Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Öne Çıkan Yayın

Yazar

Yazarım. Yarım kalmışlıkların devamını yazıyorum. Bitmemiş hikayeleri tamamlıyorum. Eksik aşklarınızı, buçuk ayrılıklarınızı bana getiriyorsunuz, ben nihayete erdiriyorum. Kimi öfkelenmek için, kimi rahatlamak için gelir. En nihayetinde hepsi düğümü çözmek ister. Önce tanışırız, hikayenin olan kısmını dinlerim. Sonra anılarında kalmasını istedikleri sonları veririm onlara. Bundan sonra hikayeleri böyle hatırlanacaktır. Bir nevi geleceği yazıyorum diyebiliriz, ama olmayan bir geleceği. Sonra hikayeleri biter. Herkes rahatlar ve evlerine dağılır. Yakın arkadaşlarına benim hikayelerimi anlatırlar. Çözülmüş yeni hikayeleriyle dedikodularını tamamlarlar. Artık yaşadıklarında noksan yoktur. Aynı hikayedeki iki kişiye ayrı ayrı zamanlarda farklı sonlar yazdığım bile oldu. Önce biri geldi, kendisini ve diğer karakteri tanıttı, yazdım. Sonra diğeri geldi. Ben biliyorum diyemedim, diyemem, profesyonel olmalıyım. Birlikte bir hikaye çıkarmak isteselerdi, zamanında bunu yaparlardı. İstememiş...
En son yayınlar

Tuval

Evde bir duvar, çok boş geldi, bir tablo iyi gider değil mi şuraya dedim. Evet dedi. Nerden alırız buraya bir şey dedim. Almayalım ya yapalım dedi, dışarıda içine ne koydukları belli değil. Tamam dedim yapalım. 2'ye 1 falan nasıl dedim. Emanet durur ya, 1'e 3 yapalım dedi. Bir an en boy sırasında uyum sağlayamadığımızdan olsa gerek zihnimde tabloyu dik koydum ve tavanı deler dedim. Çevir dedi. İyi bravo bize, avangart oldu arkasına yapınca dedim, düz asarım ben. Arkasını değil dedi. Tuvali duvara anca oturtabildim. 3 metre çok uzun değil mi dedim. Daha şimdiden mızıyacaksan oynamayalım, vesikalık yapıştırılan duvar istiyorsan konuşmaya gerek yok dedi. Esnaf çıktı içinden. Yarın yapalım dedi. Tabi patron. Gittik tuvalci bulduk. Bakın 3'e 1 o kadar büyük ki tuvalci zaten en büyük 3 yapabiliyorum dedi. Daha uzun çıtam yok dedi. O kadar şaşırdı ki siz bunu ne için kullanacaksınız dedi. Tuvalin kendisi olan insanları bile tuvalin neliği konusunda tereddütte bıraktık, 3 metre ist...

Neşe Doluyor İnsan

. 23 Nisan 23 Nisan'da bölüm başkanı masasına öğrencileri geçirmiş. Hastanede bir günlüğüne küçüklere ablalık görevi verip nöbet listeleri hazırlatmışlar. Bir ofiste satın almada diğer kurumlarla iletişime çocukları geçirmişler. Bana biraz tuhaf geldi. Hadi sembolik cumhurbaşkanlığını anladım. Ama herkes kendi yerine bir çocuk mu bulmaya başladı n'oldu. Keşke ben de kendi yerime bir çocuk bulup evdeki akıtan musluğu ona tamir ettirseydim. Tam 23 Nisan'da musluk değiştirdim. Keşke bir çocuğun eline tutuştursaydım anahtarı, deseydim ki hadi doya doya bayramını yaşa, bugün senin günün, tüm yetkiler senin, tüm sorumluluklar senin, tüm ayrılıklar senin, tüm bel ağrıları, tüm göz yaşları, yerli yersiz unutmalar, yerli yersiz hatırlamalar, el sallamalar, tokalaşmalar.. Hepsi artık senin. 23 Nisanda en yakınınızdaki çocuğa tüm yetişkinliğinizi atın. Sonra sokağa çıkıp istop oynayın. Hayır bir de bölüm başkanının başa geçirdikleri de kazık kadar 18 yaşından büyük insanlar. Yani ...

Puantiyeli Liste

Sehpanın üzerinde bırakmış. Zaten evinde bakılacak pek bir şey yok, hırsız girse tadı kaçar. Dikkatimi çekti, tek yaprak, puantiyeli liste. Yazanlar, anne, Cemre, kalemler, rüya.. Ve uzayıp gidiyor. Bir anda içeri girdi. Bunlar ne dedim. Dertlerim dedi. Sorunlarımızı dile getirirken seçtiğimiz biçim büyüklüklerine ilişkin bilgi verir. Listeye varmış dertler çok tehlikelidir. Paragraf dertlerin tanımları net, sebebi ve çözümü belli olur. Ki paragraf olabilmiş zaten. Ayrıca muhtemelen sayıca da az olurlar, her birine yeterli açıklamayı yapacak kadar zamanı sıkılmadan ayırabilmişsiniz. Dertler listeye vardıysa çoğunlukla net bir tanımdan uzak, sayıca fazla, çözümleri soyuttur. Liste dertlerden korkun. Hele ki tek kelimeye kadar inmiş liste dertlerden kaçın. Festivalleri düşünün örneğin. Bilmem ne yöresi gençlik festivali vardır mesela, Fanta Fest var ya da, ya da Rock'n Coke. Festival iyileştikçe adında festival kısalarak yok oluyor, ne olduğunu tanımlayacak eke bir noktadan sonra ger...

Aylık Osuruk

 Bugün 3 arkadaş basketbol oynamaya gittik. Eski günlerdeki gibi. Sadece bir 15 yıl kadar yaşlanmışız. 10 kişi kadar da eksiğiz. Aslında aynı yere de gidemedik, kapanmış, yerine tenis kortu açılmış. Bir spor branşının başka bir branşın sırtına basarak yükselmesini kınıyorum.  Pek eski günlerdeki gibi değilmiş ya, pardon. Galiba sadece topumuz aynıydı. Hiçbirimiz 15 yıl önceki o son birlikte oynadığımız günden bir gün sonrasına dahi basketbol kariyerimizi taşımamışız. Sarf malzemeler yıllar içerisinde hep gelecek nesillere aktarıma uğramış, yitmiş gitmiş. Harun Erdenay'ın kim olduğunu bilmeyen küçük bedenlerin üzerine büyük beden Harun Erdenay forması, topu çembere yetiştiremeyecek cılız kollara Jordan top olmuş. Yıllar sonra yine oynamaya karar verdik, ama minimum yeterliliği sağlayacak topu bulmakta bile zorlandık. Umut ben getiririm dedi. Kemerli şortlarımızla potaya geldiğimizde Umut 15 yıl önceki o topla karşıladı. Bir taşınmada yanlış kategorinin kolisine atılması onu bug...

Katil

10 yıl önce yaşlı bir alt komşumuz vardı. Bir iki kere markete gidiyorken kapıda denk geldiğimde ayaküstü bir şey lazım mı marketten diye sormuştum. Sadece ayıp olmasın diye. Pek istekli bile değildim. Sonra 3 yıl market alışverişini ben yapmak zorunda kaldım. Ayıp olmasın diye. Yaşlıların hayatta kalmak için geliştirdikleri böyle bir mekanizma var işte. Bir yaştan sonra yapabildikleri bitiyor yaptırabildikleri başlıyor. Hiç öyle büyük şirketlere karşı ayaklanmayın, asıl emek sömürüsü yaşlılarda. Güç kesilince gücü kenara atıp sinsilikle devam ediyorlar. Ne veriliyorsa sonuna kadar al. Bir yaştan sonra restorandan 20 tane ıslak mendille çıkıyor bunlar. Evde kızıma da alayım diye tüm eşantiyonlardan ikişer üçer alıyorlar. 70'indan sonra hırsızlığa başlamış tanıdığım var. Yalan bol, demans diyormuş. Ben de tam 3 sene adımını attırmadım o kadına dışarıya, ne gerekiyorsa evine ben aldım. Temel ihtiyaçları geçtim, arkadaşım geliyor dedi, alem şarabını bile ben seçtim. Nebbiolo, uzun son...

Gratis

Gratis kartınız var mı, dedi. Önce yok dedim, sonra aklıma birkaç gün önce Ayşenur'la Gratis'e girdiğimiz geldi. Var dedim. Çıkardım, telefondan Ayşenur'un numarasını buldum, söyledim. Çıkmadı, dedi. Kasada da numara verdiğini hayal meyal hatırlıyorum halbuki. Ayşenur'un hemen altında da Beyza var. Aslında Beyza'nın bu hikayede yeri yok ama ekranda, beni söyle beni söyle, diye çıldırıyor gibi geldi. Madem Beyza bu kadar ısrarcı.. Söyledim. Onun da yokmuş. Bir de bunca çırpınışa. Çok tuhaf, insanlar var, Gratis kartları yok. Sanki çok olay ya neyse. Tam bu noktada artık Gratis kartımın olmadığını itiraf etmeliydim, ama işte kumar bağımlılığım tetiklendi, dedim bu sefer kesin. Rehberi hızlıca kaydırıp rasgele bir yerde durdum. Kimin olduğuna bile dikkat etmeden sıradaki numarayı verdim. Olmadı. Sonra birkaç numara daha verdim. Sonra birkaç tane daha.. İşin rengi çok hızlı değişti. Meğer ben Gratis'e alışverişe değil rehberimdeki Gratis kartı olanı bulmaya gitmişim...

Sallanan Sandalye

Evimde hayaletler var. Hiç olmadık anlarda varlıklarını hissettiriyorlar. Tatlı değiller, asla uzlaşmak istemiyorlar, düpedüz canıma okumanın peşindeler. Çoğunlukla unutulmuş bazı anlara ilişkin küçük  izler. Bir anda gün yüzüne çıkıveriyorlar. Duvarda ölçülmüş bir boydan kalan, yanına isimin baş harfinin yazıldığı bir çizgi, bir anda kırılan hediye gelmiş bir bardak, ki kırılmasa emin olun umurunuzda olmadan öylece kullanmaya devam edersiniz, ya da zamanında masa sallanmasın diye ayağının altına sıkıştırdığınız, unutulmuş, kalpçik içeren minik bir not. Sonra tüm hikaye gerisin geri kendisini oluşturup yekpare, biçimsiz, eciş bücüş bir yığınla karşınızda size hesap soruyor. Neden? Açıklamak yersiz, güç. Aklınızda kalan detayları kabaca ortaya doğru toplayıp alelacele birleştirmeye çalışıyorsunuz, yeterince bir sebep oluşturamıyor. Zamanı için o kadar mantıklı gelen kararların ucu ne kadar da hızlı kaybolmuş. Tamam da niye? Gerektiği kadar yüzleşmediğinizi, yasını tutmadığınızı, diy...