Yazarım. Yarım kalmışlıkların devamını yazıyorum. Bitmemiş hikayeleri tamamlıyorum. Eksik aşklarınızı, buçuk ayrılıklarınızı bana getiriyorsunuz, ben nihayete erdiriyorum. Kimi öfkelenmek için, kimi rahatlamak için gelir. En nihayetinde hepsi düğümü çözmek ister. Önce tanışırız, hikayenin olan kısmını dinlerim. Sonra anılarında kalmasını istedikleri sonları veririm onlara. Bundan sonra hikayeleri böyle hatırlanacaktır. Bir nevi geleceği yazıyorum diyebiliriz, ama olmayan bir geleceği. Sonra hikayeleri biter. Herkes rahatlar ve evlerine dağılır. Yakın arkadaşlarına benim hikayelerimi anlatırlar. Çözülmüş yeni hikayeleriyle dedikodularını tamamlarlar. Artık yaşadıklarında noksan yoktur. Aynı hikayedeki iki kişiye ayrı ayrı zamanlarda farklı sonlar yazdığım bile oldu. Önce biri geldi, kendisini ve diğer karakteri tanıttı, yazdım. Sonra diğeri geldi. Ben biliyorum diyemedim, diyemem, profesyonel olmalıyım. Birlikte bir hikaye çıkarmak isteselerdi, zamanında bunu yaparlardı. İstememiş...
Evde bir duvar, çok boş geldi, bir tablo iyi gider değil mi şuraya dedim. Evet dedi. Nerden alırız buraya bir şey dedim. Almayalım ya yapalım dedi, dışarıda içine ne koydukları belli değil. Tamam dedim yapalım. 2'ye 1 falan nasıl dedim. Emanet durur ya, 1'e 3 yapalım dedi. Bir an en boy sırasında uyum sağlayamadığımızdan olsa gerek zihnimde tabloyu dik koydum ve tavanı deler dedim. Çevir dedi. İyi bravo bize, avangart oldu arkasına yapınca dedim, düz asarım ben. Arkasını değil dedi. Tuvali duvara anca oturtabildim. 3 metre çok uzun değil mi dedim. Daha şimdiden mızıyacaksan oynamayalım, vesikalık yapıştırılan duvar istiyorsan konuşmaya gerek yok dedi. Esnaf çıktı içinden. Yarın yapalım dedi. Tabi patron. Gittik tuvalci bulduk. Bakın 3'e 1 o kadar büyük ki tuvalci zaten en büyük 3 yapabiliyorum dedi. Daha uzun çıtam yok dedi. O kadar şaşırdı ki siz bunu ne için kullanacaksınız dedi. Tuvalin kendisi olan insanları bile tuvalin neliği konusunda tereddütte bıraktık, 3 metre ist...