Hayır, ne yaptın ki 50 lira istiyorsun. Format atmışmış.
O bilgisayarın ederi 50 lira değil be. Pentium’un bir elin parmaklarını
geçmeyen rakamlı işlemcilerinden biri için 50 liralık ne yapmış olabilirsin
zaten. Onlar için ne yapabilirsin en fazla söyle bana küçük esnaf kardeşim. Bir
çayını içtik diye aklınca kurduğun samimiyetimizi bozdurup nakite mi çevirmek
istiyorsun. ‘Para vermeyeceğim’ dedim. ‘Bilgisayarı vermeyeceğim’ dedi.
‘Bilgisayarımı ver’ dedim. ‘Para ver’ dedi. ‘Bilgisayarımı ver’ diye yineledim.
‘Vermeyeceğim’ dedi. Belki korkar diye ‘Vermezsen polis çağırırım’ dedim. ‘Git
buradan’ dedi. ‘Gitmeyeceğim’ dedim. ‘Gitmezsen polis çağırırım’ dedi. Gittim.
Savaşamıyorum. Yapamıyorum. Çocukken mahallede ütülen
çocuk profilimi bugüne itinayla taşıdım, taşıyorum. Altı boş çıkışlara, cahil
söylemlere, patlamış özgüvenlere hiçbir zaman canıma tak ettirecek kadar maruz
kalamadım. Hep kaçtım. Öngörüp hazırlandığım kavgalarda bile ayna karşısındaki
performansımı sergileyecek motivasyonu bulamadım kendimde. Sıkılıp, üşenip
gittim her seferinde. Sonrasında da hep içim içimi yedi. Dedim ki bir
sonrakinde görün beni. Hepsine ağzının payını vereceğim dedim, ama hiçbir zaman
yapamadım. Birçokları için hep kolay lokmaydım, birçokları da benim için altında
küçükten sinir ve hırs dolu bir ‘değmez’di.
Bak o küçük odadaki çeyizlik gibi duran üzeri
dantelli masa boş kaldı şimdi. Tüplü ekran, içindeki pislikten en parlak
yüzeyde bile kayamayan topuyla fare ve ‘w,a,s,d’ tuşları FIFA 98’le birlikte
kalanlarından daha da bir sararmış, zaten milenyumdan sonra da tek tuşuna dahi basılmamış
klavyeyi birbirine bağlayan, sağdan soldan sarkan kabloları derleyip toparlayan,
o kimi zaman gürleyen kimi zaman çığlıklar atan fanıyla kendisine evde bir
bireymişçesine yer edinmiş olan devasa kasa artık yok. Küçük ampul yakan limonlardan
hallice bir işlem gücü vardı ama güzeldi be. Bilgisayar gibi bilgisayardı. Bir
ağırlığı vardı, birçok da anısı.
Hep o çocuk yüzünden oldu bunlar. Misafirliğe
gelmişti lise arkadaşlarımdan biri. Ne kadar tek gel dediysem de eşini,
çocuğunu ve kaynanasını toplamış gelmiş. Belli bir yaşı geçince misafirlikler,
gençliğin barda eğlenmeleri oluveriyor malum. Sıkılmış kaynana ve eş için bir
değişiklik olsun diye zorla arkadaşlarından koparılmış, sıkılmış bir de çocuk
taşımış yanında. Sonra abi görüşemiyoruz hiç. Görüşemiyoruz tabi.
Kaldırdım danteli. Bir iki tozunu üfledim bastım
tuşuna. Küçükten bir yanık kokusu geldi. Elektrik kaçağının, yangının
olmayacağına emin olabileceğim bir süre bekledim. Sonra da sen burada oyalan
dedim. Hadi çocuğu sistemden onu da mutlu edecek bir şekilde eledik. Eşle
kaynanayı ne yapacağız. Saatlerce dikkatle dinliyormuş gibi durdum, kafa
salladım, bolca onayladım. Bir yerden sonra takibi bırakmışım. “Bize müsaade”
dediklerinde bilinçsizce, sanki sohbetin herhangi bir yerindeymişçesine kafamı
sallayıp “Hı hı evet, kesinlikle katılıyorum.” deyince blöflerinin altında
kalmamak için gerçekten kalkmak durumunda kaldılar.
Çocuğu çağırdım içeriden. Arkadaşımı ve
sorumluluklarını kapıda uğurladım. İçeri gittim bilgisayarın dantelini geri
örtmeye. Bir baktım ki bir sürü erotik site ekranda. Ve hiçbir şey çalışmıyor. E
virüs programının zamanı geçeli yıllar olmuş tabi. Sanal sevişirken korunmayan
bilgisayarıma hastalık kaptırmış velet.
Çok mu önemliydi o bilgisayarın bilgisayarcıya
gitmesi. Hayır. Zaten adamakıllı kullanmıyordum. Ama olayın gazıyla, arkadaşıma
attığım triplerimin arasına bir de çocuğunun neler ettiğini eklemek için de olsa
gerek, yapmış bulundum. İşte “yok öyle uğraştırdı, böyle uğraştırdı” beklerken “çocuğun
ergenliğini hunharca yaşayacak diye emektar bilgisayarımdan oldum” var şimdi
elimde. Sandığımdan kötü bitti.
Gelen giden bilgisayarı sorar oldu şimdi. Oturup
insanlarla yitirdiğim bilgisayar üzerine konuşmalar yapar oldum. Kaybedince
anlıyor insan kıymetini, nasihatinin sağlamasını yapıyorum. Hikayeyi
öğrenenlerse ‘Öyle yapılır mı, sen de hiç beceremiyorsun böyle şeyleri’
eşliğinde ‘Yarın beraber gidelim, alırız o bilgisayarı’ yardımseverliklerinde
bulunuyorlar. Sağ olsunlar. Beni tanıyan ve beni düşünen bir çevrem var. Sanki
istesem ben gidip alamazmışım gibi bilgisayarı. Yarın görün beni, hepsine
ağzının payını vereceğim. Alacağım o bilgisayarı geri.
-Kart geçiyor muydu hocam sizde?
Yorumlar
Yorum Gönder