Unutmak için mi? Nabzın atmalı. Spor yap mesela.
Unutursun. Hatırlamaya tekrar başladığında tekrar yap. Ama koş, bisiklete binme. Nabzın hep yüksek
kalmalı. Bisikletin bayır aşağısı var. Olmaz. Kort tenisi yapma ya da. Squash
yap onun yerine. Zaten yapamazsın da. Nabız düştü mü hatırlarsın. Dikkatin
dağılır. Beceremezsin. Bir güzel bir de kortta kaybedersin sanki çok lazımmış,
tam da zamanıymış gibi.
Ha diyorsan ki spor yapmayacağım ben. Kalp hastası
ol o zaman, onların da nabzı yüksek. Ölümüne sağlıksız beslen. Zaten çikolataya
da sararsın, sürekli tıkınırsın öyle zamanlarda. İyi ya işte, ne güzel süreç
kendisini hazırlıyor bak. Bir de alkol aldın mıydı, gelsin sana çarpıntılar
yüksek nabızlar. Oh misler gibi unutursun.
Ne olursa diyorum ya. Amaç kalbi çarptırmak.
İstersen kırmızıya heyecanlan, istersen dekonstrüktivizme. Ya Doris Salcedo ya
Vloimans ya da Blake Little… Birinden biri yardım edecektir sana. Etmeli.
Ediyorlar. Mükemmel bir tablo mesela veyahut inanılmaz bir dans ya da şöyle bir
kalıp tam fındıklı çikolata…
Ama bir yöntem daha var ki o zaman her şey bir
anda berraklaşır. Başka birine heyecanlan. Kalbin başkası için atsın. İşte o
zaman tamamsın. Yani bir yere kadar en azından. Daha sonra daha fazla şeyi
unutmak gerekecek ama olsun. Nihayetinde onu da unutacaksın. Öyle unutamam
falan yok. Ne yapacaksın ki zaten başka, sağlıklı ölmek için unutmak gerekir.
Şu var ya diyorlar hani ‘olgun’ diye. 50 yaş ergenlerinden bahsetmiyorum
tabiki. Kalbi yavaş atanlar hani. Çocuk gibi yeni gördüğü şey için heyecanlanacak
yeni şeyleri kalmayanlar. İşte onlar gibi olana kadar unutmak için nabız şart.
Sonra zaten daha dünü unutarak yaşarsın. Bir de Alzheimer vurdu mu değme
keyfine.
İster misin Alzheimer olmak? İsteme bence. Heyecanlanmadıktan
sonra ne ki zaten. Üzülmek de güzel be, o da lazım. Ama kaçacak başka sevgileri de olmalı insanın. İşte o zaman bir tutkuya muhtaçlık biter, hırslar ortadan kalkar, bunalımlar
yok olur. Saplantıya dönüşmesin aşklar.
Yorumlar
Yorum Gönder