıymış gibi. Ha diyorsan ki spor yapmayacağım ben. Kalp hastası ol o zaman, onların da nabzı yüksek. Ölümüne sağlıksız beslen. Zaten çikolataya da sararsın, sürekli tıkınırsın öyle zamanlarda. İyi ya işte, ne güzel süreç kendisini hazırlıyor bak. Bir de alkol aldın mıydı, gelsin sana çarpıntılar yüksek nabızlar. Oh misler gibi unutursun. Ne olursa diyorum ya. Amaç kalbi çarptırmak. İstersen kırmızıya heyecanlan, istersen dekonstrüktivizme. Ya Doris Salcedo ya Vloimans ya da Blake Little… Birinden biri yardım edecektir sana. Etmeli. Ediyorlar. Mükemmel bir tablo mesela veyahut inanılmaz bi...

Bir Saat

Bulman lazım diyor. Abi bulamam, nereden bulayım bu karanlıkta onu. Yok, bırakmam seni diyor. Gece saat olmuş 1, abi bırak gideyim yatayım. Vermem kimliğini diyor. Kaç kere dedim maçta abanmayın şu topa halı sahanın üstünde file yok, üzülürüz sonra diye. Ben dedikçe iyice şımardılar. Kim daha yükseğe dikebilecek oynuyoruz sanki. Herkes dikiyor mübarek. Sırf bu yüzden 1 saatlik maçımızın 15 dakikası dikilen topun yere düşmesini beklemekle geçirdik. Maşallah da iyi dikiyor keratalar. İnmek bilmiyor top yere. Nasıldı maç deseniz, bir bekleyişti derim. O derece. Topsuz maç yaptık resmen. Hayır bir de herkes rahat rahat geniş geniş kocaman sahada, ama bir yer var ki o az önce dikilen topun yere ineceği, işte 4 adam o noktada sıkışıklığın alasını yaşıyor. Birbirini durduk yerde, hiç lüzumu yokken itmek kakmak bir araya gelmiş bir ekip görünümündeydik. Ama ortada top var mı, yok. Yav bunlar ne yapıyor. En son karşı takımdan biri olaya el attı. Tak etti çocuğun canına tabi. Aldı eline...

Çocuk

2 hafta kadar önce günlük tutmaya başladım. Tam 14 gün boyunca yazdım. 14 günün sonunda ne yazmışım merakı kısa dönem hafıza kaybı geçirmiş gibi zaten az önce yaşadıklarımı, pek yakın geçmişimi okuttu bana. Hepsi aynı. Değişen hiçbir şey yok günlerde. Tekrar tekrar iki hafta boyunca tek bir günü anlatmışım. Zaten onu da anlatamamışım. Bir tek ne yediğim değişiyor. Günlüğe neden yediklerini yazar ki insan. İki senedir aynı durumdayım aslında. Tekdüzelikte hissetmeden, hatırlamadan, düşünmeden geçirilen 2 senenin özeti o on dört gün. Daha doğrusu o on dört günün her biri iki senenin her bir günü. Dur. Ne alacaktım ben buradan. Hal geldi yine. Hep böyle oluyor. Cebimde listem vardı. Temizlik malzemelerinin olduğu reyona gitmem lazım. Bir sürü çocuklu aile etrafta. Çocukları alışveriş arabalarında hep. Marketten alınmış gibi bütün çocuklar. Hep özenmişimdir. Alışveriş arabalarına o özellik geldiğinde ‘ben de binmek istiyorum’ inadıyla ağlayacak kadar çocuk, ama sığamayacak kadar b...