Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Gömü

Bir gün dışarıda kalabalık bir toplaşma planlamıştık. Telefonla aradı beni heyecanlı heyecanlı. Abi başıma çok kötü bir şey geldi, ben gelemiyorum, dedi. N'oldu, dedim. Anahtar kapının arkasında kaldı, dedi. Nasıl yani, dedim. Anahtar dışarda kaldı, çıkamıyorum, dedi. Bir an mal oldum. Hikaye aslında doğru gibi, ama tam da oturmuyor. Sen içeridesin ve anahtar kapının arkasında mı kaldı, dedim. Aynen öyle abi, dedi. Tamam haklısın kapının arkasında kalması bir sorun, ama sanki hikayede sen ve anahtarın yeri değişince, içeride olduğuna emin misin, dedim. Evet abi, dedi. Oğlum kapı kolunu indir çık o zaman, dedim. Bir anda kendine geldi. Aa doğru, sen ne muhterem bir adamsın, beni çilingir masrafından kurtardın, ık bık bir şeyler. Yalan dolan. Kafasında yazmış yine bir bahane, sonuna kadar inanmamızı bekliyor. Mert öyle, heyecanlı, gergin, değişik bir tip. Bir şeyden şikayetçiyse ya da bir şeyi istemiyorsa bunu asla yalın bir dille direk söyleyemez. Ben ne kadar rahat boklayabiliyorsa...

Çişli Çapak Çorbası

I Bazen yazmak için oturuyorum ve aklıma hiçbir şey gelmiyor. Sonra hazır kafam boşken bir uyuyayım bari diyorum. Ama yatağa uzandığımda bu sefer de aksi gibi aklıma bir anda gelen bir sürü şeyden vakit bulup uyuyamıyorum. Bir çoğu yazmaya değer olmayan kısa örüntüler olduğundan geri kalkmak da anlamsız geliyor. Bari diyorum şunları bir sıralamaya sokup en azından bir bütünlük kazandırayım da sonra kalkar temize çekerim. Sonra kafamda tam bazı şeyler oluveriyorken, ben yok oluveriyorum. Bir anda düşüncelerim evirilip bir rüyaya oradan da yoğunlaşıp minik bir çapağa dönüşüyor. Yani sanırım. Sabah kalktığımda annemin bugün iyi uyudun mu, rüya ne gördün sorusuna, görmedim diyebiliyorum. Hiçbir şey hatırlamıyorum. Ne ara rüyaya daldım, ne ara unuttum anlamıyorum. Uykuya dalmadan hemen önceki düşüncelerim dahil her şey yok oluyor. Galiba hepsini sabah çişiyle atıyorum. Ben öyle düşünüyorum.  Rüyalarımızda o gün yaşadıklarımızın %80'ini tekrar ediyormuşuz. Bu tekrar hafızamıza işlemesine...

AA

Son zamanlardaki en büyük anksiyetem kangal sucukta virajı alırken iki tarafında yükseklikleri eşitleyemediğim sucuk dilimleri. Bugünkü en aykırı duruşum hb uç kullanmak, seyir zevki en yüksek tanıklığım, döner başlıklı viledada sıkılırken son sürat üzerindeki suları sağa sola fırlatan paspası izlemek. Gelip geçene bakıyorum. Kimse yok. Kahvaltı gerginliğini atlatalı 1 saat, klavyenin pili biteli yarım saat oluyor. Gerçek bir aksiyon almadım, durumu idare etmeye çalışıyorum. Fareyle karakter girişi yapacağım yere tıklayıp pilini çıkarıyorum, klavyeye takıyorum, yazacağımı yazıyorum, bitince yine pili çıkarıyorum, fareye geri takıyorum. Neyse ki ikisi de AA kullanıyor. Bazen pili klavyeye geçirdiğimde az önce fare ile doğru yere tıklayamadığımı fark ediyorum, deliriyorum. İşte o zaman kalkıp yeni pil almaya gidesim geliyor, ama ayaklarımı hissetmiyorum, belimi hissetmiyorum, ellerimi hissetmiyorum. Bir anda bir uyuşma kaplıyor her yerimi. Pili çıkarıp bir kez daha denemek için fareye ...

Şah Gambiti

Odasında çok ışık varmış. Kapatmak için düğmeye basmış. Bir şey değişmemiş. Sonra fark etmiş ki ışık lambadan değil camdan geliyor. “Uzun zaman sonra ilk defa güneş görüyorum, alışmak zor, biraz kafa dağıtalım.” dedi ve mutfak tezgahına dağılmış satranç taşlarını dizmeye başladı. Birkaç yıldır görmüyordum. Bizden ve hayattan kopuşu gözlerinin altına torbalar bırakmış ve etrafına mor kontur çekmişti. Düzelmiş tırnakları, stresten uzaklaştım, diyordu. Yıllarca satrançta takımda oynamıştı, kazanmaya karşı saplantılıydı. Yenebildiğimi hiç hatırlamıyorum, en kötü hile yapardı. Satrançta taş çalmak gibi tuhaf bir akımın eksikliğinden bahsederdi. “Sen başla.” dedi. e4 e5, at f3 ile kings knight açılışı sonrası duraksadı, melisa çayından bir yudum aldı ve e5 piyonunu bir hamle geri çekti. Anlayamadım. Kafamı kaldırıp suratına bakmak istedim, tahtaya bakmaya devam ediyordu. Sakince kafasını kaldırdı. Ciddiyetini bozmadan, “korktu,” dedi, “cepheden kaçıyor.” Gülmeye başladım. İnandım, oyunun...

Pazar

Bu yazı 'Yazar' başlıklı hikayeyle ilişkilidir. Buradan ilgili hikayeye ulaşabilirsiniz. -- Şu formu doldurmanız ve şu hesaba ücreti yatırıp tekrar buraya gelmeniz lazım, dedi. Teşekkür edip vezneden ayrıldım. Dilekçe doldurmak için ayakta yazılabilecek yükseklikte konulmuş rafların olduğu duvara doğru yöneldim. Hepsi dolu. Aslında biraz sıkışılsa bir kişi daha alır. Ama buradaki tutumlara güvenmiyorum. Ne de olsa üstesinden gelemeyenler topluluğu. Biraz sıkışabilir miyiz, riskli bir talep gibi geliyor, neyle karşılaşabileceğimi kestiremiyorum. Sessizce birilerinin bitirmesini bekliyorum. Kalemi elime alıp formu doldurmaya başlıyorum. Ad, soyad, doğum yeri, doğum tarihi gibi 'bu benim' diyebilmek için gerekli, bir yığın gereksiz, formlar ve düşük profilli 'nerelisin'le başlayan sohbet girişimleri dışında işinize yaramayacak bilgilerin ardından nihayet talebimi dile getirebileceğim alanlara ulaşabiliyorum. Çalınmasın diye duvara bağlanmış kalemin ipinin kı...

Işıklı Ayakkabı

7 yaşındaydım. Bir şeyleri yaptırabilmek için kendini yerlere atmanın, ayılıp bayılmanın gücünü yeni yeni keşfediyordum. Işıklı ayakkabı için çok terör estirmiş, herkesi bize çok baktırmış, acı biberle çok tehdit edilmiştim, ama en nihayetinde almaya çıkmıştık. Birçok dükkan gezdik. Kendi bedenimle ilgili kararları tek başıma alamayacağım yaşlarda olduğum için (ki hala değilimdir) her denemede ayakkabı üzerinden parmaklarıma abanan eller tırnaklarımı iyiden iyiye morartmaya başlamıştı. Yürürken apaçık sendeliyordum ama hala daha ışıklı ayakkabı sayıklayarak kendimi dükkandan dükkana atıp harap etmeye devam ediyordum. Sonra tam, hadi en sevdiğine gidelim artık, konuşmaları geçiyorken onu gördüm. Tüm ayakkabılardan daha fazla ışıklı, ışıklı ayakkabı. Yani sanırım 1 led fazladan vardı alt tarafı tabanında, ama o yaş grubunda insan sinek gibi ışığa yapışıveriyor işte (ki hala yapışırım). İnanılmaz görünüyordu. Dükkanın içerisinde başka bir çocuk deniyordu. Girdik. Ben de bu ayakkabıdan d...

Kredi Kartı

Kredi kartımı kaybetmiştim. Zaten bir taneydi, o da gitti. İki hafta kartsız yaşadım. İnanılmaz sıkıntılı. Para çekmeye her seferinde banka sırası beklemekten pantolon ceplerim numara doldu. On para çekeceğim hesabımdan diye git numara al, teyzelerle otur, kağıt imzala.. Tonla iş. Hesabımdan şu kadar çekmeyi talep ediyorum diye dilekçe imzalıyorsun ya her seferinde. Bir de alışkanlığım da yok, bankamatikten çeker gibi çektiğimden anında bitiyor param, sonra haydi her şey tekrar baştan. O kadar çok gidiyordum ki artık sıkıntıdan sinsileşmeye başladım. Bakıyorum mesele 243 yanmış, benim numaram 600 küsür. Ama giden yok bankoya. Hemen sanki benim numaram 243’müş gibi edalarla yanaşıveriyorum. Bir iki kere başta yakalandım. Yaşlıların reaksiyon alması biraz geç oluyor. Hesaba katmamışım. Sonradan yavaş yavaş yanaşıp, 243 bende ama, diyorlar. Ya teyze yerim seni, de, senin zamanın bir önemi yok, sen zaten yavaş yaşıyorsun, al sen şunu 600 küsür sende olsun artık, rahatını bozma hem, sandal...